Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliğinde konuştuCumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliğinde konuştu için yorumlar kapalı 23484
Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congresium’da AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca düzenlenen “Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliğinde konuştu.
Konuşmasına, vefat eden AK Parti kurucu üyelerinden İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’a rahmet dileyerek başlayan Erdoğan, “Sayın Çağlar, hayatı tam bir başarı hikayesi olan, iş dünyasında yükselirken insani ve vicdani vazifelerini de asla ihmal etmeyen örnek bir arkadaşımızdı. Kendisi ticaretin, siyasetin, sivil toplum faaliyetlerinin, hayatın içinde bizlerle beraber bu mücadeleyi sürdürebileceğinin ete kemiğe bürünmüş bir örneği olarak bu yolculukta devam etti. Ülkemizin en eski ve büyük ticaret odasında uzun yıllardır çeşitli kademelerde üstlendiği sorumlulukları başarıyla yerine getiren Sayın Çağlar’dan beklediğimiz çok hizmetler vardı.” diye konuştu.
Çağlar’a Allah’tan rahmet, ailesine ve iş dünyasına, tüm sevenlerine ve millete başsağlığı dileyen Erdoğan, Çağlar’ın cenazesinin, yarın ikindi namazına müteakip Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Sahra-ı Cedid Mezarlığındaki aile kabristanına defnedileceğini, cenaze törenine katılmaya gayret edeceğini aktardı.
BİZİMLE BERABER OLANLAR KAZANACAKTIR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılı üçüncü çeyrek büyüme oranının yüzde 11,1 olarak açıklandığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bu oranla Türkiye, üçüncü çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştur. Bu yıl birinci çeyrekte revize edilmiş haliyle yüzde 5,3 ve ikinci çeyrekte yüzde 5,4 büyüyen Türkiye, böylece üçüncü çeyrekte neredeyse ikinci yarının tamamına denk bir büyüme oranına ulaştı. İnşallah yılın tamamında da en az yüzde 7 civarında bir büyüme oranı elde etmeyi hedefliyoruz. Büyümede yatırımcıların ciddi katkısı olması, elde edilen başarının kalıcılığına işaret ediyor. Bu rakamlarla, ülkemizi zayıf göstermek için var güçleriyle çalışan iç ve dış fesat odaklarına en güzel cevabı verdiğimize inanıyorum. Türkiye kendisine güvenen, inanan, yatırım yapan hiç kimseyi sukutuhayale uğratmamıştır, uğratmayacaktır. Bizimle beraber olanlar kazanacak, bizim karşımızda yer alanlar ise kaybedecektir.”
Erdoğan, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliğin, mazlum ve mağdurlar başta olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek, emeği geçen herkese teşekkür etti. Erdoğan, insan hakları alanındaki çalışmaları sebebiyle, merhamet, sabır ve insani yardım alanlarında ödül verilecek kişileri de tebrik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nün, dünyanın pek çok yerinde ve özellikle Kudüs’te insan haklarının ayaklar altına alındığı dönemde anıldığına dikkati çekerek, “Yaşadıkları topraklarda tüm hakları ellerinden alınan, her gün baskıyla, zulümle, tacizle kendilerine adeta dünyanın zindan edildiği Filistinli kardeşlerimize buradan selamlarımızı iletiyorum.” dedi.
Katılımcıların “Kudüs bizimdir bizim kalacak” sloganlarını dinleyen Erdoğan, “Atalarımız ‘Zulümle abad olanın ahiri berbad olur’ diyor. Kudüs’te sergilenen vandallığın, zulmün, hoyratlığın ilelebet devam etmesi mümkün değildir. O Kudüs ki her taşında, toprağının her zerresinde ayrı bir hikayeyi barındırır. O Kudüs ki uğruna her şeyini feda etmeye hazır kimlere yar olmamıştır. Bugün kendilerini Kudüs’ün sahibi sananlar yarın arkasına saklanacak ağaç dahi bulamayacaklarını bilmelidirler.” ifadesini kullandı.
Kudüs’ü aldığında kadın, çocuk, ihtiyar demeden 70 bin Müslüman’ı katledenlerin vahşeti ile aynı şehri fethederken tek bir kişinin burnu kanamasın hassasiyetiyle hareket eden Selahattin Eyyubi’yi iyi hatırladıklarını belirten Erdoğan, “Tarih, kuşatma sırasında kutsal mekanlar tahrip olmasın diye Kudüs’ü savaşsız teslim eden Osmanlı’nın nezaketiyle, şehrin kadim sakinlerinin evlerini başlarına yıkanların barbarlığını aynı şekilde kaydedecektir.” dedi.
Erdoğan konuşmasında Kudüs’e ilişkin bir şiirden şu, mısraları okudu:
“Ey Kudüs, ey peygamberler kokusu, Ey yerin göklere en yakın avlusu, Ey şehrilerin incisi, Acıdır cadde taşları, Acıdır müezzin sesleri, Ey Kudüs ey kentlerin en acılısı, Kim durdurur düşmanları sana karşı Ey dinlerin gerdanlığı, Kim siler kanları duvar taşlarından, Kim kurtarır İsa’yı İsa’yı öldürenlerden, İnsanı kim kurtarır, Ey Kudüs ey sevgilim, Dönüyor güvercinler gene, Tertemiz masmavi göklere.”
Erdoğan, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Filistin ve özellikle de Kudüs’ün büyük acılara maruz kaldığını, yüreklerden hep feryatların yükseldiğini belirtti.
Mavi göklere giden güvercinlerin hep tertemiz döneceğini ifade eden Erdoğan, “Kudüs’ü Müslümanlara ve diğer dinlerin mensuplarına zindan edenler, ellerine bulaşan kanı asla temizleyemeyeceklerdir.” ifadesini kullandı.
Erdoğan, ABD’nin Kudüs kararı ile dökülen kana ortak olduğunu belirterek, “Biz bu kararı asla tanımıyoruz, tanımayacağız. Başkan Trump’ın bu açıklaması bizi bağlamaz. Kudüs’ü de İslam dünyasını da bağlamaz. Sen çalarsın, sen oynarsın. Olay bu.” diye konuştu.
1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar bu mücadelenin bitmeyeceğini, bunun böyle bilinmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bugün yaşanan sorunların temelinde Amerika ve Avrupa’nın en başından beri İsrail’in önünü açan, haksız işgalini ve yerleşimlerini destekleyen politikaları olduğunu söyledi.
FİLİSTİN ŞÖYLE NOKTACIKLAR HALİNDE
“Bu ülkeler BM kararlarına sahip çıkmış olsaydı bölgede on yıllardır süren acı, haksızlık, zulüm ve katliamların önüne geçilebilirdi.” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“1947 yılında Filistin’de neredeyse İsrail diye bir yer yok idi ama ondan sonra başladı ve Filistin lime lime bölünerek Birleşmiş Milletler’in 67 kararı da buna dahil öyle bir noktaya gelindi ki şu anda Filistin şöyle noktacıklar halinde ve genelini tamamıyla İsrail’e vermiş durumdalar. Bunu kim yaptı? Batı. Şimdi de 1980 yılı 478 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını o zamanlar Amerika çekimser bir havada, İsrail, bunun dışında bir ülke tanımadığı halde bunlar işte o günden bugüne ‘Biz yaptık oldu’ mantığıyla buraya geldiler. ABD’nin Kudüs kararına karşı ortaya konan tepkilerin Batı ülkelerinin bu tutarsız İsrail politikasında bir kırılma noktası teşkil etmesini temenni ediyorum.”
Erdoğan, Türkiye olarak bu konudaki tepkilerini ve hayata geçirecekleri politikaları hem kendi adlarına hem de zirve dönem başkanı oldukları İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altından dile getireceklerini, zirvenin bu bakımdan bir dönüm noktası teşkil edeceğine inandığını aktardı.
FİLİSTİN VE KUDÜS KONUSUNDA HERKESE NOTUNU VERECEĞİZ
Dünyada samimi olarak insan hakları savunucusu ve barış yanlısı olan herkes için Filistin ve Kudüs meselesinin bir turnusol kağıdı olduğunu anlatan Erdoğan, “Bu meselede mazlumun ve haklının yanında yer almayan hiç kimsenin ne insan hakları ne de bölgesel ve küresel barış konusunda söyleyecek hiçbir sözü olamaz. Filistin ve Kudüs konusundaki ifadeleri yakından takip edecek, ona göre de herkese notunu vereceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdoğan, bugün dünyada insan haklarının Batı ülkelerinin belirlediği standartlar ve onların ürünü olan kavramlar üzerinden konuşulduğunu ve tartışıldığını vurguladı.
İnsan hakları meselesinin küresel bir konu olduğunu ifade eden Erdoğan, her toplumun, kültürün, medeniyetin bu konuda söyleyecek sözü, ortaya koyacak bir duruşunun olduğunu söyledi.
İNSAN HAKLARININ ZİRVESİ, ‘İNSAN YARATILMIŞLARIN EN ŞEREFLİSİDİR’ HÜKMÜDÜR
Dünyadaki hakim kavramlar ve standartlar üzerinden bu meseleyi tartışırken kendi ölçülerini ihmal etmemekle mükellef olduklarına işaret eden Erdoğan, şöyle dedi:
“Bana göre insan haklarının zirvesi, bizim medeniyetimizin ‘İnsan yaratılmışların en şereflisidir’ hükmüdür. Yunus Emre’nin ‘Yaratılanı severim yaradandan ötürü.’ sözünün kaynağı da bu hükümdür. Rabbimiz insanı dünyadaki gördüğümüz ve göremediğimiz tüm varlıklardan üstün kıldığına göre bunun daha üzerinde bir hak tanımı yapmaya uğraşmak beyhudedir. Öyle ki kul hakkı dediğimizde insan hakları başlığında dile getirilenlerin tamamını hatta fazlasını ifade etmiş oluyoruz. İnancımızda, dinimizin, hatta devletin ‘Zarurat-ı Hamse” denilen beş temel gayesi vardır.”
Erdoğan, insanın canının, aklının, neslinin, inancının, malının korunmasından devletin sorumlu olduğunu ve bunun devletin görevi olduğunu vurgulayarak, sözlerini söyle sürdürdü:
“Burada haksız yere bir insanın öldürülmesini tüm insanlığı öldürmek olarak gören bir ölçüden söz ediyorum. Burada aklı en büyük nimet olarak gören dolayısıyla bunun korunması için çok net ve sert hükümler getiren bir anlayıştan söz ediyorum. Burada neslin korunması başta olmak üzere insanın namusunun, iffetinin, haysiyetinin, onurunun üzerine adeta titreyen bir yaklaşımdan söz ediyorum. Allah nezdindeki hak din İslam’ı hiçbir zorlamaya, baskıya, tehdide maruz kalmaksızın hayat nizamı ve diriliş kaynağı olarak gören bir kabulden söz ediyorum. Burada meşru yollardan elde edilmiş malları her türlü gasba, yağmaya, meşruiyetine halel getirecek tüm tehditlere karşı koruma altına alan her türlü zekat, sadaka ve benzeri yöntemleri başkalarını da gözetecek şekilde güvenceye kavuşturan bir düzenden söz ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Görüldüğü gibi bizim ölçülerimizde eksik, sıkıntı yok. Bunların BM ve AB gibi dünya çapında kriter koyan kuruluşların insan hakları anlayışlarından fazlası var, eksiği yok. Bizim tek sorunumuz kendi ölçülerimize kendimizin riayet etmiyor olmasıdır. Kur’an ve sünnet terbiyesi almamış kendini bilmezler asla İslam’ı temsil edemezler. Bu konuda bizim çok sağlam referanslarımız var.”
Erdoğan, ecdadın geçmişte insana dair her konuda hassasiyetler ortaya koyduğunu, bugün dahi örneklerine rastlamanın mümkün olmadığını belirtti.
Dünyanın her yerinde ileri seviyelere taşınan vakıf müesseselerinin, Türkiye’de uzun bir süre yok sayıldığını, üzerinin örtülmeye çalışıldığını ifade eden Erdoğan, Türkiye’de insandan hayvana kadar tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılamaya, haklarını korumaya yönelik vakıflar bulunduğunu dile getirdi.
Erdoğan, son 15 yılda vakıfları, hem tarihi misyonlarına hem de günün ihtiyaçlarına uygun ilave fonksiyonlarıyla ihya etmek için yoğun çaba sarf ettiklerini, bu konuda önemli mesafe katettiklerini söyledi.
DEVRİM NİTELİĞİNDE PEK ÇOK REFORMA İMZA ATTIK
Türkiye’de insan haklarının her alanında olduğu gibi, dini, kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik alanlarda, insan hakları başlığı altında değerlendirilebilecek devrim niteliğinde pek çok reforma imza attıklarını kaydeden Erdoğan, “Bizim bu çıkışımızı Batı, ‘sessiz devrim’ diye niteledi. İnşallah önümüzdeki dönemde tüm bu çalışmaları kesintisiz şekilde sürdürecek, daha ileriye taşımak için gayret edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta yaşanan insani dramlar karşısındaki duruşunun başlı başına bir insan hakları efsanesi olduğuna vurgu yapan Erdoğan, daha önce birinci ve ikinci Körfez Savaşları döneminde Irak’tan gelen yüz binlerce kişiye, Türkiye’nin sorgusuz sualsiz kapılarını açtığını, durum normale dönene kadar sahip çıktığını hatırlattı.
Erdoğan, Suriye’de son 7 yıldır kesintisiz süren kriz döneminde Türkiye sınırlarına gelen herkese kucak açıldığını söyledi.
Milyonlarca kişinin bir kısmının kurulan kamplarda diğer kısmının da şehirlerde misafir edildiğini anlatan Erdoğan, bu durumda yaklaşık 3,5 milyon kişi bulunduğunu belirtti.
Erdoğan, “Halen Suriyeli ve Iraklı bu 3,5 milyona yakın sığınmacı ülkemizde hayatını sürdürüyor. Var mı dünyada örneği? Yok. Ama Türkiye bunu yaptı. Diğer ülkelerden, bölgelerden gelenlerle bu rakam, 4 milyonu geçiyor. Bugün Türkiye, dünyada sınırları içinde en çok mülteci barındıran ülke durumundadır. Canını, namusunu, geleceğini kurtarmak için kapımıza gelen herkesin başımızın üzerinde yeri vardır. Rabbim kimseyi evinden, yurdundan, özgürlüğünden etmesin.” diye konuştu.
BİZİM HERKESE KAPIMIZ DA KALBİMİZ DE AÇIKTIR
Anadolu’nun bir göçmenler diyarı olduğunu, asırlar boyunca doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden her istikametten bu coğrafyaya akın akın insanlar geldiğini anımsatan Erdoğan, başı dara düşen herkesin inancına, kökenine, meşrebine bakılmaksızın bu topraklarda kendine yer bulduğunu, gelecek kurma imkanı elde ettiğini söyledi.
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün her kim Suriye’den, Irak’tan, Kuzey Afrika’dan veya bir başka bölgeden gelenlere kem gözle bakıyorsa geçmişinden, tarihinden bihaber demektir. Bu kişilerin birkaç kuşak gerisine gidersek onlarda da bir muhacirlik bulacağımızdan ben eminim.
Kimsenin mazlumları, mağdurları niçin ülkemizde barındırdığımızı sorgulamaya hakkı yoktur. Bu ülkeye, bu millete ihanet içerisinde girmemiş olması şartıyla bizim herkese kapımız da kalbimiz de açıktır, açık olmaya devam edecek.”
“Asıl üzülmemiz gereken, yüreğimizi parçalamamız gereken buraya gelenler değil bu yolculuk sırasında hayatlarını kaybedenler olmalıdır.” diyen Erdoğan, Aylan bebeğin kıyılara vuran minik bedeninin, aile fertlerinin tamamını kaybettikleri için el ele tutuşarak askerlere sığınanların asla unutulmayacağını kaydetti.
GÜÇSÜZÜN HAKLI DA OLSA ÇARESİZLİK İÇİNDE KIVRANDIĞI BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ
Ülkesinde en iyi eğitimi alıp, en prestijli işlerde çalışırken bir anda her şeyini kaybedip hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan kariyer sahiplerinin de asla unutulmayacağını dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Eğer dünyada mültecilere sahip çıkma konusunda bir ödül verilecekse, bunu en fazla hak eden ülke Türkiye’dir. Bize böyle bir ödülün asla verilmeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Çünkü dünyada her konu gibi insan hakları meselesi de tamamen politik konumla ilgilidir. Hatta her gün Filistinlileri katleden İsrail’e veya halkına zulmeden bir başka terör devletine böyle bir ödülün verilmesi bizi asla şaşırtmaz. Bunlar YPG’ye, PYD’ye ödül verecek kadar ödülsüzlükten nasibini almışlardır. Bunlar bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok etmek gafletine girecek kadar barıştan uzak tiplerdir.
Bu durum sadece onların insan haklarına hizmet edecek işler yaptıklarına değil politik olarak doğru ittifakların içinde ne denli yer aldıklarını da işaret eder. Çünkü haksız da olsa güçlünün üstün olduğu güçsüzün ise haklı da olsa çaresizlik içinde kıvrandığı bir dönemden geçiyoruz. Bazusu ne kadar güçlü olursa olsun, istediği kadar silahları olanlar olsun, istediği kadar nükleer başlığı olanlar olsun, güçlü olan onlar değil, güçlü olan haklı olandır. Bu düzeni kabul etmiyoruz bunun için de ‘Dünya beşten büyüktür.’ diyerek itirazımızı tüm dünyada dile getiriyoruz.”
Erdoğan, yaşanan her hadisenin bu itirazın ve isyanın haklılığını teyit ettiğini belirterek,”İnsanlığın vicdanında her gün biraz daha gür şekilde yankı bulduğunu gördüğümüz bu gayretimiz, inşallah çok uzak olmayan bir tarihte Birleşmiş Milletler’in özellikle Güvenlik Konseyi’nin reformuyla neticelenecektir.” dedi.
SİGARA İÇENİN YANINDAKİ PASİF İÇİCİYİ RAHATSIZ ETMESİ KUL HAKKIDIR
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlayışlarında “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları” diye bir çerçevenin olduğunu anımsatarak, şöyle konuştu:
“Bana göre dünyadaki en geniş insan hakları tanımı da budur. Bu öyle geniş bir çerçevedir ki içine maddi ve manevi haklara dair her şey girer. Mesela bunlar arasında ana babanın evladı üzerindeki hakları, komşunun komşu üzerindeki hakları, öğretmenin öğrencisi üzerindeki hakları ve daha pek çok alt başlığı saymak mümkün. Aynı şekilde bu çerçevenin içerisinde çevreye zarar vermemek, havayı kirletmemek, gürültü yapmamak, kalp kırmamak, kötü söz söylememek, saygıda kusur etmemek, bir şey daha söyleyeceğim şimdi; sigara içmek suretiyle pasif vatandaşı darda bırakmamak. Ve daha nice incelik var ki hepsi de insanla ve insan haklarıyla ilişkilidir. Dikkat ederseniz, gençler size de sesleniyorum; sigara içmek suretiyle sen orada duman altı olurken, yanındaki pasif içiciyi rahatsız etme hakkına sahip değilsin. Bunun adı, kul hakkıdır, kul hakkı, bunu böyle bilesiniz.”
(KILIÇDAROĞLU’NA) SEN BU MÜLTECİLERLE İLGİLİ ŞU ANA KADAR NE YAPTIN?
Milletin “hak” ve “hukuk”u genellikle birlikte ifade ettiğine dikkati çeken Erdoğan, “Yani bir işin özü ile biçimi aynı anda zikredilir. Şayet hem inancımıza hem küresel kabullere uygun bir insan hakları zemini oluşturacaksak, hareket noktamız işte burası olmalı. Biz hakkı ve hukuku korumak için, geçtiğimiz 15 yıldır elimizden gelen gayreti gösterdik. Mücadelemizde en büyük desteği, işte burada sivil toplum kuruluşlarımızdan gördük.” dedi.
Programda insani yardım alanında faaliyet gösteren 300’den fazla sivil toplum kuruluşu temsilcisinin bulunduğunu belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
“Ben her birine ayrı ayrı şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Bu kuruluşlarımızın her birine Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkının teslimi konusunda gösterdikleri gayretler için şükranlarımı sunuyorum. Hepsine de ‘İnsanlık için iyi ki varsınız’ diyorum. Aslında kişisel olarak insan hakları alanındaki çalışmaların ifşasının çok fazla görünür olmasını pek doğru bulmuyorum. Uluslararası platformlarda Suriyeliler için 30 milyar dolar harcama yaptığımızı inanın bana adeta utanarak ifade ediyoruz ama bu ülkenin ana muhalefetinin başındaki kişi sadece hükümete, sadece iktidara bir şeyler söyleyebilmek için ‘Bize bunu ispat edin’ diyor. Anlayışa bak, mantığa bak. Sen bu mültecilerle ilgili şu ana kadar ne yaptın? Bunu söylememizin tek sebebi de insanlık ve özellikle de mazlumlar için doğru dürüst yapmadıkları halde büyük bütçe ve propagandalarla dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışanlara derslerini vermektir. Sizlerden bu hassasiyeti daima gözetmenizi bekliyorum.”
İnsan Hakları Günü Etkinliğine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Mahir Ünal, Ravza Kavakcı, Erol Kaya, Mehdi Eker ve Öznur Çalık ile çok sayıda davetli katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı’nın konuşması işitme engelliler için işaret diliyle anlatıldı.
Katılımcılara, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan “İşimiz İnsana Hizmet” başlıklı kitapçıklar dağıtıldı.
Programda, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan ve İnci Koleji öğrencileri tarafından insan hakları temalı videolarla desteklenmiş sahne gösterisi sergilendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından ödül töreni düzenlendi. Elektrik teline kanadı takılan kuşu kurtarmak isterken akıma kapılan ve ellerini kaybeden çoban Ramazan Taşdemir, “Merhamet” ödülünü kazandı. Tedavisi devam eden Taşdemir’in ödülünü babası Mehmet Taşdemir aldı.
“Sabır” ödülü, 1995 yılında Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenen kompozisyon yarışmasında birinci olan ancak başı örtülü olduğu için o gün ödülünü alamayan Tevhide Kütük Güneri’ye, “İnsani Yardım” ödülü ise AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu’na Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verildi.
Mardin’deki Midyat Sığınmacı Kampında yaşayan Suriyeli Rim Curiye yaptığı resmi, Erdoğan’a takdim etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnci Koleji öğrencileri ve ardından AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı Yönetimi üyüleri ile hatıra fotoğrafı çektirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da 26 yeni fabrika ve altyapıların açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan öz güven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Sanayi Odası İkinci Organize Sanayi Bölgesi’nde 26 fabrika ve altyapıların açılış törenine katıldı.
Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin salgın, yangın ve sel felaketleri başta olmak üzere, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, milletin refahını artırmaya yönelik çabalarını aralıksız sürdürdüğünü söyledi.
“YATIRIM, İSTİHDAM, ÜRETİM VE İHRACAT KONULARINI ÜLKEMİZ GÜNDEMİNİN EN ÜSTÜNDE TUTUYORUZ”
Özellikle yatırım, istihdam, üretim ve ihracat konularını ülke gündeminin en üstünde tutmaya büyük önem verdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada Ankara’mıza kazandırdığımız 26 yeni fabrikanın yanı sıra; 2 bin 500 kişi kapasiteli bir camiyi, 16 dersliği ve 2 atölyesi bulunan bir okulu, arıtma tesisini, test merkezini, çevre analiz laboratuvarını, enerji hatlarını da hizmete açıyoruz. Açılışını yaptığımız bu tesislerin çok önemli bir ortak özelliği bulunuyor. Bu fabrikaların tamamı, salgın sürecinde yatırımlarını tamamlayarak faaliyete geçmiştir” dedi.
Tüm dünyada belirsizliğin hüküm sürdüğü, tedarik zincirlerinde aksamaların olduğu, birçok ülkede ticari hayatın neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde, Türk iş dünyası yatırımlarına hız verdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin bir işareti olan bu yatırımlar için sanayicilerimizin her birine teşekkür ediyorum. Esasen bu üretim tesisleri, ülkemizin gücünü ve potansiyelini göstermenin yanında, salgının başından beri sürekli ‘yandık-bittik-battık’ diyerek millete karamsarlık pompalayan felaket tellallarına verilmiş en güzel cevaptır. Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan özgüven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir.”
“SAĞLADIĞIMIZ DESTEK VE TEŞVİKLERLE DAİMA YATIRIMCILARIMIZIN YANINDA OLDUK”
Toplamda 1 milyar 600 milyon liralık bir yatırım bedeliyle hayata geçen fabrikaların, salgın döneminde 1.670 kişiye iş imkânı sağlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de bu kritik süreçte sağladığımız destek ve teşviklerle daima yatırımcılarımızın yanında olduk. Bugün hizmete aldığımız üretim tesislerinin büyük çoğunluğuna teşvik belgesi vererek, devletimizin imkânlarından faydalandırdık. Ayrıca altyapı yatırımlarından arıtma tesislerine, hizmet destek alanlarından elektrik ve doğalgaz hatlarına, ibadethanelerden diğer donatılara kadar girişimcilerimizin her türlü ihtiyacını karşıladık” şeklinde konuştu.
CNN TÜRK ve Kanal D ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzensiz göçmenlerle ilgili, “Herkes şunu bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz, adımımızı da ona göre atıyoruz” dedi.
“Türkiye’nin Afgan göçmenlerle ilgili politikası nedir?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’den, 4 milyona yakın göçmen geldiğini ve bunlardan meslek ve sanat sahibi olan birçok Suriyeli’nin vatandaş olduğunu anımsattı.
Afganistan ile ilgili durumun biraz daha farklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda gerek İran kapısından gerek Irak’tan duvarlarımızı ciddi oranda yükseltiyoruz. Buralardaki yükselen duvarlar, bu düzensiz göçün ülkemize girmesini engellemek için. Bu çalışma devam ediyor. Çok da fazla kalmadı. Tamamıyla sınırlarımız bu surlarla, bu duvarlarla örülüyor” diye konuştu.
“TÜRKİYE YOLGEÇEN HANI DEĞİLDİR”
Bu son gelişmelerde Afgan halkının içine düştüğü durumun çok sıkıntılı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Taliban ile bunların yaşadığı şu andaki süreç çok sıkıntılı. Bu konuda da biz bazı çalışmalar yapıyoruz. Nedir? Taliban ile bazı görüşmelere varıncaya kadar şu anda ilgili kurumlarımız çalışıyor. Hatta belki benim bile onların lideri durumunda olacak olanı kabul etme durumum olabilir. Niye? Çünkü bizim bu tür şeylerde eğer üst düzeyde bunları kontrol altına alamazsak, bunlar kontrol altına alınamadığı takdirde bu defa Afganistan’daki barışı, sulhu sağlamamız da mümkün olmaz. Şimdi Afganistan’da bizim adeta soydaşlarımız durumunda olanlarda var. Şimdi bütün bunlarla birlikte bazı adımları atıp yanımıza kimleri alabiliriz, onların çalışmasını yapıyoruz. Ben bununla ilgili olarak da mesela ilgili üst düzey yönetici arkadaşlarımı yurtdışına gönderdim. Aynı şekilde Katar ile bu akşam görüşmem oldu. Burada Taliban’ın attığı adımları nerede durdurabiliriz, nerede sulhe yönelik bir adım atarız? Diplomasi dediğiniz budur. Her şeyi savaşla, askerî olarak halledeceğiz diye bir şey var mı? Yok. Askeriyenin veya savaşın geçerli olduğu yer var ama bir de siyasetin, diplomasinin geçerli olduğu yer var. Benim elim nereye kadar uzanıyorsa veya benim siyaset anlayışım nereye kadar muvaffak olabilecekse orayı bizim başarmamız lazım. Şu anda Afganistan’da bu konumdayız. Afganistan’ı bir kenara itemezsiniz. 35 milyon nüfusu olan bir ülke. Bizim bağlarımızın tarihe dayandığı bir ülke. Bunu bir kenara atmak mümkün değil. Bütün bunlarla birlikte herkes şunu da bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Yani bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz adımımızı da ona göre atıyoruz. Ülkemizde sosyal medyada birilerinin abarttığı şekilde sınırlarımızdan düzensiz göç akını, bu da söz konusu değil. Biz bu duvarları boşuna mı yapıyoruz? Bu surları şu anda boşuna mı örüyoruz? Yoğun bir şekilde, üstelik bütün gözetleme kulelerine varıncaya kadar. Yapmakta olduğumuz surlarda bunların hepsi var.”
Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında 2020’de 505 bin 375 yabancının yasa dışı yollarla ülkeye girişinin engellendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bunu başarmış bir ülkeyiz” dedi.
“DÜZENSİZ GÖÇ HAREKETLERİ KAMERA SİSTEMLERİYLE İZLENİYOR”
Bu rakamın 2021’de 253 bin 300 civarında olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu da başardık. Yakalanan Afgan düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümü yetkili kurumlarımız tarafından tekrar Afganistan’a sınır dışı ediliyor” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, fiziki güvenlik tedbirleri kapsamında İran sınırının 156 kilometrelik kısmına güvenlik duvarı örüldüğünü, 85 kilometrelik duvar çalışmasının ise şu anda devam ettiğini, ayrıca 109 kilometrelik kısmın da aydınlatma sistemiyle donatıldığını kaydetti. 79 kilometre boyunca da kamera ve algılayıcı sistemlerin inşa edildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece düzensiz göç hareketlerinin sürekli olarak kamera sistemleriyle izlendiğini belirtti.
Bunun yanında termal kameralarla gece geçişleri önlenirken aynı zamanda İHA’lar vasıtasıyla sınırların kontrol altında tutulduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğu sınırımızın 740 kilometrelik kısmında kullanılacak ve entegre sınır yönetiminde kilit rolü olan elektronik kuleler ve haberleşme kulelerinin yüzde 90’ı tamamlandı. Emniyet ve Jandarma tarafından sınır bölgelerimize ve düzensiz göç rotası olarak belirlenen bölgelere ilave birlikler sevk edilmiştir. Bütün bu tedbirleri niye alıyoruz? İşte bu düzensiz göçü engellemek için alıyoruz. Ama birileri de içeride maalesef bu işleri sabun köpürtür gibi, bu yalanla beraber bu adımları atıyorlar. Ben de bunu izan, insaf sahibi olan vatandaşıma, halkıma ülkenin Cumhurbaşkanı olarak duyurmuş oluyorum.”
Son zamanlardaki sel ve yangınlardan dolayı yoğun bir gündem yaşandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ara yangınla uğraşırken bir diğer taraftan da sel felaketiyle karşı karşıya kaldık. Bu sel felaketinde de şu an itibarıyla 1 kaybımız var ama henüz aranmakta olan başka vatandaşlarımız da var. Fakat binalardaki zemin yüksekliği bakıyorsunuz iki kat, bazı yerlerde üç katı buluyor, böyle bir felaket. Ne Dereli’deki felaket, ne Rize-Artvin’deki felaket. Bugün Bartın’da, Sinop’ta ve Kastamonu’da olan, onları da aşmış durumda. Bütün bakan arkadaşlarımız, AFAD hepsi şu anda oradalar ve kurumlarımız ile birlikte çalışmalarını devam ettiriyorlar” ifadelerini kullandı.
Programa gelmeden önce felaket bölgesindeki bakanlarla görüştüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Oralardan ayrılmayacaksınız dedik. Çatı katından ve damlardan helikopterlerimizin kurtardığı insanlar var” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sel bölgesindeki vatandaşlara “Tüm vatandaşlarıma bir şey hatırlatmak istiyorum. Darda, zorda kalmadıkça ulaşıma adeta kapalı sayılabilecek kara yollarını da tercih etmeyin. Çünkü her an heyelan olabilir, her an o yollardan geçerken bu heyelanlar ile birlikte Allah göstermesin trafik tıkanıklığının ötesinde tehditler olabilir. Bu tehditlerin içerisinde tabi ki can güvenliği olayı var. Onun için nereden yol veriyorlarsa oralardan gitmek en isabetli olacaktır” diye seslendi.
ORMAN YANGINLARI
Orman yangınlarına ilişkin bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, orman yangınlarının ciddi manada kontrol altına alındığını söyledi. Canlı yayın öncesi Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile yapılan çalışmaların son durumu hakkında görüştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bekir Bey ile görüştüm, büyük oranda kontrol altına alındığını söyledi. Sadece ‘Bugün Burdur-Bucak’ta yeni bir yangın olayı çıktı ama kontrolümüzün altındadır’ dedi. Araç gereç noktasında gerek uçaklarla gerek helikopterlerle gerek bütün itfaiye araçlarımızla, arazözlerle hakikaten farklı bir güce eriştik ve bu gücümüz yangın söndürmedeki başarı oranımızı da ciddi manada artırdı. Helikopterlerimiz çok çok büyük fonksiyon icra ettiler. Uçaklar çok büyük fonksiyon icra ettiler, ediyorlar. Çok kısa zamanda denizlerden suyu alıp yine kısa zamanda söndürme alanına gidebiliyorlar, helikopterlerimiz hakeza öyle. Burada Türkiye iyi bir yere ulaştı ve bunu arttırarak devam edeceğiz. Birilerinin dediği gibi ‘Ne helikopter gördük, ne uçak gördük’ değil, öyle bir şey yok. Yüzlerce arazöz arazide dolaşıyor, onlarca helikopter dolaşıyor, aynı şekilde uçaklar dolaşıyor. Yaptıkları sortiler bakıyorsunuz çok çok fazla.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin tüm bunları görmediğini ifade etti.
Yangınların çıkış sebebine ilişkin çok çeşitli iddiaların ortaya atıldığı ve terör örgütlerinin işi olabileceği yönünde yorumların yapıldığı anımsatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu çok rahat söyleyebiliriz, elbette yangınların çıkış nedeni olarak bütün ihtimaller üzerinde çıkış anından itibaren durduk ve bunların polisiye olarak araştırmaları yapıldı. Polis teşkilatımızın yaptığı araştırmaların dışında özellikle bütün teşkilatımızın oralardaki faaliyetleriyle acaba buralarda böyle bir şey var mı yok mu bunların araştırmaları yapıldı” değerlendirmesinde bulundu.
Yürüyen soruşturmalarda gözaltına alınanların ve tutuklananların olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunlarla beraber aldığımız istihbaratlar var. Yani Millî İstihbarat Teşkilatımızın verdiği bilgiler var, emniyet istihbaratın verdiği bu noktada bilgiler var ama şunu biliyoruz ki bunlar arasında ailesinde terör örgütü iltisaklı kişiler de var” dedi.
Terör örgütünün sicilinde geçmişte orman yangınları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen yıl biliyorsunuz Hatay’da bunları yaşadık. Hatay’da yaşadıklarımızın içinde nitekim teröristler de çıktı. ‘Hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan yanan ormanlarımıza, bal yapan arısından uçan kuşuna, can havliyle buzağısını doğurduktan sonra telef olan ineğine kadar yitirdiğimiz her bir canın hesabını soracağız’ dedik” ifadelerini kullandı.
Buna müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yani her şeyi RTÜK ile çözelim. RTÜK neyle uğraşacak? Amerika’da bir Twitter olayı nelere vesile oldu. ‘Bizim Türkiye’de ofisimiz var’ diyor. Yalan söylüyorsun Türkiye’de senin ofisin yok. Türkiye’de senin şu anda görevlendirdiğin elemanın yok. Öyleyse bunlara, bunun bedelini bizim ödetmemiz lazım. Ofisini açacaksın, vergini, her şeyini ödeyeceksin. Açmadığın takdirde de bedelini ödeyeceksin. Bu noktadaki çalışmalarımızı Meclis’in açılmasıyla birlikte farklı istikamette takipçisi olarak yürütmemizin gereğine inanıyorum. Çünkü kurumlarımızın ve görevlilerimizin fedakârlıkla yürüttüğü yangınla mücadelemize gerçek dışı bilgi ve haberlerle leke sürmeye çalışıyorlar. Manipülasyonun, dezenformasyonun bini bir para. Buna nereye kadar tahammül edeceksin? Bu kadar gayret, bu kadar kahramanlar ortada canı pahasına koşacak, bunlar ise bunu söyleyecek. Artık bu yıkıcı faaliyetleri yapanlara bakıyor ve hiç şaşırmıyoruz. Ama hiç şaşırmadığımız gibi de bunların da diyoruz ki bir bedeli olsun artık.”
Türkiye’ye orman yangınlarıyla mücadele sürecinde verilen uluslararası desteklere ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Rusya, Azerbaycan, İran ve daha sonraki safhada İspanya’nın destek verdiğini söyledi.
Ukrayna’nın üç tane uçak gönderdiğini ve dört tane helikopterle devreye girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan ve Gürcistan’dan destek geldiğini, Moldova, Belarus, Polonya, Avusturya ve Fransa’nın da birer helikopter gönderdiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu uçak ve helikopterlerin farklı noktalardaki yangınları söndürme çalışmalarında aktif olarak kullanıldığını ve işleri ciddi manada kolaylaştırdığını ifade etti.
Yine bu süreçte birçok ülke ve uluslararası kuruluştan “geçmiş olsun” dileği ile dayanışma mesajları alındığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şahsım, milletim adına bu ülkelere en kalbi duygularla selam, sevgi, saygılarımı gönderiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınların kontrolü sürecinde kendilerine, “sanatçılar girişimi” adını veren oluşumun Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni hedef alan açıklamalarını nasıl değerlendirdiği yönündeki soruya, şu cevabı verdi: “Bir kulağımdan giriyor, öbür kulağımdan çıkıyor. Onların meslekleri sanat. Hangi sanatsa sanatlarını icra etsinler. Biz de onların başarı oranına göre, onlara saygı duyalım. Ama kalkıp da erken seçimmiş, yok bilmem işte şu andaki başkanlık sistemi doğru değilmiş. Bırak, o iş bizim işimiz. Biz ömrümüzü buna verdik. Anlamazsınız bu işten. Piyanodan anlıyorsan piyanonu çal. Kemaniysen keman çal, dinleyelim. Sazendeysen sazını çal, dinleyelim. Ama kalkıp da bu işlere burnunu sokma, o iş bizim işimiz.”
“Ekşi Sözlük”te yayımlanan, “halk ayaklanmak için daha ne bekliyor?” mesajıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığı ifade edilerek, “Son dönemde bunların gündeme taşınmasının altında başka bir şey olabilir mi?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu bilmemiz lazım hiçbir dijital mecra hukuktan azade değildir. Onlar da gereği gibi bunun bedelini ödeyecektir. Takma isimlerin arkasına saklanarak kişilere iftira, hakaret edilmesine, millî manevi değerlere küfredilmesine, ayaklanma çağrıları yapılmasına hiç bir şekilde müsaade etmeyiz ve bizim yargı sistemimiz de buna asla müsaade etmez. Bu platformda yalan haber, iftira, terör propagandası, darbe çağrısı ve ırkçılığın adeta yatağı olmuş vaziyette. İtibar suikastı, hedef gösterme ne ararsan bunlarda var. Dolayısıyla biz de bunların takipçisiyiz. Planlı, programlı olduğu çok bariz olan bu kampanyalarla halkımız sürekli olarak tahrik edilmeye çalışılıyor. Bir iftira, hakaret ve yalan tezgâhı gibi bunlar çalışıyor. Adı üzerinde ekşi sözlük. Bayağı ekşi.”
“ÜLKEMİZ YANGINLARLA MÜCADELEDE İKİ ASRA YAKLAŞAN KURUMSAL BİR TECRÜBEYE SAHİP”
Manavgat’taki yangının ardından bölgeye gittiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Kalemli köyüne gittiğimde oradaki yaşlı bir amcanın ağlayışı çok anlamlıydı. ‘Benim buzağım, ineğim bunlar şimdi yok. Yandı, telef oldu’ dedi. Amca hiç merak etme biz ‘onların hepsini halledeceğiz’ dedim. ‘Peki, nasıl edeceksiniz benim traktörüm de yandı’ dedi. ‘Onu da halledeceğiz’ dedim. ‘Benim bir tane traktörüm, hem buzağımdı hem ineğimdi’ dedi. Başladı orayla onu kıyas etmeye. Hemen bak şimdi bakanımı çağırıyorum, hemen iki üç gün içerisinde senin traktörün sıfır kilometre gelecek. ‘Gelecek mi’ dedi, gelecek dedim. Biz hemen üç dört gün içerisinde Sanayi ve Teknoloji Bakanım traktörünü gönderdi. Ardından biri daha geldi, ‘Benim de yandı, hem de benim iki tane yandı’ dedi. Onun iki tane traktörünü de gönderdik. Fakat çok manidar bir şey oldu. Bir tanesi ‘Benim de yandı’ dedi, tamam dedim, seninkini de göndereceğiz. Biz gönderince o ne dese beğenirsiniz baktı ki 0 kilometre traktör, ‘Ben bunu almam. Traktörümü kullanabilirim daha. Ben onunla devam edeceğim, devletime teşekkür ediyorum. Ben bunu alamam’ dedi. Bizim milletimiz gerçekten farklı bir millet. Yani onu kendisine reva görmedi, ‘Yok, ben mevcut traktörümle çalışırım’ dedi.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, devam eden soruşturmalarda ulaşılan neticeleri vatandaşlarla paylaşacaklarını kaydetti.
“Yangınla mücadele sürecinde nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği” ve “yangına müdahalede yetersiz kalındığı yönündeki eleştirilere ilişkin görüşü” sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz yangınlarla mücadelede iki asra yaklaşan kurumsal bir tecrübeye sahip. Bunun yanı sıra her türlü teknolojik altyapıya da sahip” dedi.
Orman yangınlarıyla mücadelenin, Orman Genel Müdürlüğü’nce her yıl hazırlanan Yangın Eylem Planları kapsamında Yangın Yönetim Merkezi’nden sevk ve idare edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 19 yılda yangınlarla mücadele kapsamında kara ve hava araçlarını yenilediklerini, sayılarını artırdıklarını aktardı.
Karada yangınla mücadelede çok önemli yere sahip olan arazöz sayısını yüzde 70 artırarak, 1078’e çıkardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Araç parkında olmayan ve su ikmal araçlarından 281 tane daha aldık. Yangınlara anında müdahale için 2 bin 270 ilk müdahale aracı aldık. İş makinesi parkımızı yüzde 125 büyüterek 682’ye çıkardık. Yangınla mücadele hava filomuzu ise çok daha verimli hâle getirdik. Yangın söndürme uçaklarımızın su atma kapasitesi artırıldı. Burada tabii ki kiralama yollarına da gittik. Bunun yanında dost ülkelerden, sağ olsunlar ayrıca destekler geldi” bilgisini verdi.
Ülke coğrafyasındaki yangınları söndürmede en önemli hava aracı olan helikopter sayısının 2002’de 18 olduğunu, bu rakamı bu yıl 39’a ulaştırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınlar sırasında diğer ülkelerden gelen desteklerle helikopter sayısının daha da arttığına işaret etti. Erdoğan, “Hemen anında talep ettik, talep ettiğimiz ülkelerden sağ olsun hemen gönderen Azerbaycan gibi, İran gibi ülkeler oldu. Onların gönderdiği helikopterlerle helikopter sayımız ciddi manada arttı ve bu helikopterlerle de hakikaten çok ciddi işler gördük. Çünkü helikopterle, hazırladığımız helikopter havuzlarından su alabiliyorsunuz ve istediğiniz yere onlarla inebiliyorsunuz, bu avantajınız var” diye konuştu.
Uçakla her yerden su alınamadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Uçakla ancak denizlerden alıyorsunuz ama süresi çok iyi. Bakıyorsunuz 10 saniyede hemen dalıyor suyunu alıyor ve hemen yangın alanına suyunu boşaltıyor. O da yine kısa bir süre, uzun sürmüyor, çok kısa sürede iş görüyor. Bunlardan, örneğin Rusya’dan üç tane aldık bu süreç içerisinde. Şimdi belki önümüzdeki yıl daha farklı bazı düşüncelerimiz var. Belki onun üzerinde ayrıca duracağız. Örneğin diyelim ki önümüzdeki yıl belki kendimizi ait uçağımızı satın alacağız ve bunları satın almak suretiyle bunların içinde çok amaçlı olanlar da var. Onlar üzerinde görüşmelerimizi arkadaşlarımız yürütecekler ve bunlarla beraber de biz itfaiye noktasındaki ekibimizi, filomuzu çok daha güçlü hâle getirmiş olacağız.”
Türkiye’nin şu anda dünyada yangına en kısa sürede müdahale eden ülke konumuna geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bakın Amerika’da, Kanada’da, Rusya’daki, Rusya bu noktada çok güçlü ekipmanlara sahip, fakat bakın birçok yeri şu anda hâlâ çözemediler, halledemediler böyle sıkıntılar yaşanıyor. Yangınlarda ilk defa kullanmaya başladığımız insansız hava araçları sayesinde ilk müdahale süremizi de 12 dakikaya indirdik. Bu yıl yangın destek sistemini de devreye aldık, bu da bize ayrı bir güç kattı. Bu sayede yangının şiddetini, yönünü, risk altında olan yerleşim yerleri ve sanayi tesislerinin durumunu saniyeler içinde hesaplayarak anlık çıktıları alabiliyoruz. Örneğin termik santraller bizim için en büyük felaket noktalarıydı. Termik santrallerde olaya müdahale imkânını çok süratle yakaladık. Hem etrafını açmak suretiyle oradaki yangını söndürmeyi rahatladık hem de oradaki personeli boşaltma noktasında attığımız adımlar takdire şayandı.”
Yangınlara müdahalede “yetersiz kalındığına” yönelik eleştirilere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gözü var görmez, kulağı var duymaz, hani her şey dört dörtlüktür diye bir iddianın içinde olamam ama şöyle bir gerçek var yangınla mücadele ediyorsunuz, yangınla mücadele ederken bütün imkânları seferber ediyorsunuz” dedi.
Yangının içinden çıkan itfaiyeciyi hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yetersiz kalmak, bunu neyle izah edeceksin, bu yetersiz kalmanın tanımı nedir? Altı tane bakanım benim her an orada oldu, tüm itfaiye ekiplerimiz orada oldu, bunun yanında tüm kurumlarımız, AFAD’ı, Kızılay’ı ile orada oldu, bakan yardımcılarım aynı şekilde orada oldu. Peki, bunu söyleyenler acaba kendileri bunu nereden izlediler?” diye konuştu.
Yangında ilk defa kullanılmaya başlanılan insansız hava araçları sayesinde yangının şiddetini ciddi manada düşürdüklerini de anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu söyleyenler acaba buralarda nasıl bir zamanlama yapıldı, nasıl böyle bir sürate ulaşıldı, bunu biliyorlar mı? Bilmiyorlar. Sadece iftira at tutmasa iz bırakır, söyledikleri iş bu. Ama biz bütün ekibimizle, o kahramanlarımızla burada başarılı olduğumuza inanıyoruz. Hele hele yangınlarla mücadelede toplam 18 su atar uçak, 66 helikopter, dokuz İHA, bir insansız helikopter, 850 arazöz ve su tankeri, 430 iş makinesi ve yaklaşık 5 bin 250 personel görev yaptı, daha ne olacaktı? Bunlar yapıldı.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yangında evleri yananların evleri ne zaman yapılmaya başlanacak? Hayvanlarını kaybeden köylülerin kayıpları ne zaman telafi edecek? Esnafın, sanatkârın yine sıkıntıları var onlar için bir şey düşünülüyor mu, bir tedbir paketi söz konusu olacak mı?” şeklindeki soruya, yangının ilk günü hemen zarar tespit komisyonlarını devreye soktuklarını ve bunların valilerin başkanlığında çalışmalarını başlattıklarını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim programımız bir ay içerisinde inşaatların başlatılmasıyla alakalı talimatın verilmesiydi. Ve bu konuda TOKİ işini yüklendi ve süratle bir ay içerisinde inşaatlarımıza başlayacağız. Hedef, bir yıl içerisinde de bu inşaatları bitirmek. Bir yılın sonunda, o yangınların olduğu bölgede yanan konutları, en uygun şekilde, en uygun yerlerde yapıp bitirmek. Bu konu ile ilgili olarak da şu anda Çevre Şehircilik Bakanlığımız adımlarını atmış vaziyette, hatta peyderpey başlamış vaziyette. Süratle her bölge, nerede yangın olduysa oralarda bu adımlarımızı atıyoruz ve birinci yılın sonunda da inşallah bu konutların teslimine başlayacağız” ifadelerini kullandı.
“HIZLA AĞAÇLANDIRMA FAALİYETLERİNE BAŞLAYACAĞIZ”
Ahırlarıyla beraber yapılacak evlerin planlamasının da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de ilk etapta sadece 50 milyon buna ayrılmış vaziyette, fakat ‘Ben kiraya çıkabilirim’, ‘Ben ev bulabilirim’ eğer bu tür talepler varsa bu tür talebi olanlara da kirasını vermek suretiyle buralara çıkabilirler” dedi.
Bazı vatandaşların akrabalarına gidebileceğini söylediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Takdiriniz neyse, ama kiraya çıkmak istiyorsan biz kiranızı vereceğiz, kiraya da çıkabilirsiniz ve mobilyasını, A’dan Z’ye beyaz eşyasını hepsini de almak suretiyle onları oralara yerleştirmekte kararlı olduğumuzu kendilerine ifade ettik” dedi.
Yanan alanların imara açılması iddialarına ilişkin tartışmalara dair görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa’nın 169’uncu maddesinde çok açık şekilde “Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir” ifadesi olduğunu hatırlatarak, “Orada bir yapılanmaya falan gidemezsiniz, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık da yapılamaz. Yanan orman alanlarının bugüne kadar nasıl yeniden ağaçlandırdığımız ortada. Son yangınlardan sonra bu bölgelerde hızla ağaçlandırma faaliyetlerine başlayacağız” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidar oldukları 19 yıllık dönemde 5,5 milyar ağaç diktiklerini belirterek, “Bunu bizim iktidarımız yaptı ve hâlâ da aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Yani vatandaşlar bu Bay Kemal’in yalanlarına itibar etmesin, yanan ormanlarımız küllerinden yeniden doğacak. Bu alanlar en verimli şekilde ağaçlandırılacak, yeniden orman olacak. Bunların ilgililerine sorun ‘Siz ne kadar ağaç diktiniz, sizin belediyeleriniz ne kadar ağaç dikti? Bize bunun cevabını verin’ deyin” ifadelerini kullandı.
İstanbul Belediye Başkanlığı dönemini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, belediye başkanlığını CHP’den aldığını ve o dönemde kentin kurak olduğunu söyledi. Kendisi göreve geldikten sonra şevlerin hepsini süratle yetişmiş ağaçlarla ağaçlandırdıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Altı ay içerisinde ne olduğuna İstanbullular şaşırdı. Zaten suyu da yoktu ki İstanbul’un, kurak. Biz geldik suya da kavuşturduk İstanbul’u hamdolsun. Şimdi burada da yine iktidara geldiğimiz günden beri orman varlığımızı artırmaya yönelik çalışmalarımız, yeşil vatanımıza ne kadar büyük bir önem verdiğimizi zaten ispatlıyor. Bu konudaki başarımız Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Küresel Orman Kaynakları Değerlendirme Raporu’nda da tescillendi. Onlar da bunu tescillediler. Türkiye 2015 yılında orman varlığını artıran ülkeler sıralamasında dünyada 46’ncı sırada iken, 2020 yılında 27’nci sıraya yükseldi. Türkiye en çok ağaçlandırma yapan ülkeler sıralamasında Avrupa’da birinci, dünyada altıncı sırada yer aldı.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da 11 Kasım’ı “Millî Ağaçlandırma Günü” ilan ettiklerini hatırlatarak, bu kapsamda ülkenin dört bir yanında milyonlarca fidanı öğrencilerle beraber toprakla buluşturduklarını söyledi.
“Geleceğe Nefes” projesiyle de orman alanlarını genişlettiklerini ve yeni orman alanları oluşturduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları aynı şekilde devam ettireceklerini söyledi.
Yangınlarda Türk Hava Kurumu tartışması yaşandığı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk Hava Kurumu’nu ziyaret ettiği hatırlatılarak, “Türk Hava Kurumu ile ilgili düşünceleriniz nedir? Orayı yeniden ayağa kaldırmak gibi bir planınız var mı?” diye sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk Hava Kurumu devletin bir kurumu değildir. Bunu vatandaşlarımız bilmiyor, vatandaşlarımız zannediyorlar ki ‘Türk Hava Kurumu devletin bir kurumudur’, hayır değil. Nasıl çeşitli vakıflar, dernekler vesaireler varsa Türk Hava Kurumu da bunlardan bir tanesi” dedi.
TÜRK HAVA KURUMU
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Hava Kurumu’nun elindeki uçaklara dair tartışmanın yeni bir tartışma olmadığının da altını çizerek, birkaç yıl önce “kurumun elindeki uçakların yetersiz olduğunu, Türk Hava Kurumu’nun mezarlığa döndüğünü ve mevcut yapısıyla bir yere varılmayacağını” söylediğini hatırlattı.
Orayı bir ziyaretinde bu durumu gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Türk Hava Kurumu yetkilileri gerekli adımları atmadığı gibi çalışır durumdaki uçakların da bakımını yaptırmayarak, hepsini adeta çürümeye terk etmişler. Yani oran itibarıyla o zaman, mesela bunların üç tanesi hani ‘pert’ diyoruz ya araçlarda filan, bunların da üç tanesi pert, altı tanesi ‘eh’ böyle bir durumda. Türk Hava Kurumu 1985’ten itibaren orman idaresine yangın söndürme hizmeti vermiş yani tedarikçi bir kurum olarak hizmet vermiş ve bunun için de karşılığında çok ciddi bedeller devletten, Tarım Orman Bakanlığı’ndan almış. Ama filosunu genişletme, mevcut uçaklarını modernize etme böyle bir derdi olmamış. Peki, o dönemde de kurumun arkasında kim vardı? CHP zihniyeti vardı ve böyle bir adım atmadılar. Şimdi çıkmış, ‘Türk Hava Kurumu’nu çalıştırmıyor’ diyorlar. Türk Hava Kurumu’nu çalışamaz hâle getiren sizsiniz, uçakların bakımını yaptırmayan kurumun eski yöneticileridir. Kurumun finansal sıkıntısı sebebiyle bu bakım ve onarım ihtiyacı giderilemediği için uçaklar hâlihazırda bile uçuşa elverişli değil ve çok daha açık, net konuşuyorum, kurumun içine düştüğü durumu, kurumu bu hâle getirenlerin kara propagandaları ile hükümete yöneltme çabalarını doğrusu ben hayretle izliyorum. Dürüst olun, samimi olun. Geçmişine baktığımız zaman Türk Hava Kurumu’nun orada zaten CHP zihniyetini göreceksiniz.”
“Geleceğe ilişkin birçok raporda afetlerin, marjinal hava hareketlerinin çok olacağı bunun da gündelik hayatı çok etkileyeceği ifade ediliyor. Önümüzdeki dönemde bu ifade edilen bu gerçekler yaşanacaksa yeni tedbirler almak gerekir mi? Örneğin bir Afet Bakanlığı gibi bir süreç söz konusu olabilir mi?” şeklindeki soruya ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Bakanlık dediğiniz zaman çok büyük işler yapar anlamına gelmez. Önemli olan kurumların çok güçlü olması. Şu anda AFAD bizim yani adeta bir bakanlık gibi çalışır hâlde. Nereye bağlı? İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Yönetim, ekip güçlü olduğu zaman AFAD’la çok şeyleri yapabiliyorsunuz ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte bu durumları biz düşündük. Tarım, orman, su mesela tek çatı altında yönetilmeye başlandı. Doğru planlama ve yönetimin tek elden yapılıp, koordine edilmesi amacıyla bu çerçevede de bu sürece devam ediyoruz. Şimdi buradan biz zaten bu işi yürütüyoruz, görüyoruz herhangi bir sıkıntımız yok. Dolayısıyla herhangi bir sıkıntı da olmadığına göre, şu anda tarım, orman, hayvancılık bu işi başarılı bir şekilde sürdürdüğüne göre, AFAD kurum olarak başarılı bir yönetim tarzı ortaya koyduğuna göre yapılması gereken ne olur bundan sonra, eğer bizim araç, gereç vesaire gibi kadro ihtiyaçlarımız olması hâlinde onlarla bunu takviye ederiz ve takviye etmek suretiyle de biz süreci devam ettiririz.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da AFAD’ın çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini söyledi.
“Bu profesyonel ekibimizi böyle bir hâle getirelim ki bizim stoklarımızı da arttıralım” dediğini de anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna nereden geldik? Manavgat’ın Kalemli köyündeki o vatandaşımız bizden hani traktörü istedi ya, bizim dedim mesela traktörlerimiz olsun. 40-50 tane traktör AFAD’ın depolarında bulunsun. Herhangi bir şey olduğu anda biz hemen oradan onlara anında traktörünü gönderelim. Gerçi bu dönemde böyle bir şeye ihtiyaç var mı, yok. Niye, traktör üreten fabrikalardan zaten onun hemen anında siparişiniz verir alırsınız. Yani onun için beklemeye de gerek yok, hepsinin elinde zaten stokları var, oralardan da bu işi yürütürsünüz ama derdim başka, nedir? Böyle bir şey olduğunda ‘anında deponda var, depodan alır gönderirsin’ gibi çalışmalarla AFAD’ın profesyonel kadrosunu daha güçlü hâle getirmek ve herhangi bir afette şurada, burada filan hiç beklemeden olaylara anında müdahale etmek” ifadelerini kullandı.
“KOVİD-19 SALGINIYLA MÜCADELEDE ELİMİZDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAHIMIZ AŞI”
“Aşı olmayanlar için kapalı ve toplu alanlara girişlerinde PCR testi gibi yeni uygulamalar olacak mı? Böyle bir uygulama yapılacak olursa bunun insan hakları ihlali olacağını düşünen bir kesim de var. Siz nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, insan hakları ihlali düşüncesine katılmadığını dile getirdi.
Devletin görevinin vatandaşının sağlığını korumak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlığın korunması için gerekli olan neyse hastanesinden tut, ilacına varıncaya kadar bunları temindir. Biz bu işleri başardık. Şu anda dünyada bizim sağlık oluşumunda ulaştığımız noktaya neredeyse ‘benim’ diyen ülkeler ulaşamamıştır” diye konuştu.
Türkiye’yi şehir hastaneleriyle dünyada farklı bir yere taşıdıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid-19 salgınıyla mücadelede elimizdeki en güçlü silahımız şu anda aşı. Bunu kabul edeceğiz” dedi.
Hastalığın ortadan kalkması için toplumun büyük kısmının Kovid-19’a karşı bağışıklık kazanmasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunu ne ile kazanacak? Aşıyla. Onun için de vatandaşlarıma sakın bu oyuna gelmeyin diyorum. Biz toplumumuzun tamamının aşılanmasını istiyoruz. Buna göre de imkânlarımızı seferber ettik. Dağlara kadar hemşirelerimiz çıkıyor, oralarda aşıları yapmaya hazır olduğunu söylüyor. Tüm dünya Kovid denilen hastalığa karşı odaklanmış ve bununla mücadele ediyor. Birçok metot kullanılırken maalesef bazıları da bu işin hâlâ önüne geçmek istiyor ama biz de herkes gibi kendi aşımızı TURKOVAC olarak geliştirme çalışmalarını sürdürüyoruz ve bu aşılar insanlar üzerinde kullanılmadan önce güvenlik testlerinden de geçiyor. Bunu herkesin bilmesi lazım. Son günlerde artan vakaların aşılanma durumuna baktığımızda görüyoruz ki hastaneye yatanların, yoğun bakımlarda tedavisi gerekenlerin ekseriyeti, aşı olmayanlar veya aşı sürecini tamamlamamış olanlar. Anlıyoruz ki aşısızlar daha fazla hasta oluyor veya hastalığı daha ağır geçiriyorlar. Tüm vatandaşlarımızı ben Cumhurbaşkanları olarak aşı olmaya özellikle davet ediyorum.”
“TURKOVAC aşısı ne zaman kullanılmaya başlanacak?” sorusuna ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda ilgili hastanelerimiz yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Şu anda bunun Faz 3 aşamasındayız. Neticeleri şu ana kadar gayet güzel geliyor. Herhâlde müjdeyi yıl dolmadan alacağız” cevabını verdi.
“TEMENNİMİZ YÜZ YÜZE EĞİTİME GEÇEBİLMEK”
“Okullar açılacak mı, bu yıl yüz yüze eğitim olacak mı?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Eğitim Bakanı’nın değiştiğini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müjdeyi tabi, yeni Millî Eğitim Bakanımızdan bu hafta pazartesi günü yapacağımız kabine toplantısında müzakere edeceğiz. Kabine toplantısında kendisi bize sunumunu yapacak ve bu da o konular arasında yer alıyor. Aynı zamanda aşılarla ilgili çalışmalar yine bu konular arasında yer alıyor. Temennimiz yüz yüze eğitime geçebilmek. Bu konuyla ilgili Mahmut Bey hazırlıklarını bu istikamette yapmışsa ve gerçekten ‘Okullarımızı açalım’ diyorsa, biz de kabine olarak bu işe ikna olursak ‘hayırlı olsun’ deriz. Çünkü çocuklarımız da okullarına hasret kaldılar” değerlendirmesini yaptı.
Çatı aday tartışması ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusu anımsatılarak, “Kemal Kılıçdaroğlu rakibiniz olursa ne dersiniz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben bu tür bir şeyi düşünmekle sorumlu değilim” cevabını verdi.
Bu konunun Millet İttifakı’nın sorunu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlar kendi aralarında kararlarını kendileri versinler. Biz Cumhur İttifakı olarak kendi aramızda konuştuk ve sağ olsun Cumhur İttifakı’nın bir diğer kanadı Devlet Bey bu ismi zaten daha önceden açıkladı, partinin bu konudaki kanaati aynı şekilde zaten belli. Dolayısıyla kamuoyunu bu tür şeylerle çok da fazla meşgul etmeyelim derim. Millet İttifakı’nın sorunudur onlar nasıl düşünüyorsa o şekilde yola çıksınlar” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun “Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz” açıklamasının anımsatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun hayatında dış politika var mı? Şu ana kadar girdiği bütün seçimlerde mağlubiyetle çıkmış olan bir kişi. Peki, dış politika nerede yapılır? Uluslararası camiada yapılır değil mi? Uluslararası camiada Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış? Biz uluslararası camiada dış politika ile yattık, dış politika ile kalktık. Bütün uluslararası toplantılarda onlarla yattık, onlarla kalktık. Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış. Bunu konuşmayı bile ben zayi addederim.”
“YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARIMIZI YÜRÜTÜYORUZ”
“MHP ile AK Parti arasında yeni anayasa konusunda bir görüş ayrılığı var mı?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Biz yeni anayasa çalışmalarımızı yürütüyoruz ve son çalışmayı dün yaptık. Bu arada işin adeta koordinasyonunu yürüten arkadaşımız bütün son bilgileri heyetimizden aldı ve tekrar üzerinde çalışmasını yapacak. Son bir ‘efradını cami ağyarını mani’ diyebileceğimiz şekle dönüştürüp heyetimize bir sunum daha yapacak. Bu artık işi iyice eskilerin ifadesiyle ‘lübbül lüb’ olacak yani özetin özeti. Bu arada biz de Cumhur İttifakı’nın bir diğer tarafı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi işin başında hazırlıklarını getirmişti. Yine heyetimiz tarafından onun üzerinde çalışıldı. Biz de bu çalışmamız da nihayete erdirdikten sonra ben Devlet Bey’le bunu tekrar konuşacağım. Devlet Bey’e bu hazırlığımızı takdim edip bu çalışmamızı çok daha güzel bir noktaya taşıyalım. Beraberce de Meclis’in açılmasından önce aramızda bu hazırlığı adeta bitirme noktasına getirmiş olalım. Muhalefet partilerinden de somut anayasa metinlerini bir an önce milletimizin önüne koymalarını bekliyoruz ama onlardan da şöyle hakikaten bir ele alınıp değerlendirilebilecek bir çalışma görmedik. Böyle bir şeyi zaten düşünmüyorlar. Aslında gönül arzu eder ki tüm metinler ortaya çıktıktan sonra Meclis çatısı altında bunların müzakeresi yapılsın ve uzlaşma yolu aransın.”
Seçim sistemi ve Seçim Yasası’na ilişkin de Cumhurbaşkanı Erdoğan, “MHP’den arkadaşlarımızla benim belirlediğim partimizden arkadaşlarım bir araya geldiler, çalışmalar yaptılar. Bizim görüşümüzle onların görüşünü yine bu hafta içinde biz kendi aramızda değerlendirdik. Bizim 6-7 kişilik bir heyetimiz var ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden gelen görüşü de alarak bunları birlikte arkadaşlarımızla değerlendirdik. Orada bir yere inşallah varacağız” dedi.
“Ekonomi ile ilgili önümüzdeki günlerde nasıl bir yol haritası olacak?” sorusunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bu süreç içerisinde yani salgın boyunca sürekli destek paketleri açıkladık. Dünyada zaten sürmekte olan siyasi ve ekonomik dönüşümü bu salgın olumsuz olarak etkiledi. Ekonomik daralma bu etkilerden aslında birisi” diye cevapladı.
Türkiye’nin sağlık hizmetlerinde olduğu gibi ekonomide de aldığı hızlı tedbirlerle bu süreci kontrollü bir şekilde yürüttüğüne dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Küresel düzeydeki olumsuzluklara rağmen 2020 yılını yüzde 1,8 büyüme ile kapatarak gerçekten çok önemli bir başarıyı ortaya koyduk. Bu yıl ilk çeyrekte yakaladığımız yüzde 7’lik büyüme yılın tamamını gayet iyi bir seviyede kapatacağımızı habercisidir. İktidarının ilk 18 yıllık döneminde ortalama yüzde 5,1 büyüme oranına ulaşmış bir yönetim olarak bu başarının bizim için tesadüf olmadığı açıktır. Gezi olaylarından beri yaşadığımız her hadisede ekonomimiz hedef alındığı hâlde hatta 2018’de doğrudan açık ve alçakça bir saldırıya maruz kaldığımız hâlde biz bu neticeyi ne yaptık? Elde ettik. Salgın şartlarına rağmen yıllık ihracatımızın şu anda tüm zamanların rekorunu kırarak 200 milyar dolar eşiğini aşmış olması çok ama çok önemli. Sanayi üretimi tarafında ise herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Turizmde salgın şartlarının el vermesiyle birlikte bir büyük sıçramayı da bu arada hayata geçirdik. Her ne kadar orman yangınları canımızı acıtmış olsa da turizmdeki bu ivmeyi sürdürmekte kararlıyız.”
“HEM KENDİMİZİ HEM DEVLETİMİZİ GÜÇLENDİRECEK, HEDEFLERİMİZE ADIM ADIM YAKLAŞACAĞIZ”
Salgından en çok etkilenen hizmet sektörünün de hızlı bir toparlanma içinde olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Devlet olarak bugüne kadar doğrudan yardımlar, hibeler, destekler, teşvikler, ertelemeler yoluyla her kesimden insanımıza 700 milyar liraya yakın bir kaynak aktardık. Önümüzdeki dönemde de garip gurabasından esnafına, çiftçisinden sanayicisine kadar ihtiyaç sahibi her kesimin yanında yer almayı sürdüreceğiz. Biz şu veya bu yolla karşılıksız gelir elde edebilen bir ülke değiliz. Bizim petrol kuyularımız yok? Şimdi açtık, inşallah bunlar netice verdiği andan itibaren durum çok farklı olacak. Kazandığımız her kuruşu alın terimizle çalışarak, uğraşarak, mücadele ederek kasamıza koyuyoruz. Biz böyle bir ülkeyiz. Milletimiz zenginleştikçe devletimizin de gelirleri çoğalıyor. Dolayısıyla verdiği hizmetler de artıyor. Bu bakımdan hep birlikte çok çalışarak hem kendimizi hem devletimizi güçlendirecek, hedeflerimize adım adım yaklaşacağız. Geçtiğimiz 19 yılda ülkemizi nasıl üç kat büyütmüş ve zenginleştirmişsek inşallah 2023 hedeflerimize ulaştığımızda yeni ve çok daha büyük bir hamleyi hayata geçirmiş olacağız. Bu arada bakın son işsizlik rakamları geldi. İşsizlik rakamlarında ülkemiz hamdolsun yaklaşık 2-2,5 buçuk puan daha düştü. Bu da neyi gösteriyor? İşsizlikte de Türkiye şu anda olumlu istikamette ilerliyor.”
Fındık alım fiyatları sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar buğdaydan bakliyata ve çaya kadar pek çok ürünün alım fiyatlarını açıkladıklarını, üreticilerin bu fiyatlardan genel olarak memnun olduklarını gördüklerini söyledi.
Ayrıca kuraklık, sel, yangın gibi felaketlerde zarar gören çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanların zararlarını da telafi ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, fındığın ülkenin en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden biri olduğunu ifade etti.
FINDIK ALIM FİYATLARI
Fındığın özellikle Karadeniz Bölgesi’nde çayın yanı sıra temel geçim kaynağı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her zaman olduğu gibi bu mahsul döneminde de fındık üreticilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Şimdi sizlerin vasıtasıyla Toprak Mahsulleri Ofisimizin 2021 yılı fındık alım fiyatlarını tüm milletimizle, özellikle de Karadenizli üreticilerimizle paylaşmak istiyorum. Fındık alım fiyatımız yüzde 50 sağlam iç esasına göre, Giresun kalite fındık için kilogram başına 27 lira, levant kalite fındık için ise kilogram başına 26,5 liradır. Yüksek randımanlı fındığa en az 1 lira fazla ödeme yapılacaktır. Ayrıca çiftçilerimize verdiğimiz alan bazlı mazot ve gübre desteğini de kilogramda 2 lira olarak veriyoruz. Nihai olarak fındık fiyatları kilogramda 29,5 lira ile 30 lira arasında gerçekleşiyor. Bu fiyatların ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”
Kamu işçilerine yönelik zamlara ilişkin değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 700 bin kamu işçisini kapsayan sözleşmenin işçilere hayırlı ve bereketli olmasını diledi.
Sözleşmeyle, asgari ücretle 4 bin lira arasında ücret alan işçilere seyyanen 500 lira zam yapıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “İşçilerimize hayırlı olmasını diliyorum. En düşük ücret 4 bin 100 liraya yükseltildi. En düşük ücret alan işçilerin aylıklarında 1217 liralık artış sağlandı. Toplu sözleşme kapsamında bulunan kamu işçilerinin tamamına birinci altı ay için yüzde 12, ikinci altı ay için ise yüzde 5 artı enflasyon farkı olmak üzere ücret zammı yapıldı. 4 bin liraya kadar olan işçi ücretlerinin artış oranı yüzde 34 oldu. Sözleşme kapsamındaki işçilerin tamamında bu oran yüzde 25’e ulaştı. İlk kez bu sözleşmeyle kamuda hizmet zammı uygulamasına geçilmiş oldu. Bu zam, yaklaşık yüzde 3’e tekabül ediyor. Sözleşmeyle, sosyal yardım, ilave tediye, ikramiyelerle ortalama aylık giyinik ücret tutarı 9 bin 66 liraya yükseltilmiş oldu.”
Türkiye’nin Tokyo Olimpiyat Oyunları’ndaki başarısı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaylık sürecinde Japonya ve Türkiye’nin olimpiyatlara ev sahipliği konusunda finale kaldığını anımsattı.
OLİMPİYAT OYUNLARI
O dönemde nasibin Tokyo’dan yana olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizde kalsaydı bedeli bize çok ağır olurdu. O zaman Abe Japonya’nın başındaydı. Kurayı birlikte izledik, bedeli de onlara ağır oldu. İlk defa Türkiye’nin böyle bir başarısı oluyor. Şu anda bugüne kadar olan tüm olimpiyatların üzerine çıkmış vaziyetteyiz” diye konuştu.
Salondaki ekranda, boksta olimpiyat şampiyonu olan Busenaz Sürmeneli’nin görüntüsünü gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Busenaz, Sürmenelidir ha” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mete Gazoz’un okçulukta tarih yazdığını, ilk madalyayı getirdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Bu her türlü iftiharın üzerinde. Busenaz, bayanlarda ilk defa bize altını getirmiş oldu. İkinci Buse Naz da aslında bize altını getiriyordu. Hakem heyetinde Çakıroğlu’na bir yanlış, haksızlık yaptılar. İki altını da alabilirdik. Gerek Sürmeneli gerek Çakıroğlu altın kızlarımız. Bizim için çok önemli bir gelişme de ilk defa jimnastikte çok ciddi neticeler aldık, finale kaldık. Yedi jimnastikçimiz finale kaldı ama maalesef madalyalara gelince madalyalar da çok sayıda madalya alamadık. Bunun dışında ilk defa olan karatede daha fazla madalya alabilirdik. Orada da maalesef kıl payı kaçırdığımız madalyalar oldu. Demek ki bugüne kadar yaptığımız altyapı yatırımları boşa çıkmadı. Güreşte Yasemin ilk defa bir kadın güreşçimiz olarak bronz madalya aldı. Rıza’nın, Taha’nın bronz alması… Tabii onlardan altın bekliyorduk ama maalesef bronz geldi. ‘Türkiye’nin yeri bu mudur?’ derseniz, hayır. Biz buradan alacağımız dersleri aldık. Şimdi önümüzde dünya şampiyonası var. Dünya şampiyonasında inanıyorum ki çok daha farklı neticelerle yolumuza devam edeceğiz. Ay yıldızı temsil eden tüm sporcularımız, gözümüzün bebeği, başımızın tacıdır. Ben hepsiyle iftihar ettim, gurur duydum.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, olimpiyat oyunlarında sporcuların maçlarını izleme imkânı olup olmadığının sorulması üzerine, “Zamanlamayı ona göre ayarladık” dedi.
A Millî Kadın Voleybol Takımı’nın da bir başarı destanı yazdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belki de şampiyonluk kıl payı gitti. Voleybolcularımızı tebrik ediyorum. Ortaya koydukları performans, kolektif başarı. Amerika’nın hâli ortadaydı. Dünya şampiyonasında kendilerini izleyeceğiz, takip edeceğiz. Başarılarının artarak devamını diliyoruz. Sırada 2020 Paralimpik Oyunları var. Orada da başarılı olacağımıza inanıyorum” diye konuştu.
YKS BARAJ PUANLARININ DÜŞÜRÜLMESİ
“Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) tercih puanları indirildi. Bu öğrencilere ne tür imkânlar ve avantajlar getirecek?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla çok sayıda gencin üniversiteye girme imkânı yakalayacağını söyledi.
Bu yıl YKS’ye giren gençlere tercih sürecinde merkezi ve ek yerleştirmeye ilave bir ek yerleştirme daha yapılması kararı aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok büyük bir imkân sağlayacağını kaydetti.
Bu ilave ek yerleştirmede, baraj puanının Temel Yeterlilik Testi’nde (TYT) 140, Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi’nde (YDT) 170 olarak uygulanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu adımın, gençlerin geleceği için önemli bir fırsat sunacağına inanıyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYT ve YDT puanı 180 ve üzerinde olan adayların merkezi yerleştirme ve ek yerleştirme işlemlerinde puan ve başarı sıralarının korunacağını, tercih ve yerleştirme sürecinin buna göre yürütüleceğini ifade ederek, boş kalan kontenjanlar için ikinci ek yerleştirme yapılacağını söyledi.
Bu imkândan, TYT puanı asgari 140, AYT ve YDT puanı asgari 170 olan adayların yararlanacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok sayıda öğrencinin okula girmesinin önünü açacağına işaret etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “YKS tercih puanlarının indirilmesine muhalefetten ‘üniversitelerin yükünü artıracağı, eğitimin kalitesini düşüreceği’ eleştirileri var. Bu eleştirilere ne diyorsunuz?” sorusu üzerine, bütün bu görüşmeleri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının (YÖK) yaptığını, bunun sorumluluğunun YÖK’te olduğunu kaydetti.
“Muhalefet kendi işine baksın. Siyasetse siyaset yapsın. YÖK ne işle uğraşıyor? Bu işle uğraşıyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “ÖSYM’nin başında olan şimdiki Millî Eğitim Bakanım, YÖK Başkanım bir araya geldiler, görüşmelerini yaptılar ve ondan sonra da YÖK’ün kararını Millî Eğitim Bakanımızla da istişaresini yaparak açıkladılar.”