Başbakan Binali Yıldırım, Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu (YOİKK) 2017-2018 Reformu tanıtım programındaki konuşmasında, yatırımla ilgili alınan kararların ve tedbirlerin tanıtımının yapılacağını söyledi.
Yatırım Koordinasyon Kurulu’nun 2017-2018 yıllarını kapsayan reformlarının hayırlı olmasını dileyen Yıldırım, paketin hazırlanmasında ve hayata geçirilmesinde sekretarya görevini yürüten Ekonomi Bakanlığına ve Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’a, özel sektör temsilcilerine, TOBB’a, sivil toplum kuruluşlarına ve tüm katkısı bulunan kurumlara teşekkürlerini iletti.
Yıldırım, girişimcilere, şirketlere ve yatırımcılara her türlü kolaylığın sağlanmasının lütuf değil görev olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin kalkınmasını, büyümesini ve refahını arttırmasının arkasında iş dünyasının olduğuna işaret eden Yıldırım, “Bürokrasinin görevi, devletin işleyişinde bir araçtır ve mutlaka olması gereken bir mekanizmadır. Ancak bürokrasi demek, sizlerin olağan işini olmaz hale getirmek demek değildir. Düz gidecek işi yokuşa sürmek demek de değildir. ‘Kolaylaştırın, zorlaştırmayın’, Peygamber Efendimizin bundan bin 500 yıl önce insanlığa verdiği mesaj, bugün de hala güncelliğini koruyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yıldırım, hem mevzuat hem de uygulama itibarıyla bürokrasi ne kadar basitleştirilirse ve işler hale getirilirse ülke ile milletin bundan karlı çıkılacağını vurguladı.
TBMM’de önceki haftalarda görüşülerek kabuk edilen yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili düzenlemelerin, 35 maddelik bir kanun olarak yürürlüğe girdiğini anımsatan Yıldırım, “Bu esasen bu alanda bir seferde yapılan en büyük reformlardan birisidir. Şimdi hazırlıkları devam eden 67 maddelik bir paket daha var. Onu da yakın zamanda Meclise sunacağız.” diye konuştu.
“VATANDAŞLA YÜZ YÜZE GELMEDEN İŞLEM YAPMANIN ÖNÜNÜ AÇIYORUZ”
Kanuni değişikliklerle uygun olarak idari düzenlemelerin de devam ettiğini belirten Yıldırım, şunları söyledi:
“Türkiye’de bu mevzuat işi bir seferde bitmiyor. Kanun çıkarıyorsun, her şey halloldu zannediyorsun. Gidiyorsun, ‘Kanun çıktı, şu işi hallet.’ diyorsun. ‘Ne kanunu kardeşim, daha bunun yönetmeliği yayınlanmadı, genelgesi gelmedi, bakanlık talimatı gelmedi.’ diye tekrar önünüze bir engel çıkartılıyor.
Esasında kanun çıkınca her şeyin hallolması lazım. Ama hukukçular, işi kolaylaştırınca kendilerine olan ihtiyacın azalacağını düşündükleri için böyle kontrol mekanizmaları koymayı ihmal etmiyor. Şimdi mümkün mertebe vatandaşla yüz yüze gelmeden işlem yapmanın önünü açarak, bu süreçleri azaltıyoruz. Eş zamanlı olarak ikincil düzenlemeler de hızla devreye giriyor ve böylece uygulama hemen başlıyor.”
Şirket kurmayla ilgili bir örnek veren Yıldırım, “Bunu burada söylememde bir beis yok. TOBB Başkanı Rifat Bey’e biz ilk defa iktidara geldiğimizde, ‘Şirket kurulumu nasıldı?’ dedim. ‘Siz iktidara geldiğinizde bir ayda şirket kuruyorduk, Ankara’ya da özel adam gönderiyorduk ama şimdi bir saati geçmiyor.’ dedi. Aslında daha da kısalabilir ama bir günde şirketinizi kuruyorsunuz, ‘Bismillah’ deyip işe başlıyorsunuz, fatura kesebiliyorsunuz, bu ciddi bir ilerlemedir.” diye konuştu.
Yıldırım, artık şirket kurmak için il ve ilçelerde ticaret sicil müdürlüklerine başvurulacağını bildirerek, “Daha önce noterlere de gidiliyordu. Şimdi artık ticaret sicil müdürlerinde bu iş yapılacak. Bunun ne faydası var? 2 bin 250 lira veriyordunuz, şimdi 650 lira vereceksiniz, en büyük faydası bu. Maliyeti 3’te birinin altına düştü. Bu önemli bir unsur, biraz noterlerimiz üzüldü ama onlara yapacak iş her zaman var.” dedi.
“BÜROKRASİ ‘TUŞ’ OLUYOR”
Yıldırım, evraklar konusunda da zihniyet değişikliğine gittiklerini vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:
“Devletle işiniz varsa her bir kuruma aynı evrakları tekrar tekrar hazırlayıp götürme işine son veriyoruz. Bu çok önemli bir şey, bu bir devrim. Bir kurumda işiniz var, bugün itibarıyla e-devlet üzerinden vatandaşın devletle iş yapma oranı yüzde 57’ye çıktı. Ama bu yılsonuna kadar vatandaş-devlet arasındaki her türlü iş internetten, e-devlet üzerinden yapılacak. Bürokrasiyle, bürokratla karşı karşıya gelmeden her işinizi yapabilirsiniz. Yani bürokrasi ‘tuş’ oluyor, tuşa basacaksınız işinizi yapacaksınız.”
Gerekli dokümanların zaten mevcut olduğunu belirten Başbakan Yıldırım, bunları tekrar tekrar istemenin anlamlı olmadığını söyledi.
Yıldırım, elektronik ortamda haberleşmenin olacağını belirterek, “Bilgiler havuzda bulunacak, sizin sadece vatandaşlık numaranızı girerek, bu yılsonu itibarıyla söylüyorum, işlemlerinizi ehliyet, pasaport, şirket kurulacak, trafik tescili veya tapu alınacak aklınıza ne gelirse, her türlü işlemi e-devlet kapısı üzerinden ayrı ayrı bir sürü evrak olmadan, kurumlar kendi içerisinde haberleşerek size sonuç bildirilecek. Böylece vatandaşın kapı kapı dolaşıp, yorulması bitkin düşmesinin önüne geçilecek.” ifadesini kullandı.
Yıldırım, geçtiğimiz yıl iyi niyetle şirketlere iflas erteleme hakkı getirdiklerini anımsattı.
İflas erteleme durumu olmayan kişilerin borçlarından kaçmak ve yükümlülüklerini yerine getirmemek için bunu kötüye kullanmaya başladığını ve birçok mağduriyet oluştuğunu belirten Yıldırım, bu uygulamayı kaldırdıklarını söyledi. İflas erteleme yerine şirketin kurtarılmasıyla ilgili mekanizma geliştirdiklerini anlatan Yıldırım, şirketin tasfiyesi yerine ticari hayatını sürdürmesini esas alan, alacaklı haklarının da korunması sağlayan bir statüye geçmesini istediklerini ifade etti.
Yıldırım, bu uygulamayla kötü niyet ve düşüncelerin önüne geçmeyi amaçladıklarını vurgulayarak, “Şirket batık hale gelmeden, sıkıntı ortaya çıkar çıkmaz şirketin kurtarma anlaşmasına girebilmesine imkan getiriyoruz. Şayet şirket kurtarılamamışsa mallarının bir bütün halinde satılarak ekonomik değerinin de korunmasını hedefliyoruz.” diye konuştu.
“İNŞAAT RUHSAT FORMUNDA TEK İMZA OLACAK”
Hayata geçirilen düzenlemelerin, inşaat sektörünü de ciddi ölçüde rahatlatacağını belirten Yıldırım, şöyle devam etti:
“İnşaat izni alınması için 18 ayrı işlem yapılıyor. Bunun sayısı 6’ya indiriyoruz. Evraklarını inşaat izni için belediyeye teslim eden bir vatandaşımız artık diğer kurumları ilgilendiren evrakları tek tek dolaşarak takip etmek zorunda kalmayacak. Bir pencere veya tek kapıdan hizmet alma dediğimiz sistemi hayata geçiriyoruz. Belediye elektronik ortamda bu sorgulamaları yapıp işlemi tamamlamış olacaktır.”
Başbakan Yıldırım, inşaat ruhsat formunda tek bir imzanın olacağını, diğer bütün işlemlerin elektronik ortamda yürüyeceğini aktardı.
İskan belgesi ve elektrik bağlanması işlemlerine de kolaylıklar getirildiğini, bütün belediyeleri aynı dijital ortamda buluşturarak bu konudaki uygulama farklılıklarıyla zaman ve kaynak israfının önüne geçeceklerini anlatan Yıldırım, İçişleri Bakanlığının bu düzenleme üzerinde çalışılarak ortak bir platform hazırlanacağını aktardı.
Yıldırım, artık her yerde iş yapma, her yere koşuşturma döneminin sona ereceğini ama biraz zamana ihtiyaçları olduğunu söyledi.
“TÜRKİYE OFFLİNE DEĞİL ONLİNE ÜLKE KONUMUNDADIR”
Hayatın bir gerçeği olan internete “beni ilgilendirmez” şeklinde yaklaşmanın mümkün olmadığına işaret eden Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İnternet hepimizi ilgilendiren, dünya ve gelecek ile bağlantımızı kuran, güncel kalmamızı sağlayan hayatımızın bir gerçeği. Her bir vatandaşımız artık bilgi toplumunun bir üyesi olmak mecburiyetinde. Çocukken okuma yazma öğreniyoruz ya şimdi de bilgisayar okur yazarlığı diye bir şey var. Toplumların gelişmesi, bilgi toplumunda hangi seviyede olduğunuza bağlı. Bilgi toplumu, sadece alfabe okur yazarlığına göre değerlendirilmiyor. Bu alanda da büyük yatırım yaptık. Köyünden şehrine her yerde erişimimiz var. Okullarda geniş bant erişim var. Bilgi toplumu noktasında Türkiye Avrupa Birliği ortalamasını yakalamış durumda. Nüfusumuzun yüzde 60’ından fazlası artık internet okur yazarı haline geldi. Bu büyük bir gelişme. Tabii altyapıya akıl yollarına yapılan yatırımın sonucu bu. Yol olmazsa nasıl bir nereye gideceksiniz? Bilgi yolu, bilgi otobanı olmazsa istediğiniz kadar bilin istediğiniz kadar internetin piri olan ama bilginin olduğu yere ulaşamazsınız, bilgi size ulaşamaz, dolayısıyla dünyadan kopuk olmak durumunda kalırsınız. Bunu aştık. Türkiye offline değil online ülke konumundadır.”
Yıldırım, Telekom şirketlerinin gelişen teknolojiyle, genişleyen kullanıcı sayısına uygun olarak dağ, bayır demeden gerekli altyapıyı hazırladığını, istasyonlar kurduğunu vurguladı.
Ülkenin her yerindeki vatandaşların erişilir durumda olması için bu hizmetlerin yapıldığına değinen Yıldırım, şu görüşlere yer verdi:
“Altyapı ile ilgili bazı zorluklar yaşanıyordu bunları da bu reform çerçevesinde çözmüş oluyoruz. Bir yere baz istasyonu kurulacak vatandaş ‘Buraya kuramazsın burası mera, orman, sit alanı’ falan diyor. Bir sürü bahane ama kapsama yapması için uygun olan orası. Bunun bir tekniği usulü var. Eğer biz interneti hayatımızın gerçeği kabul edeceksek bu istasyonların da hayatımızın bir parçası olacağını kabul etmemiz lazım. Efendim ‘Sağlığa zararlı, çok fazla frekans yayıyor.’ Bizim standartlarımız bu konuda elektro manyetik dalga yayma açısından Avrupa’nın müsaade ettiği oranların dörtte biri oranında. O kadar emniyetli düşünüyoruz. Vatandaş hayatı, vatandaşın sağlığı her şeyin önünde geliyor. Bu 4 kat daha büyük yatırım yapıyor, bu kadar daha fazla para harcıyoruz demektir. Paranın ne önemi var. Vatandaşın sağlığından daha mı önemli. Baz istasyonlarının teşkilinde zorluklar kalkıyor.”
Başbakan Yıldırım, hizmette sınır olmadığını, yaşı ne olursa insanların en son teknolojiyi, hizmeti almak istediğini, görevlerinin dizleri, elleri tuttukça bu işleri yapmak ve vatandaşı mutlu etmek olduğunu kaydetti.
Başbakan Yıldırım, dış ticaret şirketlerinden evrak işlemleri için alınan bedelle, gümrük müşavirlerinin müşterilerinden aldıkları ücretlere sınır getireceklerini belirtti.
“Onu verdin bir konşimento, bunu verdin bu konşimento. Ne işe yarar? Ordino, konşimento böyle bir sürü adlarla bir sürü paralar alınıyor milletten.” diyen Yıldırım, bu kalemlere bazen ürünün fiyatından daha fazla bedel ödendiğini, bu duruma son vereceklerini açıkladı.
Gümrüklerde artık tek pencere uygulamasının başladığını, kurumların, gümrüklerdeki personelin çalışma saatlerini buradaki işleyişe uygun yeniden düzenleyeceklerini vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:
“Yani mesai bitti, kapılar kapandı, bekle dönemini artık kaldırıyoruz. Mutlaka kaldıracağız. Burada paraysa para ne lazımsa bunu vereceğiz ve mutlaka o gümrüklerimiz 24 saat açık olmalı. Çünkü gecikmenin bedeli büyük. Mal var bozuluyor veya bir sipariş aldın tamamlayıp, bitireceksin ve göndereceksin, bir malzeme, bir makine, bir hacet bekliyorsun… Bunların hepsi zaman ve para kaybı. O bakımdan burada ne gerekiyorsa yapacağız ve burada sürekli açık tutup, çalışır halde hazır halde tutacağız.”
Yıldırım, “taşınır, rehin uygulamasını” daha önce çıkardıklarını anımsatarak, bunu daha rasyonel hale getireceklerini, KOBİ’lere ciddi imkan sağlayan bu finansman aracının etkin bir şekilde kullanılmasını istediklerini vurguladı.
Başbakan Yıldırım, “Bu sadece gayrimenkul değil, arsa bina vesaire… Menkul kıymetlerde yaptığınız işin tezgahları, araçları, ne kadar menkul kıymetiniz varsa bunları da teminat olarak kullanabileceksiniz.” dedi.
İPOTEK İŞLEMLERİ ELEKTRONİK ORTAMDA
Bankalardaki ipotek işlemlerinin de tapu müdürlüğü ile elektronik ortamda yapılmasına imkan getireceklerini kaydeden Yıldırım, aylık olarak verilen SGK ve muhtasar beyannamelerin birleştirileceğini ve böylece yatırımcılara ciddi bir zaman tasarrufu sağlanacağını söyledi. Yıldırım, “Vergi dairesine ayrı ver, SGK’ye ayrı ver. İkisini birleştirip, vereceğiz. Dolayısıyla iki iş yerine, bir iş yapmış olacağız.” diye konuştu.
Yıldırım, imalat sanayi ile Ar-Ge, yenilik tasarım faaliyetlerine yönelik, makine teçhizat alımlarına KDV istisnası getirdiklerini belirterek, “Bu tip imalatta kullanacağınız, teknolojiyi geliştirmede kullanacağınız araçları, makine teçhizatı alırken teşvikli olsun veya olmasın, teşvikli olunca zaten oluyor, teşvikli olmasa da bu imkanı herkese getirmiş oluyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yatırım ortamını iyileştirme paketini genel hatlarıyla anlattığını, bunların getirilen yeniliklerden birkaçı olduğunu ifade eden Yıldırım, “Daha büyük bir pakette yolda geliyor. Yani bu paketlerde para yok. ‘Biz para istiyoruz’ diyebilirsiniz. Ama bunlar para için hazırlık. Para sonradan gelir, önce altyapı. Para olsa ne yapacaksın? Yani iş yapamadıktan sonra paranın kıymeti yok ki. Önemli olan iş ortamının iyileşmesi, iş yapılması, ne yapacağınıza, geleceğe yönelik planlarınıza düşünmeden, endişe etmeden ve ‘acaba ne olacak’ sorusunu sormadan karar vermeniz.” diye konuştu.
“MİLLETTE BİR KISKANÇLIKTIR GİDİYOR”
Başbakan Yıldırım, özel sektörle iş birliği halinde hazırlanan bu düzenlemelerdeki ana amacın yatırımcıların işini kolaylaştırmak ve böylece ülkeyi yatırım yapılabilir cazip bir ülke haline getirmek olduğuna işaret ederek, “Şimdi bunlarla ilgili aslında önümüzdeki birkaç gün içerisinde daha önce de duyurduğumuz gibi 2018 yılını kapsayan ekonomiyle ilgili, 2017’de yaptığımız gibi, kapsamlı bir eylem planını hazırladık ve kamuoyuyla paylaşacağız.” dedi.
Ekonomiyle ilgili çeşitli dedikodular olduğuna değinen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nedense bizim memleket konu olunca her taraftan ülkemizin algısını kötüleştirmek için ciddi bir gayret var, bir kıskançlık var. Nasıl oluyor da Türkiye bir yandan Suriye’de operasyon yapıyor, bir yandan Irak’ta operasyon yapıyor, bir yandan yurt içinde FETÖ, DEAŞ, PKK ile 3 terör örgütüyle aynı anda mücadele ediyor ve hala dünyada büyümede bir numara. Millette bir kıskançlıktır gidiyor. Bunun için de ha babam dedikodu, ha babam kur böyle olacak, ekonomi şöyle olacak, büyüme öyle olacak, faiz böyle olacak, enflasyon böyle olacak… Dört bir koldan herkes bu konuda maalesef ülkemize karşı bir ortak iş birliği içerisinde tezvirat üretmeye, algı oluşturmaya devam ediyor.
Bunda da FETÖ’cüler, PKK’cılar burada istediklerini elde edemeyince, adeta duman olunca bu sefer yurt dışında onların muhipleri var. Bu muhipleri vasıtasıyla ülkeyi karalamaya, kötülemeye ve algı bozmaya gayret ediyorlar. Oynanan oyunu görmemiz lazım. Ama bu oyunları boşa çıkaracak özel sektörümüz var, iş alemimiz var, istikrarlı, güvenli bir yönetimimiz var. Başımızda da Cumhurbaşkanı’mız var dirayetiyle, cesaretiyle… Hepsine cevabı veriyoruz.”
Başbakan Yıldırım, iş yapmak isteyen vatandaşın önünü kesen, burnundan getiren değil önünü açan, isteğini, şevkini artıran bir anlayışla bu reformları gerçekleştirdiklerini vurguladı.
İktidara geldikleri günden beri bu doğrultuda birçok adım attıklarını bildiren Yıldırım, şunları söyledi:
“Türkiye’nin tarihinin en büyük ekonomik büyümesini gerçekleştirdiği bu dönemde yatırım ortamının iyileştirilmesi için yapılan işler, atılan adımlar mutlaka katkı sağladı. Bunu da görmemiz lazım. Ancak tabii bunu yeterli görmediğimiz için yenileri yapma ihtiyacı duyuyoruz. Çünkü zaman geçiyor, sorunların birisini çözüyorsunuz ama başka bir sorun önünüze geliyor. Sorunların türü de değişiyor. Dün sorun olan, bugün sorun olmaktan çıkıyor. Ama dün sorun olmayan bir konu önünüze sorun olarak geliyor.”
Yıldırım, taş üstüne taş koyan herkesin başlarının üzerinde yeri olduğunu söyledi.
“Bir kişiye iş sağlayan, büyümeye katkı sağlayan her kim varsa bizim için makbuldür, başımızın üzerinde yeri vardır.” diyen Yıldırım, bunu yaparken de “Sen yabancısın”, “Sen yerlisin” ayrımında olmadıklarını vurguladı.
Yıldırım, şöyle devam etti:
“Esasen ben ‘yaban’ diye bir mefhumu da kabul etmiyorum. Bu ülkede akıl teri döken, alın teri döken, vergi veren, insan çalıştıran, fabrika kuran, üreten, Türkiye’nin büyümesine katkı sağlayan, adı ne olursa olsun, o bizim yerli ve milli üreticimizdir, yatırımcımızdır, girişimcimizdir. O yüzden ‘yabancı’ falan diye bir tasnif asla bizim gündemimizde yoktur. Ülkemize değer katması şartıyla her türlü yatırımı, girişimi sonuna kadar destekleyeceğiz. Türkiye’ye sermaye ile özellikle teknoloji transferi, bilgi, tecrübe aktarımı yapan herkese minnet borcumuz var, birlikte çalışmaya hazırız. Tabiatı itibariyle ürkek olan sermayeyi ülkemize çekmek için daha fazla çaba göstermek ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Hamdolsun bu çabaları başından beri gösteriyoruz ve netice de aldık. Geçmişte ülkemize gelen uluslararası sermaye rakamı, AK Parti iktidarından önce yılda 1 milyar dolar civarındaydı. Ama AK Parti iktidarında son 15 yılda Türkiye’ye 191 milyar dolar doğrudan küresel sermaye geldi. Bu, portföy yatırımı değil, borsa değil. Buraya gelip iş kurup, fabrika açan, işveren, istihdam sağlayan yatırımdan söz ediyoruz. Bu, az bir rakam değil.”
Yatırımların Türkiye’ye olan güveni ve istikrarı gösterdiğine dikkati çeken Yıldırım, hedeflerinin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendilerine işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesini yakalamak ve hatta ötesine geçmek olduğunun altını çizdi.
Bu amacı, daha çok ihracat, daha çok üretimle ve daha yüksek oranda kalkınmayla sağlayacaklarını belirten Yıldırım, satın alma paritesine göre Türkiye’nin, dünyanın en büyük 13’üncü büyük ekonomisi haline geldiğine dikkati çekti.
Bunu yeterli görmediklerini ve normal sıralamaya göre de Türkiye’nin parmakla sayılır ülkelerden birisi haline gelmesini istediklerini vurgulayan Başbakan Yıldırım, “Sadece kendi imkanlarımızı kullanarak bunu yapacağız dersek doğru olmaz. Dünya artık küresel bir köy, sermaye her tarafa gidiyor. Yeter ki arayın peşinde olun. Dolayısıyla sermaye, yatırım iş birliğinde tutucu olmaya gerek yok. Dünya kazan siz kepçe, her tarafa gideceksiniz, her tarafta fark oluşturacaksınız. Çok azın yaptığı işi yaparsak Türkiye’yi zıplatırız.” diye konuştu.
BU DAHA BİR BAŞLANGIÇ
Ülkeye daha çok küresel sermaye çekmek, Türk yatırımcıları da daha çok cesaretlendirmek gerektiğini dile getiren Yıldırım, bunun için yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik çalışmalarının bir başlangıç olduğunu bildirdi.
Türkiye ekonomisi üzerinde toplanmaya çalışılan kara bulutları, millet ve iş dünyasıyla beraber dağıttıklarını belirten Yıldırım, 2017’de de aynı şeylerin söylendiğini aktardı.
Geçen yıl için büyük bir felaket senaryosunu önlerine koyduklarını hatırlatan Yıldırım, “Değerlendirme kuruluşları, ‘Türkiye battı, büyüme yok, ekonomik krizden belini doğrultamayacak…’ Bunları hep duyduk ama 2017, Türkiye’nin büyümede bir numara olduğu yıl oldu, bütün uzman kuruluşların hepsi tuş oldu. Ülkemizin sahip olduğu potansiyel, birileri tarafından ısrarla saklanmaya çalışılıyor. Ne yaparsa yapsınlar hem dünyadaki hem kendi yatırımcılarımızın bu cevheri gördüğünü en iyi şekilde değerlendirdiğini görüyoruz.” ifadesini kullandı.
Ziyaretlerine sık sık küresel yatırımcıların geldiğini ve Türkiye’ye duydukları güveni vurguladıklarını aktaran Yıldırım, şunları söyledi:
“Aynı şekilde ülkenin dört bir yanında her düzeyde ciddi bir seferberlik yaşandığını görüyoruz. Birkaç güne kadar açıklayacağız. Stratejik yatırım türünden 128 milyar liralık yeni yatırım teşvikini onayladık. Bunu kamuoyuyla önümüzdeki günlerde paylaşacağız. İkincisi bankaların, piyasaları rahatlatmak ve krediye erişimi kolaylaştırmakla ilgili aldıkları tedbirler var, bunu da paylaşacağız. Ayrıca yatırımın daha da artırılması, ihracatın daha da artırılması, istihdamın daha da artırılması ve enflasyonla mücadelenin ana hatlarını içeren tedbirlerimizi de birkaç gün içerisinde milletimizle paylaşacağız. Bugün yarın son şeklini vereceğiz ve böylece 2018 yılı için konuşulanları, dedikoduları, söylenen ileri geri lafları ortadan kaldıracağız, önünüzü açacağız, ‘vira bismillah’ deyip, son hızla yatırıma devam diyeceğiz, iş yapmaya, üretmeye, istihdam oluşturmaya devam diyeceğiz.”
Yakın zamanda Gaziantep’i ziyaret ettiğini ve buradaki değişimi gözleriyle gördüğünü anlatan Yıldırım, iş adamlarının “5’inci Organize Sanayi doldu” diyerek yeni bir sanayi bölgesi istediklerine dikkati çekti.
İş adamlarının ayrıca İskenderun limanına daha hızlı ulaşmak için “Hassa tünellerini yapın” dediğini de belirten Yıldırım, şunları kaydetti:
“(Kilis üzerinden Hatay Hassa’dan girip İskenderun’a çıkalım) diyorlar. Ne kadar tünel? ’22 kilometre’ Ne olacak canım artık Türkiye için 22 kilometre tünelin lafı mı olur. Türkiye nereden geldi? 20 yılda 3 kilometrelik Bolu Tünelinin altında kalan bir Türkiye’den, bugün Ovit, Zigana Tüneli’ni, Marmaray’ı, Avrasya’yı yapan, dünyanın en büyük havalimanını yapan bir ülke haline geldik. Dünyanın en uzun asma köprüsünü, Çanakkale 1915 Köprüsü’nü yapan bir Türkiye var. Ülkemizle gurur duyalım. Kim ne derse desin. Çünkü 10 yıldır küresel kriz var, dünyada yaprak kımıldamıyor. Biz dünyanın 10 büyük projesinden 6’sını yapıyoruz. Yetmez mi? Türkiye’nin ne yaptığını gösteriyor işte. Onun için bazen ülkemize yapılan haksızlıklar, bizi de isyan ettiriyor. Bunu da paylaşmak istiyorum milletimle. Canla başka, gece gündüz demeden, ülkemizin aydınlık yarınları için Cumhurbaşkanımızla beraber, bütün hükümetimiz, bakanlarımızla bir seferberlik haline çalışıyoruz. Güvenimiz ne, kaynağımız ne? Sizsiniz, milletimiz. Millet arkamızda oldukça, kim ne derse desin, yabancılar böyle demiş, terör örgütleri şunu yapmış, hiç önemi yok. Millet arkamızda sağlam duruyorsa gerisi teferruat.”
Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.
Muharrem ayının ve Aşure Günü’nün Türk milleti ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehitlerin efendisi, Peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin efendimiz ve tüm Kerbela şehitlerini rahmetle yâd ediyorum. Aramızdaki kardeşliği pekiştirmesini, fitne ve şer odaklarına fırsat vermemesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugünkü Afganistan tablosu sürpriz mi? Taliban’ın bu kadar hızlı Kabil’e girmesini bekliyor muydunuz?” sorusu üzerine, bazı ülkelerin Afganistan’a tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi sadece terör ve göç zaviyesinden baktıklarını, “terör ve göç bize gelmezse sorun yok” dediklerini söyledi.
Oysa terörü de göçü de var edenin on yıllardır izlenen yanlış politikalar olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yanlış politikalarla yüzleşmeden barış ve istikrara katkıda bulunmanın mümkün olmadığını belirtti.
AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER
Afganistan’ı, Türkiye için güçlü tarihî beşeri kültürel bağların olduğu bir ülke olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Afgan halkının İstiklal Savaşı’mızda verdiği maddi manevi desteği unutmamız mümkün değildir. Ülkelerimiz arasında 1 Mart 1921’de imzalanan İttifak Anlaşması’nda ‘iki ülkenin kaderi ve saadeti birbirinindir’ ifadesi var. Aramızda böyle bir yakınlaşma, böyle bir bağ var. Yönetimde kim olursa olsun iyi ve kötü gününde Afganistan’ın yanında yer almak hem ahde vefanın hem de kardeşliğimizin gereğidir. İlgili kurumlarımız bir süredir zaten Taliban ile irtibat hâlindeydiler. Biz de ülkenin geleceğini konuşmak üzere Taliban yöneticilerini kabul edebileceğimizi daha önce de ifade etmiştik. Bu tavrımızı bugün de muhafaza ediyoruz. Afgan halkının huzuru, bu ülkede yaşayan Türk soydaşlarımızın selameti ve ülkemizin çıkarlarının korunması noktasında her türlü iş birliğine hazırız. Taliban yöneticilerinin yaptığı itidalli ve ılımlı açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. Şunu çok açık net ifade etmemiz gerekir. Özellikle Taliban’ın Türkiye’ye yaklaşımı köşeli değildir. Daha dikkatlidir ve bizimle olan ilişkilere yaklaşımı dış politika açısından çok daha hassastır. Temenni ediyorum ki bundan sonra da yine aynı hassasiyet devam edecektir. Zira birçok yerde yapılan toplantılarda bu hassasiyeti görüyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban sözcüsü bir taraftan Türkiye’nin Afganistan’ın dostu olduğunu söyledi ancak bir taraftan da Afganistan’da hiçbir yabancı güç olmasını istemediklerini söyledi. Bu iki açıklamayı tenakuz içinde buluyor musunuz?” sorusu üzerine, bir NATO ülkesi olarak, NATO’nun Afganistan’daki Kararlı Destek Misyonu’nda yer alarak bu ülkenin istikrarı için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini anımsattı.
Afganistan’ın çok daha aydınlık yarınlara ulaşması için destek verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamid Karzai Havalimanı’nın güvenliğine katkı sunmanın yanı sıra resmi ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla ülkenin ayağa kalkması için çaba harcadıklarını ifade etti.
Afganistan’a ciddi yatırımlar ve harcamalar yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Hâlâ yapıyoruz ve bundan sonra da yapacağımızın bazı alametleri de ortada. Bizim orada şu anda iş adamlarımız var. Onlar orada bulunmakla yatırım sürecini devam ettiriyor. Afganistan’daki askerlerimiz hiçbir zaman muharip bir güç olarak görev yapmadı, bunun altını çiziyorum. Dolayısıyla da biz askerlerimizi orada asla yabancı bir güç olarak görmedik, kullanmadık. Amerika’nın çekilmesi sonrasında amacımız havalimanının emniyetini temin ederek bu ülkenin güvenliğine katkı sağlamaktı. Bu niyetimiz hâlen bakidir. Türkiye’nin Afganistan’daki askerî varlığı yeni yönetimin de uluslararası alanda elini güçlendirecek ve işini de kolaylaştıracaktır. Mesele, öncelikle Afgan makamlarıyla bir anlayış birliğine varmaktır. Farklı seçenekler üzerinde konuşabiliriz. Örneğin Libya’daki gibi ikili bir anlaşmayla da bunu çözebiliriz. Bu Taliban olabilir, daha önceki gibi mevcut yönetim olabilir. Bunların hepsiyle bizim dostluğumuz, arkadaşlığımız var. Bunun içerisinde Abdullah Abdullah bakidir, aynı şekilde şu anda ülkesinden ayrılmış olan başkan yine bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla hiçbir zaman kopmadık, kopmayız. Şu anda farklı tarafta kalmış olan arkadaşlarımız da yine bunların içerisindedir. Örneğin Burhaneddin Rabbani’nin oğlu gibi. Bunlarla görüşmeler hep devam etti, ediyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Taliban’ın ülke yönetimini ele almasından önce Türkiye’nin, Afganistan ile ilgili diğer ülkelerle yaptığı görüşmelerde belli bir gelişme kaydettiğini vurguladı.
Türkiye’nin sunduğu şartların önemli bir bölümünün de muhataplar tarafından kabullenilmeye başladığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban’ın ülkede kontrolü sağlamasıyla önümüze yeni bir tablo çıktı. Sahada oluşan bu yeni gerçeklere göre planlarımızı yapıyor, görüşmelerimizi de ona göre sürdürüyoruz. Şu anda örneğin Doha’da bir süreç var, bu süreci de yakından takip ediyoruz. Sürecin içerisinde olanlarla da irtibatlarımızı devam ettiriyoruz” diye konuştu.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ İLE İLİŞKİLER
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nahyan ile de Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Türkiye’ye yatırımları konusunda ciddi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.
Görüşmede hangi alanlarda ne gibi yatırımların yapılabileceğini ele aldıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmeye Varlık Fonu Başkanvekili ve Yatırım Ofisi Başkanını da davet ettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede yatırımlar konusunda yol haritası konusunun ele alındığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE de buna göre adımlarını atmış olsun dedik. Kendileri de yanlarında zaten bu konularda sorumlu olan arkadaşları da getirdiler. Yol haritası üzerinde adımları kimler nasıl atacak belirledik. Çok ciddi bir yatırım hedefleri, yatırım planları var. İnanıyorum ki çok kısa zamanda Birleşik Arap Emirlikleri ülkemizde ciddi yatırımlara girecek” değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE’den gerçekleşen bu ziyaret, iki ülke arasındaki buzların eridiği anlamına mı geliyor?” sorusu üzerine, şunları kaydetti: “Devletlerarasında bu tür gidiş gelişler, iniş çıkışlar olabilir ve olmuştur da. Burada da benzer bazı durumlar oldu. Şu an itibarıyla yaklaşık birkaç aydır bizim istihbarat örgütümüz başta olmak üzere Abu Dabi yönetimiyle bazı görüşmeler yaparak bu görüşmelerle belli bir yere gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki süreçte de Muhammed Bin Zayed ile de bazı görüşmeleri yapma durumlarımız olacaktır, inşallah olacaktır diye düşünüyorum bugünkü görüşmeden sonra. Bu görüşmelerle bölgedeki bazı sıkıntıları aynı kültürün, aynı inancın mensupları olarak inşallah gidermiş oluruz. Çünkü biz bölgenin esas aktörlerinin birbirleriyle doğrudan konuşmasını, müzakere etmesini, kendi sorunlarını birlikte çözmelerini önemsiyoruz. Ben de bu konuda çok hassasım.”
“Afganistan’daki vatandaşların durumu, herhangi bir mağduriyetin söz konusu olup olmadığı ve tahliyelerin devam edip etmeyeceği” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımızın güvenliği ve huzurunu temin etmek, bizim bu süreçte bir numaralı önceliğimiz. Afganistan’daki vatandaşlarımızı özel uçak seferleri ile tahliye işlemlerimizi sürdürüyoruz. Biliyorsunuz havalimanının iki boyutu var, bir sivil, bir de askeri. Biz bu çalışmayı daha çok askerî havalimanı üzerinden yapıyoruz. Ortak tek pisti var, bu pist kullanılıyor” cevabını verdi.
Türk vatandaşlarına yönelik çalışmaları koordine etmek üzere Dışişleri Bakanlığı bünyesinde 7/24 esasına göre faaliyet gösteren Afganistan Koordinasyon Destek Merkezi oluşturduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımıza Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Çağrı Merkezinin imkânlarından yararlanmak suretiyle seri bir şekilde ulaştık” dedi. Devletin tüm imkânları ile yanlarında olduğunu kendilerine vurguladıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu vesile ile ülkemize dönmek isteyenlerin tamamıyla, devletimizin tüm imkânları ile bilgilerini derledik, toparladık ve bildirdik. Bugün yine askeri uçağımızla 201 vatandaşımızı İslamabad’a götürdük. Oradan da Türk Hava Yollarıyla ülkemize gelmelerini sağladık. Şu an itibarıyla 552 kişiyi tahliye etmiş durumdayız. Karzai Uluslararası Havalimanı’na işletme ve güvenlik sorumluluğunun hâli hazırda bizde olmasının avantajlarından da en iyi şekilde yararlanıyoruz. Bu tahliyeyi, havalimanındaki olağanüstü şartlarda bazı vatandaşlarımızı, havalimanının kargaşa içindeki sivil alanından askerlerimizin kontrolü altındaki askeri alana taşımak suretiyle şu ana kadar başardık. Temenni ediyoruz ki bundan sonra aynı şekilde bu devam etsin.”
“DÜZENSİZ GÖÇLE MÜCADELE İÇİN YOĞUN ÇABA HARCIYORUZ”
Türkiye sınırlarındaki son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Düzensiz göçle mücadele noktasında, bu etkinliğin artırılması amacıyla yoğun bir çaba harcıyoruz. Sınır güvenliğimizi tahkim etmek için farklı önlemleri devreye aldık. İran sınırımızda dört ilimiz var, Ağrı, Hakkâri, Iğdır ve Van. Bu sınırımızın tamamı duvarla örülecek. Ağrı ve Iğdır sınırındaki duvar çalışmalarını tamamladık, o bitti, Hakkâri’de de yarısına geldik. Van’da da duvar çalışmalarımız yoğun şekilde sürüyor. Şu an itibarıyla 157 kilometresi tamamlandı, bunun tamamını bitireceğiz. Kalan sınır boyunca güvenlik duvarı inşaat çalışmaları devam edecek.”
Sınırdaki çalışmaların sadece düzensiz göç girişlerinin olmaması için değil teröre karşı da yapıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu duvarları oluşturan 3 metre yüksekliğindeki beton blokların üzerinde ayrıca 1 metre de dikenli tel bulunduğunu söyledi.
Tamamlanan duvar uzunluğunun bundan sonra da çok hızlı bir şekilde artacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Ayrıca bunları termal kameralarla da takip ediyoruz. Bu sınırın 109 kilometrelik kısmı şu anda aydınlatma sistemiyle de donatılmış durumda. 79 kilometre boyunca yerleştirdiğimiz bu kameralarla ve algılayıcı sistemlerle düzensiz göç hareketlerini sürekli izleyip anında müdahale ediyoruz. Doğu sınırımızda elektro-optik kuleler ve haberleşme kuleleri yapıyoruz. Bunların da yüzde 90’ı tamamlanmış vaziyette. Bu kuleler 740 kilometrelik bir alanda entegre sınır yönetiminde kilit rol oynayacak. Bunlar sıradan gözetleme kuleleri değil son derece ileri teknolojik donanıma sahip olan kulelerdir. Kara gözetleme radarı, termal kamera, gündüz kamera sistemi, GPS alıcısı, lazer uzaklıkölçer, dijital manyetik pusula gibi sistemleri de bünyesinde barındırıyor.”
MUHALEFETİN GÖÇMENLERLE İLGİLİ İDDİALARI
“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO toplantısı çerçevesinde ABD Başkanı Biden ile yaptığı görüşmede 1 milyon göçmeni kabul edeceği yönünde Biden’a söz verdiği” iddiası sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Önce bir şeyi çok açık, samimi konuşmam lazım. Hukukta bir kaide vardır, ‘müddei iddiasını ispatla mükelleftir’ Bu adam bunu nereden gördü, kim kendisine bunu sufle etti? Bu adam yalancı, bu adamın bugüne kadar doğru bir sözü var mı, yok. Olmayan bir şeyin iddiasını veyahut da onu savunmak, ortaya koymak… Söyledikleri tek şey var ‘Orada Dışişleri yetkilisi yoktu.’ Ne demek Dışişleri yetkilisi yoktu? İlla Dışişleri yetkilisinin olması mı lazım? Ben var mıyım orada, Dışişleri kime bağlı, bana bağlı. Ben kiminle konuşuyorum, Amerika’nın Başkanıyla konuşuyorum.
İşleri güçleri, kafayı takmışlar tercümanımıza. Yatıyorlar kalkıyorlar, ‘Orada sadece tercüman vardı’ diyorlar. Başınıza tercümanım kadar taş düşsün. Dürüst konuşun, bunu ispatla ben mükellef değilim sen mükellefsin. Eğer zerre kadar hukuk bilgin varsa, mademki böyle bir iddian var, bunu ispatlaman lazım. İspatla, ispat edemiyorsan o zaman özür dile. Ama bunlarda o karakter yok. Kalkıp işleri, güçleri ‘Acaba Türkiye’nin uluslararası diplomasi ile yaptığı bu görüşmelerde ülkeyi nasıl küçük düşüreceğiz.’ İşte bu tür yalanlar üzerinden ülkemizi, bu ülkenin Cumhurbaşkanını itham etmek ahlaksızlığın daniskasıdır ve bunlar da ahlaksızdır.”
SEL FELAKETİ
Türkiye’nin sel ve yangınlarla mücadelesinde gelinen son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, selin önce Artvin ve Rize’de başladığını anımsatarak, “Artvin-Rize’de sel afeti başlayınca hemen ertesi gün bölgeye gittim. Zaten bunlardan bir tanesi de benim ana-baba olacağım Güneysu ilçesiydi ve oradaki durumları yerinde bir tespit ettik, teşhis ettik. Daha sonra oradan Artvin’in Arhavi ilçesine geçtik. Tabii o ilçede de durumları yerinde bir inceledik” dedi.
Artvin ve Rize’de metrekareye düşen yağış miktarının bile tek başına yaşanan afetin sebebini ve büyüklüğünü göstermeye yeterli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Batıda da tabii Bartın, Sinop ve Kastamonu’daki felaket, Doğu Karadeniz’e göre daha büyük bir felaket. Yani orada 2,5 gündeki yağış miktarı, ülkemizin diğer bazı yerlerindeki yıllık toplam yağışın birkaç katına ulaştı. Selin yaşandığı bölgelerdeki yağış miktarını geçmiş dönemlerle karşılaştırdığımızda da çarpıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bunlar gerçekten farklı bir felaket özelliği taşıyor. Örneğin Kastamonu Bozkurt’a bağlı Mamatlar köyünde metrekareye düşen yıllık ortalama yağış miktarı 773 kilogram iken sadece 10-12 Ağustos’ta 420 kilogram yağış düştü.
Bozkurt’un yıllık ortalama yağış miktarı 918 kilogram yani Bozkurt’ta bir yılda görülen yağmurun yarısı sadece 63 saatte oraya düştü. Bartın Ulus’a bağlı Ceyüpler köyünde metrekareye yılda ortalama 488 kilogram yağış düşerken bunun üçte ikisi miktarına denk gelen 319 kilogram yağış sadece 48 saatte yağdı. Sinop Ayancık’ta ise ağustos ayında metrekareye düşen yağış miktarı ortalama 55 kilogram iken bunun altı katı yağış sadece iki günde görüldü.”
“ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARINI KOORDİNELİ BİR ŞEKİLDE YÖNETTİK”
Sele neden olan yağışların daha önce görülmemiş yoğunlukta olduğunun bu verilerden anlaşılacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sel nedeniyle Kastamonu’da 62, Sinop’ta 15 ve Bartın’da bir olmak üzere 78 can kaybımız oldu. Tabii bunu Doğu Karadeniz’de birlikte ele aldığımızda 100’ü aşan can kaybımız var. Hayatını kaybeden vatandaşlarıma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza da yine aynı şekilde Rabbimden şifalar diliyorum” dedi.
Afet bölgesinde maddi kayıpları en kısa zamanda telafi etme, güç, imkân ve kabiliyetine sahip bir devletin olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bununla ilgili olarak ilk andan itibaren bakanlarımızla, milletvekillerimizle ve tüm kurumlarımızla bölgedeydik. Tahliye ve arama-kurtarma çalışmalarını yerinde ve koordineli bir şekilde yönettik. Şimdi bir gün izinle tüm bakan arkadaşlarım ki altısı bölgedeydiler. Yarın Kabine Toplantısı için Ankara’ya gelecekler, ondan sonra tekrar bölgeye gidecekler” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz günlerde Kastamonu’ya giderek Sinop ve Kastamonu’da yürütülen çalışmaları takip ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda hâlihazırda sel bölgesinde 10.000’den fazla personel, 22 helikopter, binin üzerinde araç, binin üzerinde iş makinesi, 42 bot, bir insansız hava aracı, bir Jandarma İnsanlı Keşif Aracı, bir sahil güvenlik korveti, 4 sahil güvenlik botu, 18 itfaiye aracı, 83 ambulansla çalışmalar yürütüldü” dedi.
Ayrıca su tahliyesinden enerjiye, yiyecek-içecek desteğinden haberleşmeye kadar her konuda ihtiyaç duyulan araç-gerecin bölgeye gönderildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerle bulundu: “Helikopter ve sahil güvenlik botlarının yoğun olarak kullanıldığı çalışmalarla toplam 2 bin 400’den fazla vatandaşımız tahliye edildi. Kara ulaşımının kesik olduğu yerlerde helikopterler ile gerçekleştirilen tahliye operasyonlarının başarısı, sahip olduğumuz imkânların büyüklüğünü göstermesi bakımından anlamlıdır. Afet bölgesinin tamamında altyapının yeniden ayağa kaldırılması konusunda ilgili kurumlarımız kesintisiz çalışıyor. Sel nedeniyle yolları kapanan köylerimize bile Türkiye’de ilk defa havadan jeneratör naklederek elektriği verdik, elektriksiz köy bırakmadık.
Acil ihtiyaçların karşılanması için şimdiye kadar bölgeye 73 milyon lira ödenek gönderildi. Selden etkilenen yerleri, Genel Hayata Etkililik Afet Bölgesi ilan ederek mükelleflerimizin vergi ödemelerini, Sosyal Güvenlik Kurumu prim ödemelerini, esnaf kredileri ödemelerini erteledik. KOSGEB acil destek paketi gibi destek programlarımızı bu arada hayata geçirdik. Vatandaşlarımızın eşya zararlarını karşılayacağız, evleri yıkılanlara yeni konutlar yapacağız, iş yeri ve araç zararlarının karşılanması için destek olacağız.”
Millî Savunma Bakanlığı’nın, sel bölgesine yatay kaydırmalı köprü tankı gönderdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunların yanında dikkat ettiyseniz Millî Savunma Bakanlığımız, Türk Silahlı Kuvvetleri kaydırma köprü sistemini buraya getirerek, ırmaklar üzerine bunlar kuruldu. Karşıdan karşıya geçişleri rahatlatmak için öyle zannediyorum ki bunlar savaş zamanında daha çok görülür, ilk defa bu tür bir afette bu uygulamayı yaptık ve bununla da orada ciddi sıkıntıları aşmış olduk” dedi.
Selden etkilenen bölgelerde çalışan Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve jandarma ekipleri ile çatılarda kalan vatandaşları kurtararak, güvenli bölgeye nakledenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür örnekleri dünyada bile görmenin mümkün olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha önceki afetlerde ve salgınla mücadele sürecinde olduğu gibi sellerde de birliğin, beraberliğin, dayanışmanın en güzel örneklerini sergileyen vatandaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz ne zaman bir ve beraber olacağız? Hangi şartlarda bir ve beraber olacağız? Her zaman karalamak için bir şeyler mi bulmak lazım, bir şeyler mi söylemek lazım? Yani yapılması gerektiği hâlde yapılmayan bir şey mi vardı da bu tür karalama kampanyasını sürdürüyorlar. Antalya’da, Rize’de bunu gördüm, burada yine bunu gördüm. Muhalefetin bu karalama dili bu ülkede ne zaman acaba yok olacak? Gerçekten bunlar çok üzücü. Onlar bunu yapsa da yapmasa da biz görevimizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz ve edeceğiz.
“BÜTÜN BU BÖLGELERDE YANAN KONUTLARIN İNŞASI BAŞLADI”
Şimdi süratle işte Doğu Karadeniz’den tutun, Antalya, Muğla bütün bu bölgelerde yanan konutların inşası başladı, onları yapıyoruz. Şimdi Bartın, Sinop, Kastamonu buralarda da yine yıkılan tüm binaların hemen inşasına başlayacağız. Eleştiri başladı. Ne diyorlar? ‘AFAD’a para mı verecekmişiz?’ ‘Bize ne ya devlet kendisi versin.’ Sen cebren AFAD’a para verecek değilsin. AFAD, bu ülkede bu tür afetler için kurulmuş olan bir kuruluştur. Senden kimse gelip gırtlağını sıkarak para istemiyor. Buraya hayırda bulunmak isteyen olursa verir, bulunmak istemeyen de vermez. Sen de hayırda bulunmak istemeyenlerden olursun. Verme ama verenler olursa bunların da önünü kesme.”
AFAD’ın resmî hesapları üzerinden vatandaşların bağışlarını yaptığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün itibarıyla söylüyorum, 181 milyon lira bağışta bulunan oldu. Yarın, bundan sonraki günlerde belki daha da artacak” dedi.
Resmi hesaplardan yardım kampanyası düzenlenmemesi hâlinde farklı tezgâhların dönebileceğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bak işte geldi, buradan sahte hesaplar, bilmem şunlar, bunlar filan. Biz bunlara fırsat vermek istemiyoruz. Yarın kabine toplantımız var ve kabine üyelerimiz de yarın bağışında bulunacaklar. Beraberce ne yapabiliyorsak bu şekilde, bu destekleri vereceğiz ve adımlarımızı da buna göre atacağız” ifadelerini kullandı.
Kendisini birçok hayırseverin aradığını ve “Başkanım ne yapabilirim?” diye sorduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AFAD’ın hesabı var, AFAD’ın hesabına ne yapacaksanız, nakdi noktada oraya yapın. Yapmamız gereken bu” diye konuştu.
“DERE YATAĞINA KONUT YAPILMAMALI”
Yapılaşma tartışmaları anımsatılarak, “Dere yatağındaki yapılar çok dikkati çekiyor ve onların yerine hak sahiplerine daha güvenli yerlere ev yapılması mümkün mü?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, dere yatağına konut yapımını belediye başkanlığı döneminden beri onaylamadığını ifade etti.
Dere yataklarına konut yapılmamasını ve dikey mimariye müsaade edilmemesini her zaman söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunları söylerken ülkede değil dünyada yaşanan tecrübelerden hareketle söyledik” dedi.
Karadenizli olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Rize’de eskiden ağaçlar vardı, eskiden bu kızılağaçları kestiler, bunların yerine çay diktiler. Çay dikmekle kalmadılar, çaya gübre verirken azot ağırlıklı gübre verdiler. Azot ağırlıklı olan bu gübre ne yapıyor? Toprağı yakıyor, eritiyor ve yakıp eritmesi ile beraber de yağmurla buluşunca adeta bir lapa hâline geliyor ve akıp gidiyor. Şimdi bunların hepsini bu olaylarda da gördük. Şimdi bunları müteaddit defalar yaşadığımız hâlde kimse dinlemiyor, yine bildiğini okuyor. Diğer yerlerde de durum aynı. Örneğin yani Antalya Manavgat, Muğla, buralarda yaşanan olaylara da baktığımızda buralarda da aynısı değil ama buna benzer olayları yaşadık. Tabii oralarda da öyle yerlere binalar yapılmış ki yani bu binalar her an bir tehdit altında. Şimdi bizim attığımız adımlarla mümkün olduğunca bu binaları süratle yapacak, zemin +1, zemin +2 gibi inşallah binalarla buralardaki yaşam koşullarını daha iyi şartlara taşıyalım istiyoruz. Süratle de Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız şu anda çalışmaları başlatmış vaziyette.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayvancılıkla uğraşan vatandaşların düşüncelerine dikkat ederek, ahırların da inşa edileceğini aktardı.
Arıcılıkla uğraşan vatandaşların mağduriyetlerinin de gidereceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Arıcılık noktasında da arı kovanlarından tutunuz, ‘Bu çevrede nereye bunlar yerleştirilebilir? Bunun kovanlarını da süratle temin edelim’ dedik. Bu çalışmaları da yürütüyoruz” bilgisini verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki enerji, su sıkıntılarını da süratle gidermek için çalışmaların yapıldığını da aktardı.
Bartın, Sinop, Kastamonu’da çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Moloz, balçık kaldırma çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte riskli bölgelerin boşaltılmasını da inşallah sağlayacağız. Riskli yerlerde yıkılmış ve hasar görmüş yapıları inşallah daha güvenli yerlerde yeniden inşa edeceğiz. Adımları hızlı atarak süratle de bu işi bitireceğiz çünkü fazla bu noktada beklemeye tahammülümüz yok” dedi.
“Türkiye, yerli ve millî olarak iklim değişikliğiyle ilgili küresel politika sergileyecek mi? Afet Bakanlığı gibi bir bakanlık gündeme gelir mi?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “İlla ‘her şey bakanlık olursa çözülür’ diye bir şey yok. Bu işle ilgilenen gerek tarımla ilgili bakanlığımız, gerek İçişleri Bakanlığımız, benzer oralarda bizim idari yapılanmalar var. AFAD bunlardan bir tanesi, bunu gideriyor. Dolayısıyla da böyle bir şey olduğu zaman zaten AFAD ne yapıyor? Devreye giriyor. Biz kâinatta, tabiatta ilahi bir denge olduğuna inanırız. Bu denge ne kadar tahrip edilirse doğal felaketlerin yıkıcılığı da o derece artar ve artacaktır. Çünkü tabiat kendine isyan kabul etmez. Bizde biliyorsunuz bir söz vardır, ‘Dere yatağında akar.’ Siz eğer bu yatağı ne kadar değiştirmeye kalkarsanız işte o yatak sizden intikamını eninde sonunda alır. Değiştirmeyeceksin. Şimdi Kastamonu’da bunu gördük, dere yatağı ile oynamışlar. Rize’de aynı şeyi gördük. İşte tabiat için bir rahmet olan yağmur bozulan denge ile felaket hâline dönüşebiliyor. Hava olaylarının da daha sert yaşanması ve bir bölgede kuraklık diğer bölgede aşırı yağış görülmesi gibi durumların sebebi elbette iklim değişikliğidir.”
Almanya’nın batısında geçen ay yaşanan sel felaketinde 186 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10 milyarlarca avroluk zarar ortaya çıktı. Kimse bunu konuşuyor mu? Yok” dedi.
Belçika’daki sel baskınlarında da birçok kişinin yaşamını yitirdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Temmuz ayında Avusturya, İtalya, İngiltere, İsviçre, Romanya, Rusya, Bulgaristan, Lüksemburg, İran’da da sel baskınları meydana geldi. Son olarak Japonya’da da benzer olaylar yaşanıyor. Bütün bu seller dünya genelinde çok sayıda can kaybına ve çok büyük maddi zarara neden oldu. Karşımızda doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde tüm dünya ülkelerini ilgilendiren bir sorun var. İskoçya’da işte bu iklim dengeleri ile alakalı uluslararası bir forum olacak. Elbette doğal afetlere karşı tedbir almak mümkün, onu da zaten devlet olarak almak zorundasınız, alacaksınız. Bunu yüzde 100 başarır mısınız? Kimse kendisiyle ve insanlarla alay etmesin. Bu işin çıkış noktası tabiatla kurulan ilişkide bakış açısını değiştirmektir. Yaşanılan çevreye uygun yapılaşmaya gitmemiz gerekiyor. Aslında afet bölgelerinde ecdadın yaptığı yapıların çoğunun hâlâ dimdik ayakta olması bize gitmemiz gereken istikameti de gösteriyor. Demek ki geçmişteki iyi örneklerden doğru mimariden ve dayanıklı malzemeden faydalanarak yeni bir yapılaşma modeli geliştirmemiz gerekiyor. Bu konuda TOKİ’nin yerel mimari çalışmaları mevcut, bunları daha da geliştirerek tüm sahada inşallah uygulayacağız.”
Afetler ve afet yönetmeliğine ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Elimizden geleni beşer planında neyse yapmak durumundayız, bunu yapacağız ama şu tabiatta şu doğada ne olur ne olmaz Rabbim nerede neyin tasarrufunu nasıl kılar bunu biz bilemeyiz. Şimdi meteoroloji ne yapıyor tahminlerde bulunuyor. Şimdi bu tahminler bakıyorsunuz bazen isabet ediyor bazen etmeyebiliyor. Mesela eskiden şu andaki gibi bizim meteorolojik özellikle mekanizmalarımız yoktu ama şimdi biz bu noktada çok güçlüyüz. Yani birçok meteoroloji haberlerini zamanında alabiliyoruz diyebilirim. Peki, buna karşı tedbirler, bu tedbirler noktasında da şu anda bakanlığımızın ve kurumlarımızın ciddi tedbirleri de var. Fakat buna rağmen altından kalkabiliyor musunuz, işte yeri geliyor kalkamıyoruz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’daki yangında bir kısmı etkilenen Yatağan Termik Santrali’ne ilişkin şöyle konuştu: “Şimdi bu Termik Santrali’nde eğer bazı ihmaller olmuş olsaydı orada çok büyük bir felaket yaşanabilirdi. Ama öyle oldu ki orada mesela burası özel sektöre ait, her türlü adımı attık tedbiri aldık, havadan, denizden ve karadan her türlü çalışmayı yürüttük. Hatta çevredeki vatandaşlarımızın bile destekleriyle santralden oradaki özellikle ağaçlardan arındırmayı temin ederek bu iki üç santrali hamdolsun yanmak ve patlamak bütün bunlardan kurtararak oradaki enerji noktasında çalışmalarını durdurmadık ve devam ettirdik. Hatalarımız olmuş olabilir, şunu yapmasaydık daha iyi olurdu diyeceğimiz şeyler olabilir. Ama bazı şeyler bileceğiz ki insanoğlunun gücünün üstünde olan şeylerdir. Yani bunu da görmemezlikten gelemeyiz.”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sel felaketi yaşanan Van’ın Esenyamaç köyünü ziyaret ettiği sırada Muhtar Ahmet Korkmaz’ın bazı CHP’liler tarafından susturulmak istenmesinin hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Ben her zaman bir ifade kullanıyorum bu ‘yalan terörü’ dediğim konu. Bu olay yalan terörünün uygulamasıdır, yalan terörünün de Türkiye’de mimarı Bay Kemal’dir. İşi gücü yalan terörüdür. İşte orada bakın Muhtar ne diyor, Bay Kemal ve yanındaki partilisi ne diyor ‘CHP’nin sayesinde’ diyor. Ya ne CHP’nin sayesi, ne yaptınız da CHP’nin sayesinde engellediniz. Şu ana kadar bulunduğunuz her yerde, şimdi mesela Antalya’da Belediye Başkanı kimde? CHP’de, Muğla’da kimde? CHP’de, İzmir’de kimde? CHP’de. Bütün buralarda acaba sizin karadan bu işlere müdahalelerde nerede itfaiyeleriniz, bunlarla müdahale etmeniz lazım. Hepsinde de biz devlet olarak bu işlere müdahale ettik. Helikopterle müdahale ettik, uçaklarla müdahale ettik ve bütün bu müdahaleleri yaparken de kalkıp kimseyi suçlamadık. Yine aynı şekilde DSİ bütün imkânları ile seferber oldu. Burada şu anda bizim kalkıp da bir yerden mal kaçırmanın gayretine girmemize gerek yok. ‘Ben ne yapabilirim şu anda’ onun gayreti içinde olmak lazım. Şimdi bir yerde sel baskını var, sel afeti var sen sel afetinde acaba ne yaptın. Bunu ortaya koyun, yok.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, altı bakanın gece gündüz demeden afet yaşanan bölgelerde görevli olarak bulunduklarını ve sadece yarın için Ankara’ya geleceklerini belirterek, “Sürekli yangında arkadaşlarımız Allah razı olsun gece gündüz demeden bölgede kaldılar. Milletvekillerim onlarla beraber gece gündüz çalıştılar, bölgeyi terk etmediler. Sürekli Antalya olsun, Muğla olsun, İzmir olsun hepsi. Ayrıca da takviyeler bütün belediyelerden buralara gönderdik. Gıda, giyim ve kuşam vesaire hepsi aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Ben kendim gittim aynı şekilde Genel Başkan Yardımcılarım gitti, bu bizim millî manevi görevimiz ya bunları yapmayacağız da ne yapacağız?” değerlendirmesinde bulundu.
Yalan ve iftira konusunun siyasi hayatının her döneminde karşılaştığı ve mücadele ettiği bir sorun olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Kimle işte Bay Kemal’le. Birlik ve beraberliğimizi en çok güçlendirmemiz gereken tabi afetlerde bile maalesef bunlar yalan ve iftira çarkını işletmeyi sürdürmekten geri durmuyor. Yangınlarda uçak meselesinden cehalet veya kasıt ürünü nice yalana kadar bunun emarelerini hep birlikte gördük yaşadık. Televizyonlara konuşuyorlar, ‘bir tane helikopter görmedim’ diyor arkasından helikopterler geçiyor. ‘Uçak görmedim’ diyor uçaklar arkasından geçiyor. Sele HES barajlarının yıkılmasından bahsediyor, ya baraj dediğin olay affedersiniz borularla suyun nakledildiği olay olur mu? Bakın bizim barajlarda açık baraj sistemleri vardır ki bunlar gölet sistemidir ve bunlar daha çok yangın göleti diye ifade edebileceğimiz, oralardan bu tür afetlerde helikopterler iner oradan suyu alır ve yangının olduğu yere boşaltır. Ama oradan mesela uçaklarla aynı şeyi yapamazsınız, uçaklarla nereden alıyorsunuz denizden alıyorsunuz. Denizden alıp yangının olduğu yere gelip suyu boşaltıyorsunuz ve 10 saniyedir, 10 saniyede uçak oradan suyu alıp denizden gelip yangının olduğu bölgeye boşaltabiliyor. Tabi bu alanlarda da birçok tedbirler nitekim almamıza da neden oluyor inşallah o adımları da atacağız.”
BOZKURT’TAKİ SEL FELAKATİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bozkurt ilçesinde yaşanan sel felaketinde sosyal medyadaki “HES patladı” iddialarına ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bozkurt’taki santral su depolaması olmayan sadece borudan geçen su ile elektrik üreten regülatör tipi bir tesis, burada da 50 türlü yalana başvurdular. Yani bir defa böyle bir yani boru sistemiyle suyun nakledildiği bu olayda patlama ya da kapaklarının açılması nedeniyle taşkına sebep olması zaten mümkün değil. Bunun da bütün video çekimlerini her şeyini bu olayların olduğu süre boyunca zaten gösterdik. Ben bu yönüyle şahsen sosyal medyaya olumlu bakmıyorum ve sosyal medya ile olan bu noktadaki mücadelemizi de bu yalanları sebebiyle sürdüreceğiz. Vatandaşlarıma tavsiyem de bu yönde olacak, üstelik bu yalan ve iftira kampanyasının en başında da muhalefet adına konuşan siyasetçiler ve milletvekilleri bulunuyor. Yalandan başka hiçbir şey konuşmayanlar sosyal medya mecralarını da adeta kendilerine yuva edinmişler. Gençlerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı muhalefetin başını çektiği sosyal medya terörüne yalan rüzgârlarına karşı dikkatli olmaya özellikle davet ediyorum. Geleneksel medyada denetim görevini yerine getiren kurulumuz var, inşallah meclisin açılması ile birlikte sosyal medyaya yönelik denetim konusunda da gereken adımları atacağız. Sahada yürüttüğümüz cansiperane mücadelenin kendini bilmez birilerinin yalanıyla baltalanmasına ve gerçeklerin çarpıtılmasına da müsaade etmeyeceğiz.”
“TOPLAM AŞI SAYISINDA 86 MİLYONU GERİDE BIRAKTIK”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid’le mücadele çerçevesinde istediğimiz noktada mıyız?” sorusu üzerine, Türkiye’nin salgın sürecini hem sağlık hem kamu güvenliği hem de ekonomik bakımdan en iyi yöneten ülkelerin başında geldiğini söyledi.
En başından beri maske, solunum cihazı, hastanedeki tedaviler ve yoğun bakım konularında Türkiye’nin kriz derecesinde bir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Pek çok ülkede insanlar aksayan hizmetlere isyan ederken ülkemizde kayda değer hemen hiçbir sorun yaşanmadı. Salgına karşı en büyük ve hatta tek korunma yöntemi olan aşılamada dünyada oldukça bir defa biz önlerde yer alıyoruz. Toplam aşı sayısında 86 milyonu geride bırakarak nüfusumuzun üzerinde bir rakama ulaştık. Tabi bizim özellikle şehir hastanelerimiz çok çok ciddi bir işlev icra ettiler. Yani ilk doz aşıda 45 milyonu, ikinci doz aşıda 34 milyonu, üçüncü doz aşıda 7 milyonu geçtik. Bu sayede, bir ara yükselme seyrinde olan vaka sayımız yeniden 18 binli rakamlara geriledi. İnşallah en kısa sürede bu rakamı çok daha aşağı çekeceğiz” diye konuştu.
“Bir taraftan da bütün dünyada ama Türkiye’de de aşıya karşı bir muhalefet var. Ciddi bir aşı karşıtlığı var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimin karşısında üç doz aşısını olmuş bir Cumhurbaşkanı olarak bulunuyorum. Bir sıkıntı olsaydı herhâlde kendimizi böyle bir riske sokmazdık” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Aşı tedarikinin dünyada zor olduğu bir dönemde dahi Türkiye olarak erkenden yaptığımız bağlantılarla süreci başlatmıştık. Benim buradaki tezim gönüllülük esasıdır. Yani aşı olmak isteyenler gönüllülük esasına göre aşı olmalıdır. Yani cebren, zorlamayla böyle bir şeyi doğru bulmuyorum. En yüksek risk gruplarından başlayarak kademe kademe aşılama yaşını genel uygulamada 15’e, kronik hastalarda ise 12’ye kadar biliyorsunuz indirdik. Bugün hastanelere başvuranların, hastanelerde yatanların, özellikle yoğun bakımda hayatta kalma mücadelesi verenlerin neredeyse tamamına yakınının aşı yaptırmayanlardan oluştuğunu görüyoruz. Aşı olduğu hâlde hastalananların sayısı çok istisnai seviyede. Bu gerçekleri de görmemiz lazım. Önümüzde böyle net bir tablo olduğu hâlde ilmi ve akli hiçbir gerekçeye dayanmadan aşı karşıtlığı kampanyası yürütülmesini doğru bulmuyorum. Elbette aşı olmamak kişilerin kendi tercihidir ama tercihin başka insanların hayatlarını riske atacak şekilde ortaya konmasına rıza gösteremeyiz. Onun için de gönüllülük esası diyorum şart olmalı.”
“AŞIDA GÖNÜLLÜLÜK ESASI ŞART OLMALI”
“Anladığım kadarıyla aşı konusunda gönüllük esası olsun diyorsunuz, herhangi bir zorunluluktan yana değilsiniz ama sizin de söylediğiniz gibi aşı olanlar da olmayanlardan mustarip onlarla aynı ortamda bulunmaktan dolayı.” sözleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyle ne bir hakkı var ne bir yetkisi var. Bu konuda da zorlamaya gerek yok. Her şeyi zaten bu işin bilimsel yanı itibarıyla doktorlarımız, bilim kurulu vesaire onlar anlattılar, anlatıyorlar. Öyleyse bırakalım da bu işin ehli olan kimse onlardan dinleyelim ve cebren böyle bir yola tevessül edilemez. Ben yine söylüyorum ben üç kez aşı olmuş birisiyim. Gönüllülük esası burada şart olmalıdır. Ona göre de isteyen aşısını olur, isteyen olmaz ve bu şekilde de temenni ediyorum ki en kısa zamanda bu badireyi de inşallah atlatmış oluruz” ifadelerini kullandı.
“Bir projenin bitiş süresi geldiğinde o projeyi yapanlarla pazarlık yapıyorsunuz. ‘Şu kadar erkene çek, şu kadar gün önce bitir’ diyorsunuz ve birçoğu zamanından önce bitiyor. Aşı olmayanların bir kısmı ‘Ben Türk aşısını bekliyorum’ diyor. Bu süreçle ilgili bir hızlandırma ya da bu konu ile ilgili olarak bir an evvel Türk aşısının da gündeme gelmesi söz konusu olacak mı?” sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevapladı: “Murat Bey bu inşaat yapmaya benzemez. Bu farklı bir şey. Yani şimdi inşaatta böyle bir şeyi matematik iki kere iki dört diyebilirsin ama yani aşıyla ilgili çalışmaların şu anda başında olanlar hocalarımız vesaire onlar bize kalkıp da böyle bir matematik esasına dayalı bir tarih veremiyorlar ancak tahmini olarak yılsonuna kadar en geç bunu bitireceğiz diyorlar. İnşallah kendi aşımızı en kısa zamanda bitireceğiz diyen hocalarımız da var ve bu konudaki dışa bağımlılığımızı da inşallah azaltmayı hedefliyoruz diye bu müjdeyi bize bu şekilde hep söylediler. Temennimiz odur ki TÜRKOVAC en kısa zamanda elimizde olsun.”
“YÜZ YÜZE EĞİTİMİ BAŞLATACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüz yüze eğitim olabilecek mi yeni eğitim-öğretim döneminde? sorusunu ise “İnşallah olacak. Dün akşam da Bakanımla bu konuyu görüştük. İnşallah yüz yüze eğitimi başlatacağız ve yavrularımız da öğretmenleriyle yüz yüze inşallah çalışmaya başlayacaklar” şeklinde cevapladı.
Ziya Selçuk’un Millî Eğitim Bakanlığı görevinden af talebini yerinde bulduklarını ve yerine Millî Eğitim camiasını tanıyan Mahmut Özer’i göreve getirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Özer ile çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.
Tokyo Olimpiyatları’na ilişkin değerlendirmeleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle kadın sporcuların performansıyla ilklerin öne çıkmasının kendilerini sevindirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Yani hele hele yani neredeyse iki altına gidiyorduk boksta yani burada Busenazların bir altın bir gümüşte, orada bir haksızlığa da maalesef kurban gitti. Ben inanıyorum ki iki altını almış olsaydık boksta, o tabii çok daha farklı bir şey olacaktı. Bizim yani olimpiyatlardaki derecemizi biraz daha artıracaktı. İki altın iki de gümüş oldu ve dokuz da bronz almak üzere şu ana kadar biz olimpiyatlarda böyle bir performansı yakalamış olduk. Doğrusu ben paralimpikte de daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Arkadaşlarımızın da bu noktadaki kararlılığını böyle gördüm. Bundan önceki olimpiyatlara göre bu defa daha başarılı bir şekilde dönecekler, bunu görüyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa çalışmalarına ilişkin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni anayasa ile ilgili hazırlıklarını kendisine gönderdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Ben de bu çalışmayı yürüten arkadaşlarıma ve bu işin başındaki arkadaşımıza da o çalışma taslağını da verdim. Arkadaşlarımız onunla birlikte çalışmalarını da yaptılar. Şimdi biz de çalışmamızı belli bir noktaya getirdik, getiriyoruz. Nihai noktaya gelince de çıkan neticeyi ben de Sayın Bahçeli’ye takdim edeceğim ve onların da incelemesinden sonraki durumu tekrar bir değerlendirmeye alacağız.”
“Seçim Kanunu’nda değişiklik olacak mı?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de yine aynı şekilde genel başkan yardımcım Hayati Bey’in riyasetinde bir ekip, Milliyetçi Hareket Partisi’nden de bir ekiple görüşmelerini yaptılar, yapıyorlar. Bu çalışmaları da bana takdim ettiler, ben de baktım. Şimdi onun üzerinden son çalışmaları da yapıyorlar. Yine çalışmadan sonra da yine Sayın Genel Başkanla bu gelinen noktayı bir müzakere etme şansı bulacağız” açıklamasında bulundu.
MUHALEFETİN ERKEN SEÇİM TALEBİ
Muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarının hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Yani bunu artık unuttuk, konuşmuyoruz. Çünkü artık hedef Haziran 2023. Bunu Devlet Bey de müteaddit defalar söyledi, biz de söyledik. Yani muhalefetin başka işi gücü yok sürekli bunlarla meşgul oluyor ve bunlarla meşgul olmakla netice alacağını zannediyor. Böyle bir şeyin netice vermeyeceğini defalarca söylediğimiz hâlde, bırakın da işinize bakın. Ülkeye bir katkınız var mı ülkenin kalkınmasına bir katkınız var mı veyahut ülkede yapılan şu çalışmaya bir katkınız var mı? Bunların söyleyin. Bunlarda böyle bir katkı var mı böyle bir dert var mı? Yok. Hâlâ erken seçim merken seçim. Yani erken seçim olup da bundan bir netice alacaklarından değil, bunlar hedef saptırmaktan başka bir şey de değil. Bu ülke artık açıklanan yol haritasını değiştirmek isteyenlere fırsat vermeyecek. Bizim işimiz var. Biz şu anda çalışıyoruz. Daha çok şeyler yapmamız lazım. Bunlara bu fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Bu ülkede önümüzdeki seçimin tarihi bellidir ve o tarihte bu seçim yapılacaktır.”
Ankara’da 26 fabrikanın açılışında konuşan kaynak ustası Melek Tuğ’un görüntülerini izleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tuğ’un meslek lisesini bitirerek, usta noktasına geldiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “Dedim ‘Artık üniversiteyi de bitirmen lazım’ ve inanıyorum ki bu azimle üniversiteyi de bitirir. Tabi orada patronun Melek’ten memnun olması, ona orada önde bir yer vermiş olması kadının geldiği yeri göstermesi bakımından çok çok önemli. Firma da tabi sıradan bir firma değil. 250 milyon dolar ihracatı olan bir firma. Bizim Anadolu yakasındaki Türkiye’nin en uzun bayrak direğini bunlar yaptı. Biz de açılışına gitmiştik. Hatta Ulaştırma Bakanımıza onu söyledim. Dedim ‘Bu direğin bir benzerini de Avrupa yakasına yapalım. Anadolu ve Avrupa yakasından iki bayrak direği birbirini selamlasın.’ İnşallah şimdi ikincisini de Avrupa yakasında yapacağız. Kadınımızı hor görmek, onların ilim tahsilinde veya bu tür yerlerde mevki makam sahibi olmasına engel olmak hiç kimseye kazandırmaz. Güveneceğiz ve yolculuğumuza da bu şekilde devam edeceğiz.”
Türkiye’nin eskiden toplu iğne dahi üretemeyen bir ülke olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, toplu iğne üretemezken bugünkü hâle geldik. Mesela şu an IDEF Fuarı çok başarılı bir fuar oldu ve ciddi manada siparişler var.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki işsizlik rakamları ve istihdama ilişkin soruya, “Her zaman tabi söylediğim bir şey var. Bir konuya çok büyük ehemmiyet verdiğimi söyledim. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Bu dört başlık bizim için çok önemli. Tabi yatırım olursa arkasında istihdam gelirse onun arkasında ne gelecek? Üretim gelecek. Üretim geldikten sonra da ihracatta uluslararası camiada siz de yerinizi alırsınız” ifadelerini kullandı.
“İHRACATTA 210 MİLYAR DOLAR DUVARINA YAKLAŞTIK”
Türkiye’deki işsizliğin iki buçuk puan rekor düşüşle yüzde 10,6’ya düştüğünü bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “İnşallah artık bu iyiye doğru bir gidiş olacaktır. Ve güzel olan nokta şu, bütün sektörlerde istihdam artışı yaşandı. Böyle bir dönemdeyiz. Hizmet sektörünün istihdamı salgın öncesi seviyesine yaklaştı. Tabii bizim için önem arz ediyor. Sanayi istihdamı yeniden 6 milyonu aşarak, en yüksek seviyesine ulaştı. Bu çok çok önemli. Salgın kaynaklı istihdam kaybının oldukça üzerinde istihdam artışı sağladık. Türkiye ekonomisi artık toparlanma sürecinin ardından bir atılım içerisine girmiştir. Bunu görmemiz lazım.
Tüm dünyayı sarsan salgın döneminde ekonomimiz önemli bir sınav vermiştir. Yerinde ve zamanında aldığımız tedbirler sayesinde salgından en az etkilenen ekonomilerden biri olduk. 2020 yılını yüzde 1,8 büyümeyle kapattık. Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 gibi güçlü bir büyüme kaydettik. Öncü göstergeler, ikinci çeyrekte yüzde 20’nin üzerinde güçlü büyümeye şimdiden işaret ediyor. Yılsonu büyüme beklentimiz ise orta vadeli programa göre yüzde 5,8’in dahi oldukça üzerinde. İhracatta rekor üstüne rekor kırıyoruz, işte 210 milyar dolar duvarına yaklaştık. 2021 yılı genelinde ihracatın inşallah 210 milyar doları da açmasını bekliyoruz. İşte dün Ticaret Bakanımla da görüştüm, baktım ki neşesi yerinde bayağı da çok çok ciddi ihracatta rakamlar veriyor. Nisan 2012’den bu yana reel kesim güven endeksi en yüksek seviyesine çıkmış vaziyette, bu da tabi ki olumlu sinyalleri veriyor.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da 26 yeni fabrika ve altyapıların açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan öz güven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Sanayi Odası İkinci Organize Sanayi Bölgesi’nde 26 fabrika ve altyapıların açılış törenine katıldı.
Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin salgın, yangın ve sel felaketleri başta olmak üzere, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, milletin refahını artırmaya yönelik çabalarını aralıksız sürdürdüğünü söyledi.
“YATIRIM, İSTİHDAM, ÜRETİM VE İHRACAT KONULARINI ÜLKEMİZ GÜNDEMİNİN EN ÜSTÜNDE TUTUYORUZ”
Özellikle yatırım, istihdam, üretim ve ihracat konularını ülke gündeminin en üstünde tutmaya büyük önem verdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada Ankara’mıza kazandırdığımız 26 yeni fabrikanın yanı sıra; 2 bin 500 kişi kapasiteli bir camiyi, 16 dersliği ve 2 atölyesi bulunan bir okulu, arıtma tesisini, test merkezini, çevre analiz laboratuvarını, enerji hatlarını da hizmete açıyoruz. Açılışını yaptığımız bu tesislerin çok önemli bir ortak özelliği bulunuyor. Bu fabrikaların tamamı, salgın sürecinde yatırımlarını tamamlayarak faaliyete geçmiştir” dedi.
Tüm dünyada belirsizliğin hüküm sürdüğü, tedarik zincirlerinde aksamaların olduğu, birçok ülkede ticari hayatın neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde, Türk iş dünyası yatırımlarına hız verdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin bir işareti olan bu yatırımlar için sanayicilerimizin her birine teşekkür ediyorum. Esasen bu üretim tesisleri, ülkemizin gücünü ve potansiyelini göstermenin yanında, salgının başından beri sürekli ‘yandık-bittik-battık’ diyerek millete karamsarlık pompalayan felaket tellallarına verilmiş en güzel cevaptır. Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan özgüven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir.”
“SAĞLADIĞIMIZ DESTEK VE TEŞVİKLERLE DAİMA YATIRIMCILARIMIZIN YANINDA OLDUK”
Toplamda 1 milyar 600 milyon liralık bir yatırım bedeliyle hayata geçen fabrikaların, salgın döneminde 1.670 kişiye iş imkânı sağlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de bu kritik süreçte sağladığımız destek ve teşviklerle daima yatırımcılarımızın yanında olduk. Bugün hizmete aldığımız üretim tesislerinin büyük çoğunluğuna teşvik belgesi vererek, devletimizin imkânlarından faydalandırdık. Ayrıca altyapı yatırımlarından arıtma tesislerine, hizmet destek alanlarından elektrik ve doğalgaz hatlarına, ibadethanelerden diğer donatılara kadar girişimcilerimizin her türlü ihtiyacını karşıladık” şeklinde konuştu.