Başbakan Binali Yıldırım, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’na katıldı. Başbakan Binali Yıldırım, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’na katıldı. için yorumlar kapalı 13580

“Özel sektörün gücü Türkiye’nin lokomotif gücüdür”

Konuşmasına “Mehmet Şimşek’e ne oldu? Tabii işin zor kısmını görünce herhalde gitti.” espirisiyle başlayan Yıldırım, Şimşek’in Avrupa Birliği Ekonomi Zirvesi’ne katılmak için izin istediğini belirterek “Yanlış anlaşılma olmasın.” dedi.

Kendisinden önce kürsüye gelen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ve TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik’in Türkiye’nin ekonomisi, gelecek vizyonu, Türkiye’nin baş etmek zorunda kaldığı iç ve dış sorunlarla ilgili kapsamlı değerlendirme yaptığını anımsatan Yıldırım, “Bu değerlendirmeleri not ettik. Tabii ki bir kısmı bizim de iştirak ettiğimiz konular, bir kısmı da herhalde bu toplantıdan sonra yapacağımız geniş kapsamlı istişarelerde açıklığa kavuşacak ve birbirimizi daha iyi anlamamıza vesile olacak konulardır.” ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin ekonomisini yakından ilgilendiren birkaç süreci birlikte yaşadığı bir dönemden geçtiğini belirterek, ülkenin neredeyse her gün yeni bir gündemle, sorunla karşı karşıya kaldığına dikkati çekti.

Bilecik’in, “Hayatınızda başınıza gelenler yüzde 10, buna karşı nasıl davrandığınız ise yüzde 90’ı oluşturur.” sözünü hatırlatan Başbakan Yıldırım, şunları söyledi:

“Bu, Türkiye için tersinden doğrudur. Türkiye’nin son 15 yılına baktığınız zaman başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Buna rağmen Türkiye bütün bu zorlukların üstesinden gelmeyi bilmiş, başarmıştır. Nasıl başardık? Birlikte başardık, devletle iş alemiyle sivil toplum örgütlerimizle toplumun bütün kesimleriyle ülkemize yönelen tehditlere, saldırılara göğüs gererek bu günlere geldik. Hepimiz biliyoruz Türkiye özel sektörün dinamiğiyle, gücüyle kalkınan, büyüyen bir ülke. Bugün kamu bir birim yatırım yapıyorsa özel sektör 8 birim yatırım yapıyor. Özel sektörün gücü Türkiye’nin lokomotif gücüdür. Bunun farkındayız ve buna göre de siyasi, ekonomik olarak bütün alacağımız kararlarda bu işe dikkat ediyoruz.”

“Hedefte Türkiye vardı”

Türkiye’nin 15 yıldır büyük bir mücadelenin içinden geçtiğini dile getiren Yıldırım, “Bir yandan ülkemizin hizmet açığını, kalkınma için kamunun yapması gereken işleri yaparken diğer yandan da ülkemizin demokrasisini geliştirmek ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için gayret gösteriyoruz.” dedi.

Yıldırım, Türkiye’nin 2002 yılı ile 2017 yılı kıyaslaması yapıldığında milli gelir ve kişi başına düşen milli gelir açısından üç kat artışın yaşandığını belirterek, 2008’de yaşanan küresel krizin 1929 buhranına bir ölçüde benzeten yaklaşımları isabetli bulduğunu dile getirdi.

Küresel krizin bittiğinin, üzerinden 10 sene geçmesine rağmen hala söylenemeyeceğini ifade eden Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Küresel krizde Türkiye, zamanlıca aldığı tedbirler sayesinde en asgari düzeyde etkilenen ülke olmuştur. Küresel krizde büyümesini artırmaya devam etmiş, üretime, istihdama katkı sağlayan ekonomisiyle dinamik şartlarda ayakta kalmasını bilmiştir. Hatırlayın 2013’e gelindiğinde Türkiye neredeyse faiz oranlarını yüzde 5’in altına indirmiştir, IMF’ye olan borcunu bitirmiş ve dünyanın en büyük projelerini hayata geçirecek noktaya gelmiştir. En büyük havalimanını ihale etmiş, en geniş köprüsünün yapımına başlamış tam o sırada Gezi olaylarıyla karşı karşıya kaldı. Gezi olayları sonrası tabii şartlar değişti, daha kısa bir süre sonra da 17-25 Aralık FETÖ’nün yargı kumpasıyla yüzleşmek zorunda kaldı.

Hızını alamayan bu alçak örgüt altın vuruşunu 15 Temmuz darbe girişiyle gerçekleştirmiş ancak Türk milleti gösterdiği kahramanlıkla Cumhurbaşkanımızın dirayeti sayesinde bu belayı da defetmesini bilmiştir. Hedefte Türkiye vardı. 15 Temmuz gibi bir olay başka ülkelerde yaşansa çok açık söyleyeyim 10 sene belini doğrultamaz. Düşünün millete karşı milletin tankını, topunu, silahını asker kılığına girmiş alçak FETÖ mensupları kullanıyor ve gözünü kırpmadan cumhuriyetin kurulduğu gazi Meclis’i bombalayabiliyor, sivil insanların üzerine ateş ediyor. Böylesine bir olay yaşadı Türkiye.”

Darbeyle “kimyası bozulan” ülkenin kısa süre sonra toparlandığını ve yoluna devam ettiğini belirten Yıldırım, 2017 içinde “Büyük kriz olacak, iflaslar olacak, ekonomi çökecek, enflasyon faiz, kontrol edilemeyecek” şeklinde senaryolar yazıldığını söyledi.

Değerlendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu düşürmek için adeta yarışa girdiklerini vurgulayan Yıldırım, “Türkiye 2017’de birinci çeyrekte yüzde 5,2 büyüdü, ikinci çeyrekte 5,1 büyüdü ve üçüncü çeyrekte büyüme iki haneli olursa şaşmayın diyorum ama yıl sonu itibarıyla da ülkemiz yüzde 5 ile 7 arasında bir büyümeyi gerçekleştirecek. Nasıl oldu? Çünkü biz özel sektörümüze ekonomimize güveniyoruz. Güvendiğimiz için de hemen gerekli tedbirleri aldık, işletmelerin kaynağa erişimini sağladık.”

Yıldırım, Kredi Garanti Fonu ile 250 milyar lira civarında bir kaynak oluşturduklarını, bu kaynaktan 250 bin civarında işletmenin yararlanmasın sağladıklarını ayrıca KOSGEB’in KOBİ’lere sağladığı imkanlarla 500 bin işletmenin nefes aldığını, işlerini yoluna koyduğunu dile getirdi.

Kriz senaryolarını ters düz ettiklerini, geride bıraktıklarını vurgulayan Yıldırım, şimdi de aynı senaryoların 2018 için söylenmeye başladığını dile getirdi.

“2018 kolay olmayacak, bunun farkındayız”

“2018 çok zor bir yıl olacak, büyük bir kriz kapıda.” gibi sözlerin sarf edildiğini belirten Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“Doğru 2018 kolay olmayacak, bunun farkındayız. Ülkemizin bugüne kadarki kazanımları sayesinde, istikrar sayesinde, güven sayesinde 2018’de de inşallah büyüme aynen devam edecek. Bugün iki haneli duruma gelen enflasyonun aşağı doğru seyri devam edecek, bunun için gereken tedbirleri alıyoruz, bu tedbirler kısa sürede etkilerini gösterecek. Özellikle 2018’de yol haritamızı hazırlıyoruz. Bunu yaparken beraber yapacağız. Özel sektörü, iş alemini dikkate almadan, sizleri meseleye dahil etmeden bunların yapılması asla söz konusu olmaz. Yol haritasını birlikte yapacağız.”

Yıldırım, yapısal reformlara devam edeceklerini, vergi reformunu yapacaklarını, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yatırımcıların işinin kolaylaştırılması için iddialı bir eylem planını hayata geçireceklerini kaydetti.

“İş yapma kolaylığı”

Türkiye’de iş yapabilme kolaylığının maalesef bugün arzu ettikleri düzeyde olmadığını anlatan Yıldırım, “Hedefimiz önümüzdeki 3 yıl içinde iş yapma kolaylığı bakımından Türkiye’yi ilk 20 ülke arasına sokmak. Bunun için neler yapılacağına dair çalışmalarımız tamamlandı. Bürokrasinin kolaylaştırılması ve vatandaşın işinin devlet bürokrasisi ile zorlaştırılmasının önüne geçilmesi, e-devlet uygulamalarından elektronik ortamda iş yapma imkanlarının artırılması. Bütün bunlar eylem planlarımız arasında yer alıyor.” dedi.

Yıldırım, beşeri sermayelerinin kalitesini artıracaklarını dile getirdi. eğitim göstergelerinde arzu edilen seviyede olmadıklarını aktardı.

“Okul öncesi eğitim yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır”

Eğitim göstergelerinde arzu edilen seviyede olmadıklarını aktaran Yıldırım, Türkiye’de okul öncesi eğitimin özellikle son 15 yılda kayda değer bir şekilde arttığını söyledi. Yıldırım, şunları kaydetti:

“Okul öncesi eğitim yüzde 50 seviyesine ulaşmıştır. Bu oran 15 yıl önce yüzde 10’un altındaydı. İlköğretimde yüzde 97, ortaokul ve liselerde yüzde 83 seviyesine erişmiş bulunuyoruz. Üniversitelerimizin sayısı fazla. 4+4+4 sisteminden itibaren okulda kalış süreleri 5,5 yıldan 2015 yılında 8 yıla çıktı. 2030 yılında 14,5 yıla çıkacak. Demek ki çocuklarımız daha fazla okulda kalıyor, eğitimle meşgul oluyor. Üniversitelerin sayısının artırılması eleştiri konusu olabilir ama her yıl 1 milyondan fazla gencimiz lise mezunu oluyor ve üniversite kapısında bekliyor. Eğer üniversite sayısını artırmasaydık üniversiteye girecek öğrencilerimizin sayısı daha fazla artacaktı. Bugün 2 milyon 400 bin yerine bu sayı 6-7 milyon olacaktı. 6 milyon öğrencinin sorunlarını çözmek daha da zor olacaktır. Eksiğiyle gediğiyle hiç değilse onlar üniversitede şimdi. Bir yandan eğitimlerini görüyor, bir yandan da üniversitelerin ihtiyacı olan yetişmiş insan gücünü de sağlamak için yoğun ve etkin bir program uyguluyoruz.”

Yıldırım, Türkiye’de bir yandan üniversiteler artarken bir yandan da kalitenin artması yönünde çalışmaların devam ettiğini söyledi.

“Hiçbir şey mükemmel değil. Mükemmel iyinin düşmanıdır. Mükemmeli arayacağım bulacağım diye uğraşırsanız iyiyi yapmaktan da geri kalırsınız.” diyen Yıldırım, Türkiye için yapılan her şeyi önemsediklerini belirterek, “Bu ülke için kim taş üstüne taş koyduysa başımız gözümüz üstünde yeri vardır. Bunu rahatlıkla her zaman söylüyoruz.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, bütün şartlara rağmen Türkiye’nin büyümeye, gelişmeye devam etiğine vurgu yaparak, “Bu konuda hiç ama hiç tereddüt göstermeyin. Ülkemize güvenelim, milletimizin gücüne güvenelim, bölgemizin ülkemiz açısından, bölge ülkeleri açısından ne kadar önemli olduğunun farkında olalım ve buna göre çalışmalarımızı sürdürelim.” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin bugün bölgede istikrarın teminatı haline geldiğini belirten Yıldırım, bunun da yaşanılan olaylardan görülebileceğini söyledi.

“Üç örgütle amansız bir mücadele ediyoruz”

Altı yılı aşan Suriye sorununun çözüm noktasına gelmesinde Türkiye’nin büyük bir payı bulunduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

“DEAŞ, bugün küresel bir terör örgütü olmaktan çıkarıldıysa bunda Türkiye’nin büyük bir payı vardır. Fırat Kalkanı Operasyonuyla Türkiye tek başına 4 bin civarında terör elemanını etkisiz hale getirmiştir. Bugün Amerika, PKK terör örgütü ile iş birliği yaparak etkisiz hale getirdiği DEAŞ terör örgütü mensubu bu kadar değildir. Kimin gerçekte terörle mücadele ettiğini kimin etmediğini en iyi bilen ülke biziz, bunu kararlılıkla sürdüren ülke de Türkiye’dir. Dünyada hiçbir ülke aynı anda üç terör örgütüyle mücadele etmiyor. Sadece Türkiye. Bir yandan DEAŞ, bir yandan PKK, bir yandan FETÖ. Bu üç örgütle amansız bir mücadele ediyoruz. Bu, tabii bizim kaynaklarımızın, enerjimizin bir kısmını alıyor. Ama buna rağmen de ülkemizin büyümesi, kalkınması yolunda yapacağımız işlerde bizi asla geri koymuyor.”

Kürt meselesine de değinen Yıldırım, Türkiye’nin “Kürt meselesi” diye bir sorununun olmadığının altını çizdi.

Kürtlerin de tek meselesinin PKK bölücü terör örgütü olduğunu belirten Yıldırım, PKK terör örgütünün “Kürtler” diye bir sorunun bulunmadığını, bir sorun varsa o bölgelerde yaşayan vatandaşların PKK bölücü terör örgütü sorunu olduğunu ifade etti.

Yıldırım, şu ifadelere yer verdi:

“Bu alçak örgüt Kürt demez, Türk demez, çocuk, yaşlı, kadın, erkek demez herkesin hayatına kasteder ve bölgede, ülkede huzur, barışı, güvenliği tehdit eder. Kürtler, Türkler, 80 milyon vatandaşımız, bu ülke kimliğini taşıyan herkesin bizim başımız gözümüz üstünde yeri var, birinci sınıf vatandaşımızdır. Terör örgütüne karşı bütün etnik gruplar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı bir ve beraber olarak bu mücadeleyi sürdürüyoruz. Burada da çok önemli mesafeler kat ettik. Son iki yılda taarruz esasına dayanan bir mücadele yöntemiyle bugün 780 bin kilometrekare vatan toprağının her noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı dalgalanıyor ve Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü hissediliyor.”

“ABD’nin yaptığı kabul edilebilir bir şey midir?”

Başbakan Yıldırım, terör örgütü PKK’nın bitme noktasına geldiğini, bunu gören dış güçlerin yeni versiyonlarını hayata sokmak konusunda ciddi bir gayret içerisinde olduğuna dikkati çekti.

ABD’nin, bugün Türkiye’nin müttefiki ve dostu olduğunu, bu ülkeyle yarım asra varan bir birlikteliğin bulunduğunu hatırlatan Yıldırım, şöyle dedi:

“ABD’nin yaptığı kabul edilebilir bir şey midir? Terör örgütüyle açık ve seçik bir şekilde iş birliği yapmak. ‘DEAŞ’ı yok etmek için böyle bir iş birliği yapmaya mecburlarmış.’ Asla ve asla bizi buna ikna edemezler. Bu, Türkiye’nin önem verdiği, yıllarca da sadık kaldığı dostluk ve müttefiklik ilişkisine çok büyük zarar verdiğini muhataplarımıza defalarca söyledik. Bizim ABD ile ilişkilerde, gelecek vizyonumuzda herhangi bir sorun, yanlışlık yok. Sorun, ABD’nin bölgeye bakışındadır, Türkiye ile olan dostluğuna bakışındadır.”

“Bunların kapağını açıp, değerlendirme zahmetine bile katlanmıyorlar”

Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında kanlı terör örgütü FETÖ’nün olduğunu bütün dünyanın bildiğini, herkesin kabul ettiğini ancak “dost ve müttefik Amerika”nın bu konuda hiçbir adım atmadığını dile getirerek, şunları kaydetti:

“Bunu nasıl okuyacağız, nasıl değerlendireceğiz? 11 Eylül’de ikiz kuleler yıkıldığında, birkaç gün sonra Başkan Bush, onların enkazının önünde direnerek, ‘Amerika büyük, batak bir taarruzla karşı karşıyadır. Bunu yapan da El Kaide’dir, Usame Bin Ladin’dir. Gideceğiz onu ininde vuracağız, Afganistan’ı işgal edeceğiz’ dediğinde, bütün ulusları buraya davet ettiğinde en önde giden ülkelerden biri biz olduk. ‘Kanıtın var mı?’ diye sorduk mu? Aynı Amerika, ayan beyan 15 Temmuz’u yapan, belgelerle de her şeyle ortaya konmuş bu alçak darbenin arkasındaki terör örgütü başını teslim etmiyor. Neymiş, belge? 85 klasör belge, bilgi, delil sunduk. Bunların kapağını açıp, değerlendirme zahmetine bile katlanmıyorlar. Bütün bunlardan öte, ‘Türkiye, Türk vatandaşları niye Amerika’ya soğuk bakıyor?’ Bugün ülkemizdeki vatandaşlarımızın yüzde 80’inden fazlası, bu terör örgütüyle iş birliği, FETÖ darbesi sonrası Amerika’nın hareket etmekte isteksizliği nedeniyle Amerika’ya karşı soğuk bakıyor. Bunda da haklı.”

Yıldırım, Türkiye’nin müttefiki olan ülkelerden böyle bir darbeye karşı, “Çok büyük bir darbeyle karşı karşıyasınız. Asla ve asla bu darbeyi biz desteklemiyoruz. Türk hükümetinin yanındayız.” demelerini beklerken derin bir sessizlikle karşı karşıya kalındığını söyledi.

İngiltere’nin bu konuda bir istisna olduğunu ifade eden Yıldırım, şöyle dedi:

“Darbeden birkaç gün sonra gelen açıklamalar, ‘Ya darbe oldu geçti, artık bu işi yapanları fazla hırpalamayın, onlara daha nezaketli davranın’ gibi laflar etmeye başladılar. Bu da bizim canımızı sıkan en önemli gelişme olmuştur. Bütün bunları biz geride bırakıyoruz. Hala Türkiye’nin geleceğinin, modern dünyayla entegre bir şekilde yoluna devam etmek olduğunu biliyoruz, bunun farkındayız. Ama hiçbir ülke de Türkiye Cumhuriyeti’nin beka mücadelesini, bağımsızlık mücadelesini, demokrasi mücadelesini görmezlikten gelemez. Böyle bir tutum içerisine girerse 80 milyon vatandaşı, güçlü iktidarıyla bunun da karşısında olur.”

Yıldırım, ABD’de “evlere şenlik” bir dava olduğunu belirtti.

Davanın aktörünün sanıkken daha mahkemeye gelmeden tanığa dönüştüğünü ifade eden Yıldırım, “Adam açıkça diyor ki ‘Bana söylediler ki yalan söylersen ceza almaktan kurtarırsın. ABD hükümetiyle, yetkilileriyle iş birliği yaparsan yine cezan hafifler cezadan kurtulursun.’ Şimdi ABD’deki bu adalet oluyor, bize gelince ‘Nerede hukuk devleti?’ Bu çifte standardı artık Türk milleti yemiyor.” diye konuştu.

Burada 15 Temmuz’da yapılamayan, yarım kalan işi ekonomik saldırıyla başarmanın amaçlandığını vurgulayan Yıldırım, Türkiye’ye şimdi yapılanın bu dava üzerinden bir ekonomik saldırı olduğunu ama Türk ekonomisi, Türk özel sektörü ve Türk milletinin bu saldırıyı da boşa çıkaracağını dile getirdi.

Türkiye’de istikrar, güven, güçlü ekonomi bulunduğunun altını çizen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Tabii bölgemizde var olan istikrarsızlık, yönetim boşluğu bizim daha hızlı ilerlememizin önündeki en büyük engeldir. Suriye işini bir noktaya getirdik, bundan sonraki adım Cenevre’de bu durumu artık kalıcı hale getirmek, bütün etnik grupların, teröre bulaşmamış bütün grupların içinde yer alacağı bir Suriye devletinin oluşturulmasıdır. Irak’ta yanlış alınan referandum kararı sonrası yanlış hesap Ankara’dan Bağdat’tan dönmüştür ve şimdi Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Irak’ın anayasal sınırları içerisine çekilmek zorunda kalmıştır. O günlerde dahi Türkiye orada yaşayan Kürtleri, Arapları, kardeşlerimizi mağdur etmemek için sınır kapısını açık tutmuş ve burada insanlığını ortaya koymuştur.”

“Türkiye’yi hiç kimse küçük görmesin”

Başbakan Yıldırım, bir yandan bölgede huzuru, istikrarı tesis ederken diğer yandan da Türkiye’nin 2023 hedeflerini, gelecek büyük projelerini hayata geçirdiklerini söyledi.

Geçen 10 yıl içinde 2008’den bu yana küresel krizde dünyada sadece 10 büyük proje yapıldığını, bu 10 büyük projenin 6’sını Türkiye’nin gerçekleştirdiğini aktaran Yıldırım, şöyle dedi:

“Türkiye’yi hiç kimse küçük görmesin. Dünyanın en büyük havalimanını yapan Türkiye’dir. Dünyanın en geniş köprüsünü 36 ayda yapıp hizmete alan, otoyollarıyla birlikte Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile Türkiye olmuştur. 50 yıldır Türkiye’nin gündeminde olan Osman Gazi Köprüsü ile İzmir Körfezi’ni 4 dakikaya indirecek projeyi yapıp hayata geçiren yine Türkiye’dir. İstanbul’dan İzmir’e seyahat süresini 3 saatin altına indirecek otoyolu yapan yine Türkiye’dir. Avrasya Tüneli ile iki kıtayı denizin altından birleştirip Anadolu’dan Avrupa yakasına iki dakikada geçişi sağlayan ülke Türkiye’dir. Bu proje dünyada denizin bu kadar derininden giden tek projedir. En derini 44 metre ile ABD’dedir. Bizim Avrasya Tüneli boğazda 106,5 metre denizin altından geçmektedir. Bir mühendislik harikası projesidir ve kısa sürede tamamlanıp hizmete girmiştir. Aynı şekilde Marmaray, hızlı trenler bölünmüş yollar, havaalanları, bütün bunlar Türkiye’nin geleceği için yapılması gereken altyapı projeleridir.”

Yıldırım, ABD’ye, İngiltere’ye gittiğini, dün de Kore’de olduğunu hatırlatarak, “Türkiye’nin altyapısı bu ülkelerden aşağı değil, fazlası var eksiği yok. Tabii ki sorunlar var fakat bir yandan da olumlu tarafına bakalım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi hiçbir şart altında moralimizi bozmamıza ihtiyaç yok. Moral değerlerin muhafaza edilmesi, birçok başarıyı da beraberinde getirir. Onun için birtakım çevreler Türkiye’nin moralini bozmaya çalışıyorlar ama moral bozukluğunun ne anlama geldiğini siz iş alemi herkesten iyi bilirsiniz. Onun için geleceğe ümitle bakacağız, moralimizi yüksek tutacağız, ülkemize, milletimize güveneceğiz başka çaremiz yok. Günün sonunda kendi geleceğimizi kendimiz inşa edeceğiz. Başkalarının bize vereceği katkı sınırlıdır. Onlar menfaatleri uyuştuğu zaman bizimle beraber olurlar uyuşmadığı zaman yollarını ayırırlar.” ifadelerini kullandı.

“Uluslararası ilişkilerde daimi dostluk ve daimi düşmanlık olmaz”

Uluslararası ilişkilerde daimi dostluk ve daimi düşmanlık olmadığını, esas itibarıyla menfaatlerin birleşmesi olduğunu belirten Yıldırım, “Eğer menfaatleriniz yan yana gelmişse dostsunuz, menfaatleriniz çatışmışsa o dostluk orada biter. Ama bizim bu ülkenin geleceği için, genç kuşakları için, aydınlık yarınları için birlikte çalışmaktan, birlikte terlemekten, alın teri dökmekten başka hiçbir yolumuz yok. Farklılıklarımızın asla bizi ayrıştıran değil bizi zenginleştiren en önemli özelliklerimiz olduğunun bilincinde olacağız ve buna göre kararlarımızı vereceğiz.” diye konuştu.

Yıldırım, büyük yatırımlar yaptıklarını, 30’dan fazla 42 bin yatak kapasiteli yeni hastaneler inşa ettiklerini söyledi.

Türkiye’nin her şeye rağmen sağlıkta ABD’den de birçok ülkeden de ileri konumda olduğunun altını çizen Yıldırım, şunları kaydetti:

“Türkiye bunu son 15 yılda başardı. Bu şehir hastanelerinin büyük hastane özelliğinden başka bir özelliği daha var. Mesela Bilkent Hastanesi’nin içinde 7 tane hastane var. Kanser, fizik tedavi, genel cerrahi ile ilgili birçok alanda hastane içinde hastaneler var. Niye? Millet gelecek bütün ihtiyaçlarını orada görecek hatta konaklama tesisleri var adeta bir şehir gibi. Hastası, yakınları istediği her türlü şeyi elde edecekler, sokak aralarında, mahalle aralarında kalmış, erişimlerinde sorun olan o binaları da boşaltacağız, daha farklı değerlendireceğiz. Dolayısıyla projeye sadece büyük büyük binalar, kampüsler olarak görmemek lazım. İhtisas hastaneleriyle geleceğin sağlıktaki gelişim ve dönüşümünü hazırlayan projeler olarak görmemiz lazım. Burada da bildiğiniz gibi genel bütçe imkanlarından ziyade kamu özel sektör ortaklığını esas alıyoruz ve buna göre projeleri sürdürüyoruz.”

Yıldırım, küresel ekonomide eksen kayması yaşandığını belirtti.

Milli gelirlerine göre en gelişmiş 7 ülkenin 1995’te ürettiği milli gelirin, gelişmekte olan 7 ülkeye göre iki kat fazla olduğunu bildiren Yıldırım, önceki yıl bu oranın eşitlendiğini söyledi.

Yıldırım, 2040 için öngörünün gelişmiş 7 ülkenin gelirinin, gelişmekte olan 7 ülkenin gelirinin yarısına düşeceği yönünde olduğunu aktararak, “Bu ne anlama geliyor? Yeni adaylar var. Çin, Hindistan, Rusya, Meksika, hatta Türkiye. Gelecek bu bölgelerde.” diye konuştu.

Bazılarının “Neden bu kadar büyük havalimanları yapıyorsunuz?” sorusunu yönelttiğini hatırlatan Yıldırım, 1970’li yılların başında havacılığın merkezinin ABD olduğunu, merkezin 1980’li yıllarda Avrupa’nın batısına geldiğini ifade etti.

Havacılığın merkezinin 1990’lı yıllarda Orta Avrupa olduğuna dikkati çeken Yıldırım, 2000’li yıllardan itibaren merkezin Avrupa’yla Asya’nın birleştiği İstanbul olduğuna işaret etti.

“Türkiye kilit ülke”

Binali Yıldırım, 2002’de 1 milyona bile ulaşmayan transit yolcu sayısının bugün 40 milyon olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Biz gelecek on yıllarda Türkiye’yi bir ‘hub’ haline getiriyoruz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya, batıdan doğuya bütün hareketler Türkiye üzerinden olacak. Zenginlik noktaları artık batıdan doğuya doğru gitmeye başladı. Eskiden, bu yüzyılın başında tersi vardı. Şimdi tersine göç başlıyor. Batı ilerlemesi yavaşladı, hatta gerilemeye başladı. Doğu, Uzak Doğu, Ortadoğu, Orta Asya büyümeye, gelişmeye, zenginleşmeye başladı. Dolayısıyla her iki halde de Türkiye kilit bir ülke. Avrupa’yla Asya’nın arasında bulunan, Avrasya coğrafyasında ama yıllardan beri hep batıya yüzünü dönmüş, batıyla entegrasyonu önemsemiş aynı zaman Asya coğrafyasını da ihmal etmemiş bir ülkeden bahsediyoruz.”

Güney Kore’ye yaptığı ziyareti anımsatan Yıldırım, Türkiye hakkında söylenenleri anlattı.

Dışarıdan bakanların, “Biz Türkiye’ye daha çok yatırım yapmak istiyoruz.” dediğini aktaran Başbakan Yıldırım, Türkiye’de yatırım yapan Kore firmalarının üretimlerinin yüzde 70’inin ihraç edildiğini söyledi.

Önemli olanın sorunları çözecek iradenin varlığı olduğunu vurgulayan Yıldırım, 1990-2000 yılları arasında dünyada küresel krizin olmadığını ancak siyasi irade eksikliğinden dolayı Türkiye’de kriz yaşandığının altını çizdi.

“Türkiye ihracatı öğreniyor”

Söz konusu yıllarda dünyanın büyüdüğüne, Türkiye’nin küçüldüğüne işaret eden Yıldırım, büyümenin yüzde 3’ün altında kaldığını dile getirdi.

Yıldırım, 2000’li yıllarda küresel kriz olduğunu ama Türkiye’nin büyümeye devam ettiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İhracatımız artmaya devam ediyor. İlk 11 ayında bu yılın yüzde 10,4 artış sağlamışız. Bir önceki aydaki ihracat artışımız yüzde 15 buçuğu geçmiş. 2017 yılı için planladığımız ihracat rakamının üzerinde bir gerçekleşmeyi sağlayacağız. Neden oldu? Çünkü ihracatçı sayısını artırdık. 2002 yılında Türkiye’de 31 bin 731 firma ihracat yaparken 2016 yılında bu sayı 66 bin 951 çıktı. Türkiye ihracatı öğreniyor.”

İstihdamda da tüm olumsuz şartlara rağmen, bu senenin ağustos ayı sonuna kadar 1 yıl içerisinde 1 milyon 350 bin istihdam sağladıklarını anlatan Yıldırım, “Son 10 yıl içerisinde OECD ülkeleri içerisinde en fazla istihdam sağlayan ülke Türkiye. Bunu sizlerle, özel sektörle ve iş alemimizle yaptık. Biz ne yaptık? Biz sizin önünüzdeki engelleri kaldırmak için alınması gereken kararları aldık.” ifadelerini kullandı.

Bu konuda geç kalınmış ya da eksik kalmış konuların olabileceğini belirten Yıldırım, normal şartlardan geçmediklerini, olağanüstü şartların devam ettiğini vurguladı. Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Düşünün ki bir örgüt yıllardan beri ülkenin bütün alanlarına yerleşmiş, sızmış. Yargıya, orduya, polise, bürokrasiye sızmış, iş alemine, medyaya sivil toplum örgütlerine yerleşmiş. O hale gelmiş ki ‘Tamam ben yeterli güce eriştim, bu iktidarı al aşağı ederim, yönetimi ele alırım.’ Bu noktaya gelmiş. Türkiye tekrar ediyorum hiçbir ülkenin başaramayacağı bir işi başardı. Silaha, tanka ve topa karşı göğsünü siper ederek bir darbeyi önledi. Türkiye, dünya siyasi tarihine altın harflerle yazılacak bir işi başardı.”

Yıldırım, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına yönelik kararını da değerlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı karara bütün dünyanın karşı çıktığını belirten Başbakan Yıldırım, kararla bugüne kadar Filistin-İsrail sorunun çözümünü öngören sayısız Birleşmiş Milletler (BM) kararı ve uluslararası hukukun hiçe sayıldığını vurguladı.

Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bu, bölgede pimi çekilmiş bir bombadır. DEAŞ ile mücadele için neler yapıldığını biliyoruz. Bu yapılan hareket ve sonrası gelişmeler huzura, bölgesel barışa, İsrail-Filistin sorununa asla ve asla katkı sağlamayacak ve küresel terörün korkarım ki artmasına da hizmet edecektir. Müttefikimiz ABD’den bu konuda uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler’in kararlarına saygı duymasını beklerdik. Nasıl başka ülkelere, ‘Ambargoya uymazsanız şöyle yaparım, böyle yaparım’ diye işaret ediyorsa, kendisinin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler kararına uyması lazım, buna göre hareket etmesi lazım.”

“Çok büyük felaketin başlangıcı olacak”

ABD’nin bu konuda büyük bir sorumsuzluk örneği gösterdiğini vurgulayan Binali Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bölgede bir patlamaya hazır bombanın pimini çekmiştir. Bu kararı Türkiye olarak biz ‘yok’ sayıyoruz ve asla tanımıyoruz. Kudüs, üç dinin mukaddes saydığı bir mekandır. Burada bu statüyü değiştirecek, bu statüyü tartışmaya açacak bir karar, çok büyük felaketin başlangıcı, sebebi olacaktır. O bakımdan bütün dünyanın karşısında olduğu bu kararın tekrar gözden geçirilmesi, bölge için insanlık için çok ama çok önemli olacaktır.”

Yıldırım, Türkiye’nin gelecek seneki hedeflerinin başında tıpkı bu yıl olduğu gibi büyüme geldiğini belirtti.

Büyümeden taviz vermeyeceklerini vurgulayan Başbakan Yıldırım, “En az yüzde 5, tercihen de yüzde 6 civarında büyümeyi hedefliyoruz.” ifadesini kullandı. Enflasyondaki yükselmeyi geçici olarak nitelendiren Yıldırım, şunları söyledi:

“2018’den itibaren hedefimiz enflasyonun aşağı çekilmesidir. Enflasyonun aşağı doğru bir seyirde olacağını buradan size açıklıkla söyleyebilirim. Kurumlarımız, Merkez Bankası kendisi gerekli tedbirleri alacak. Son günlerde kurda bazı dalgalanmalar var. Bu dalgalanmalar Türkiye’nin gerçek durumunu yansıtmıyor. Türkiye’nin ülke primi 200’ün altında. Dün itibarıyla 186. Geçen yılın sonunda 300’e çıkmıştı. Yani bütün bu gerçeklere rağmen bu yaşananların ekonomik göstergelerle, ekonomik kurallarla izahı yok. Burada başka bir şey var.

Bunun, içeride ve dışarıda gerçekleşen algı operasyonuyla doğrudan ilişkili olduğunu biliyoruz ve bunun geçici bir durum olduğunu düşünüyoruz. Bunun normale döndürülmesi için alacağımız tedbirleri de biliyoruz, gereken neyse onu da yapacağız. İş aleminin düşünceleri ve önerileri bizim için çok önemlidir. Onun için her zaman bu ülkenin kalkınması, refahı, büyümesi için ortaya koyacağınız her türlü öneriyi çok dikkatli bir şekilde değerlendireceğiz ve gereğini yapacağız.”

Bir mucize peşinde olmadıklarının altını çizen Yıldırım, “Mümkün olanı yapmanın gayreti içerisindeyiz. Tamam Türkiye’de istikrarlı yönetim, güçlü bir iktidar var ama Türkiye’nin içeride ve dışarıda da yüzleştiği birçok sorunu var.” diye konuştu.

“AB’nin bize yaptığı çifte standart ne ilktir ne de son olacak”

Terörle bu kadar mücadele eden, etrafında bu kadar istikrarsızlık bulunan ve 3,5 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapan, bir darbe teşebbüsüne rağmen ayakta kalmayı başaran başka bir ülkenin bulunmadığını vurgulayan Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün Avrupa Birliği ile bazı sorunlar yaşıyoruz. Doğrudur. Avrupa Birliğinin bize yaptığı çifte standart ne ilktir ne de son olacak. Bunun da farkındayız. Kıbrıs sorununun çözümü için 2004’te ne oldu? Anlaştık, yola çıktık, bizi yolda bıraktılar. Yine benzer şekilde AB çalışmalarımızda biz elimizden gelen her türlü reformu yaptık, istenen her şeyi yerine getirdik.

2016’nın Mart’ında da bir anlaşma yaptık. Neydi anlaşma? Vize kaldırılacak, serbest dolaşım sağlanacak, buna karşılık da Türkiye 70 maddeden oluşan düzenlemeleri yapacak. Bunların da 5 madde hariç hepsini yaptık. Adalardan, Ege Denizi’nden mülteci geçişini önleyeceğiz ve önlediğimiz her mülteci için AB bir kişi alacak, Türkiye’deki göçmenler için 3 milyar artı 3 milyar avroluk destek verecek. Her şey çok güzel ama uygulamaya gelince maalesef… Türkiye ev ödevini yine yaptı, büyük oranda yaptı, karşı taraf sözünde durmadı. Bütün bunlara rağmen bizim söylediğimiz şudur; Bizim Türkiye olarak Avrupa Birliği vizyonumuzda herhangi bir değişiklik yok.”

Yıldırım, Türkiye’nin ekonomisi, demokrasi kültürü, birikimiyle Avrupa Birliği’nin doğal bir üyesi, uzantısı olduğunu belirterek, “Burada iş bize düşmüyor, iş Avrupa Birliği’ne düşüyor. Avrupa Birliği’nin özellikle Brexit sürecinden sonra gelecek vizyonunu gözden geçirmesi lazım, ne yönde hareket edeceğinin kararını vermesi lazım. Kendi içine kapanıp sınırlarını, duvarlarını yükselterek mi yoluna devam edecek yoksa bölgeyle dünyayla entegre olup Türkiye’nin de içinde yer aldığı bir Avrupa Birliği olacak? Bu kararı Brüksel verecek, Avrupa Birliği’nin kendisi verecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin onlardan çok şey istemediğine dikkati çeken Başbakan Yıldırım, “Diyoruz ki Türkiye’nin başını ağrıtan, sürekli enerjisini azaltan terör örgütlerine müsamaha göstermeyin. İstediğimiz budur. Türkiye’ye demokrasi dersini vereceğine önce kendi içinizdeki ırkçılık akımlarına, yabancı düşmanlığına, Müslüman, İslam korkusuna, düşmanlığına bir ‘dur’ deyin.” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın en büyük sorunlarından birinin yükselen aşırıcılık ve terör örgütlerinin önlenemez yükselişi olduğunu bildiren Yıldırım, “Bu noktalarda Türkiye her zaman iş birliğine hazırdır. 40 yıllık tecrübesini de dost ve müttefik ülkelerle paylamak yönünde her türlü iradeyi ortaya koyacaktır.” dedi.

“Geçici bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz”

ABD’deki Hakan Atilla davasına da değinen Başbakan Yıldırım, “Bize hukuk devleti dersi vermeye kalkanların bir hukuk, yargı tiyatrosu oynadıklarını da hatırlatmak isterim. Sanıkken tanık oluyor, onunla da kalmıyor telkinde bulunuyorlar, ‘Yalan söylersen, hükümetle iş birliği yaparsan cezandan muaf olursun’. Bunun anlamı, ‘Türkiye’ye karşı bizim bir planımız var. O planı hayata geçireceğiz, sen de bu konuda yardımcı ol’. Bunun başka bir izahı yoktur.” diye konuştu.

Türkiye’ye, milletin sağduyusuna güvendiklerini belirten Yıldırım, “Bu zor durumları da hep beraber dayanışma içinde inşallah aşacağız, bundan da hiçbir şüpheniz olmasın.” dedi.

Başbakan Yıldırım, Türkiye’yi demokrasisi günden güne gelişen, insan hakları ve özgürlüklerin geliştiği bir ülke olarak nitelendirerek, şöyle devam etti:

“Türkiye’yi 15 Temmuz ve sonrasında yaşanan olaylara göre değerlendirmek büyük bir haksızlıktır. Olağanüstü şartlardan geçiyoruz, bunu hepimiz biliyoruz. Bu darbenin içinde olanların davası nihayetlenme noktasına gelmiştir. Bunlar sonuçlandığında bu şehitlerin yakınları, bu gaziler, akrabaları bu alçaklığın karşılıksız kalmayacağını gördükten sonra tabii ki normalleşme sürecine de süratle geçmiş olacağız. Onun için bu durumun geçici bir durum olduğunu hepimiz biliyoruz.

Şartların olağanüstü olması bizim hayatın normal akışından sapmamıza da sebep olmamıştır. İlk günden itibaren ekonomimiz tıkır tıkır işlemeye devam etmiştir, yargı sistemiyle ilgili sorunlarımız vardır ama insanın olduğu yerde sorunlar da vardır. Bunun da daha çok çalışarak, insan kaynak-kapasitemizi artırarak üstesinden geleceğiz. Nihayetinde bu ülke yargısıyla, ordusuyla, bürokrasisiyle, iş alemiyle bu ülkenin insanlarından oluşuyor. Yapılan her şey bizim ülkemizin bireyleri, bizim ülkemizin insan kaynak ve kapasitesiyle oluyor. Zayıf, eksik yönlerimizi biliyoruz ve bu yöndeki çalışmalarımıza da hız kesmeden devam ediyoruz, edeceğiz.”

“Türkiye serbest ekonomiye sahip bir ülke”

“Sorunları olmayan ölüler ile delilerdir” sözünü anımsatan Yıldırım, sorunların olabileceğini ancak önemli olanın sorunların üzerine kararlı şekilde gitme ve çözme iradesi olan siyasi erkin, güçlü yönetimin, istikrarın varlığı olduğunu vurguladı.

Bunların hepsinin Türkiye’de olduğunu anlatan Başbakan Yıldırım, “Yaşanan bunca olağanüstü hadiselere rağmen Türkiye büyüme, gelecek hedeflerinden zerre kadar taviz vermeden yoluna devam ediyor.” diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye’nin serbest ekonomiye sahip olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Türkiye serbest ekonomiye sahip bir ülkedir. İş adamlarımız istediği kadar içeride, dışarıda yatırımını yapabilir, kaynağını da dışarıda da içeride de yatırabilir. Bunda hiçbir problem yok. Nitekim son yıllarda dışarıda yatırım yapan iş adamlarımız var. 20-30 milyar doları bulan yatırımları olan iş adamlarımız var. Nasıl yabancıların burada yatırım yapmasını istiyorsak bizim iş adamlarımız da dışarıda yatırım yapabilir. O dışarıda yatırım yapanların Türkiye’nin ihracatına katkıları var. Dışarıda yatırım yapanların ihracatımıza net katkısı 7 milyar dolar. Bunu gözardı edemeyiz. Ne oluyor? Bize göre daha gelişmiş ülkeler ne diyor, ‘Bizde yatırım yapın, avantajlı olabilmek, pazara daha yakın olabilmek için’. Bizim firmalarımız da gidiyor başka ülkede yatırım yapıyor, maliyetlerin daha sürdürülebilir, kontrol edilebilir olduğu ülkelere yatırım yapıyor. Dolayısıyla bunda yanlış bir şey yok. İş adamlarımız, iş camiamız her zaman gerek içeride gerek dışarıda iş planlarını, gelecek kararlarını rahatlıkla verebilirler ama ülkemiz iş alemimiz için çok cazip imkanlar sunuyor, sunmaya devam edecek.”

İş adamlarına yönelik cazip imkanlara, verilen teşviklere dikkati çeken Yıldırım, “2017’nin ilk 11 ayı içinde 6 bin 899 teşvik belgesi düzenlendi. Bu bugüne kadar ulaşılan en yüksek sayı. Miktar ne kadar? Vadedilen miktar 168,9 milyar lira. Yani iş adamlarımız Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yatırım yapmak için 169 milyarlık teşvik belgesi almışlar. Bu teşvik hayata geçtiğinde 102 bin vatandaşımıza doğrudan iş sağlanacak.” ifadelerini kullandı.

“Yarınımız bugünden güzel olacak”

Yıldırım, 2017’de istihdam, yatırım ve belge adedi konularında tarihi yatırımların yaşandığını kaydeden Yıldırım, sözlerini şöyle tamamlandı:

“Bu dönem düzenlenen teşvik belgelerinde bir önceki yılın aynı dönemine göre adet bazında yüzde 48, yatırım bazında da yüzde 81 artış, istihdam bakımından yüzde 61’lik bir artış sağlandı. Bunun tercümesi, anlamı kısacası budur. Moral bozmaya gerek yok, yarınımız bugünden güzel, geleceğimiz çok daha iyi olacak. Bunu bu ülkenin başbakanı olarak değil bir vatandaşı olarak da ifade ediyorum. Gerek faiz gerek enflasyonda yaşadığımız bu durumun geçici bir durum olduğunu ve her şeyin kısa sürede normale döneceğini de düşünüyorum.”

Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasının ardından bir süre TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi üyeleriyle görüştü.

Önceki HaberSonraki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET özel yayınına katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET özel yayınına katıldı için yorumlar kapalı 88056

Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.

Muharrem ayının ve Aşure Günü’nün Türk milleti ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehitlerin efendisi, Peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin efendimiz ve tüm Kerbela şehitlerini rahmetle yâd ediyorum. Aramızdaki kardeşliği pekiştirmesini, fitne ve şer odaklarına fırsat vermemesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugünkü Afganistan tablosu sürpriz mi? Taliban’ın bu kadar hızlı Kabil’e girmesini bekliyor muydunuz?” sorusu üzerine, bazı ülkelerin Afganistan’a tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi sadece terör ve göç zaviyesinden baktıklarını, “terör ve göç bize gelmezse sorun yok” dediklerini söyledi.

Oysa terörü de göçü de var edenin on yıllardır izlenen yanlış politikalar olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yanlış politikalarla yüzleşmeden barış ve istikrara katkıda bulunmanın mümkün olmadığını belirtti.

AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER

Afganistan’ı, Türkiye için güçlü tarihî beşeri kültürel bağların olduğu bir ülke olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Afgan halkının İstiklal Savaşı’mızda verdiği maddi manevi desteği unutmamız mümkün değildir. Ülkelerimiz arasında 1 Mart 1921’de imzalanan İttifak Anlaşması’nda ‘iki ülkenin kaderi ve saadeti birbirinindir’ ifadesi var. Aramızda böyle bir yakınlaşma, böyle bir bağ var. Yönetimde kim olursa olsun iyi ve kötü gününde Afganistan’ın yanında yer almak hem ahde vefanın hem de kardeşliğimizin gereğidir. İlgili kurumlarımız bir süredir zaten Taliban ile irtibat hâlindeydiler. Biz de ülkenin geleceğini konuşmak üzere Taliban yöneticilerini kabul edebileceğimizi daha önce de ifade etmiştik. Bu tavrımızı bugün de muhafaza ediyoruz. Afgan halkının huzuru, bu ülkede yaşayan Türk soydaşlarımızın selameti ve ülkemizin çıkarlarının korunması noktasında her türlü iş birliğine hazırız. Taliban yöneticilerinin yaptığı itidalli ve ılımlı açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. Şunu çok açık net ifade etmemiz gerekir. Özellikle Taliban’ın Türkiye’ye yaklaşımı köşeli değildir. Daha dikkatlidir ve bizimle olan ilişkilere yaklaşımı dış politika açısından çok daha hassastır. Temenni ediyorum ki bundan sonra da yine aynı hassasiyet devam edecektir. Zira birçok yerde yapılan toplantılarda bu hassasiyeti görüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban sözcüsü bir taraftan Türkiye’nin Afganistan’ın dostu olduğunu söyledi ancak bir taraftan da Afganistan’da hiçbir yabancı güç olmasını istemediklerini söyledi. Bu iki açıklamayı tenakuz içinde buluyor musunuz?” sorusu üzerine, bir NATO ülkesi olarak, NATO’nun Afganistan’daki Kararlı Destek Misyonu’nda yer alarak bu ülkenin istikrarı için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini anımsattı.

Afganistan’ın çok daha aydınlık yarınlara ulaşması için destek verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamid Karzai Havalimanı’nın güvenliğine katkı sunmanın yanı sıra resmi ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla ülkenin ayağa kalkması için çaba harcadıklarını ifade etti.

Afganistan’a ciddi yatırımlar ve harcamalar yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Hâlâ yapıyoruz ve bundan sonra da yapacağımızın bazı alametleri de ortada. Bizim orada şu anda iş adamlarımız var. Onlar orada bulunmakla yatırım sürecini devam ettiriyor. Afganistan’daki askerlerimiz hiçbir zaman muharip bir güç olarak görev yapmadı, bunun altını çiziyorum. Dolayısıyla da biz askerlerimizi orada asla yabancı bir güç olarak görmedik, kullanmadık. Amerika’nın çekilmesi sonrasında amacımız havalimanının emniyetini temin ederek bu ülkenin güvenliğine katkı sağlamaktı. Bu niyetimiz hâlen bakidir. Türkiye’nin Afganistan’daki askerî varlığı yeni yönetimin de uluslararası alanda elini güçlendirecek ve işini de kolaylaştıracaktır. Mesele, öncelikle Afgan makamlarıyla bir anlayış birliğine varmaktır. Farklı seçenekler üzerinde konuşabiliriz. Örneğin Libya’daki gibi ikili bir anlaşmayla da bunu çözebiliriz. Bu Taliban olabilir, daha önceki gibi mevcut yönetim olabilir. Bunların hepsiyle bizim dostluğumuz, arkadaşlığımız var. Bunun içerisinde Abdullah Abdullah bakidir, aynı şekilde şu anda ülkesinden ayrılmış olan başkan yine bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla hiçbir zaman kopmadık, kopmayız. Şu anda farklı tarafta kalmış olan arkadaşlarımız da yine bunların içerisindedir. Örneğin Burhaneddin Rabbani’nin oğlu gibi. Bunlarla görüşmeler hep devam etti, ediyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Taliban’ın ülke yönetimini ele almasından önce Türkiye’nin, Afganistan ile ilgili diğer ülkelerle yaptığı görüşmelerde belli bir gelişme kaydettiğini vurguladı.

Türkiye’nin sunduğu şartların önemli bir bölümünün de muhataplar tarafından kabullenilmeye başladığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban’ın ülkede kontrolü sağlamasıyla önümüze yeni bir tablo çıktı. Sahada oluşan bu yeni gerçeklere göre planlarımızı yapıyor, görüşmelerimizi de ona göre sürdürüyoruz. Şu anda örneğin Doha’da bir süreç var, bu süreci de yakından takip ediyoruz. Sürecin içerisinde olanlarla da irtibatlarımızı devam ettiriyoruz” diye konuştu.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ İLE İLİŞKİLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nahyan ile de Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Türkiye’ye yatırımları konusunda ciddi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

Görüşmede hangi alanlarda ne gibi yatırımların yapılabileceğini ele aldıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmeye Varlık Fonu Başkanvekili ve Yatırım Ofisi Başkanını da davet ettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede yatırımlar konusunda yol haritası konusunun ele alındığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE de buna göre adımlarını atmış olsun dedik. Kendileri de yanlarında zaten bu konularda sorumlu olan arkadaşları da getirdiler. Yol haritası üzerinde adımları kimler nasıl atacak belirledik. Çok ciddi bir yatırım hedefleri, yatırım planları var. İnanıyorum ki çok kısa zamanda Birleşik Arap Emirlikleri ülkemizde ciddi yatırımlara girecek” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE’den gerçekleşen bu ziyaret, iki ülke arasındaki buzların eridiği anlamına mı geliyor?” sorusu üzerine, şunları kaydetti: “Devletlerarasında bu tür gidiş gelişler, iniş çıkışlar olabilir ve olmuştur da. Burada da benzer bazı durumlar oldu. Şu an itibarıyla yaklaşık birkaç aydır bizim istihbarat örgütümüz başta olmak üzere Abu Dabi yönetimiyle bazı görüşmeler yaparak bu görüşmelerle belli bir yere gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki süreçte de Muhammed Bin Zayed ile de bazı görüşmeleri yapma durumlarımız olacaktır, inşallah olacaktır diye düşünüyorum bugünkü görüşmeden sonra. Bu görüşmelerle bölgedeki bazı sıkıntıları aynı kültürün, aynı inancın mensupları olarak inşallah gidermiş oluruz. Çünkü biz bölgenin esas aktörlerinin birbirleriyle doğrudan konuşmasını, müzakere etmesini, kendi sorunlarını birlikte çözmelerini önemsiyoruz. Ben de bu konuda çok hassasım.”

“Afganistan’daki vatandaşların durumu, herhangi bir mağduriyetin söz konusu olup olmadığı ve tahliyelerin devam edip etmeyeceği” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımızın güvenliği ve huzurunu temin etmek, bizim bu süreçte bir numaralı önceliğimiz. Afganistan’daki vatandaşlarımızı özel uçak seferleri ile tahliye işlemlerimizi sürdürüyoruz. Biliyorsunuz havalimanının iki boyutu var, bir sivil, bir de askeri. Biz bu çalışmayı daha çok askerî havalimanı üzerinden yapıyoruz. Ortak tek pisti var, bu pist kullanılıyor” cevabını verdi.

Türk vatandaşlarına yönelik çalışmaları koordine etmek üzere Dışişleri Bakanlığı bünyesinde 7/24 esasına göre faaliyet gösteren Afganistan Koordinasyon Destek Merkezi oluşturduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımıza Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Çağrı Merkezinin imkânlarından yararlanmak suretiyle seri bir şekilde ulaştık” dedi. Devletin tüm imkânları ile yanlarında olduğunu kendilerine vurguladıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu vesile ile ülkemize dönmek isteyenlerin tamamıyla, devletimizin tüm imkânları ile bilgilerini derledik, toparladık ve bildirdik. Bugün yine askeri uçağımızla 201 vatandaşımızı İslamabad’a götürdük. Oradan da Türk Hava Yollarıyla ülkemize gelmelerini sağladık. Şu an itibarıyla 552 kişiyi tahliye etmiş durumdayız. Karzai Uluslararası Havalimanı’na işletme ve güvenlik sorumluluğunun hâli hazırda bizde olmasının avantajlarından da en iyi şekilde yararlanıyoruz. Bu tahliyeyi, havalimanındaki olağanüstü şartlarda bazı vatandaşlarımızı, havalimanının kargaşa içindeki sivil alanından askerlerimizin kontrolü altındaki askeri alana taşımak suretiyle şu ana kadar başardık. Temenni ediyoruz ki bundan sonra aynı şekilde bu devam etsin.”

“DÜZENSİZ GÖÇLE MÜCADELE İÇİN YOĞUN ÇABA HARCIYORUZ”

Türkiye sınırlarındaki son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Düzensiz göçle mücadele noktasında, bu etkinliğin artırılması amacıyla yoğun bir çaba harcıyoruz. Sınır güvenliğimizi tahkim etmek için farklı önlemleri devreye aldık. İran sınırımızda dört ilimiz var, Ağrı, Hakkâri, Iğdır ve Van. Bu sınırımızın tamamı duvarla örülecek. Ağrı ve Iğdır sınırındaki duvar çalışmalarını tamamladık, o bitti, Hakkâri’de de yarısına geldik. Van’da da duvar çalışmalarımız yoğun şekilde sürüyor. Şu an itibarıyla 157 kilometresi tamamlandı, bunun tamamını bitireceğiz. Kalan sınır boyunca güvenlik duvarı inşaat çalışmaları devam edecek.”

Sınırdaki çalışmaların sadece düzensiz göç girişlerinin olmaması için değil teröre karşı da yapıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu duvarları oluşturan 3 metre yüksekliğindeki beton blokların üzerinde ayrıca 1 metre de dikenli tel bulunduğunu söyledi.

Tamamlanan duvar uzunluğunun bundan sonra da çok hızlı bir şekilde artacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Ayrıca bunları termal kameralarla da takip ediyoruz. Bu sınırın 109 kilometrelik kısmı şu anda aydınlatma sistemiyle de donatılmış durumda. 79 kilometre boyunca yerleştirdiğimiz bu kameralarla ve algılayıcı sistemlerle düzensiz göç hareketlerini sürekli izleyip anında müdahale ediyoruz. Doğu sınırımızda elektro-optik kuleler ve haberleşme kuleleri yapıyoruz. Bunların da yüzde 90’ı tamamlanmış vaziyette. Bu kuleler 740 kilometrelik bir alanda entegre sınır yönetiminde kilit rol oynayacak. Bunlar sıradan gözetleme kuleleri değil son derece ileri teknolojik donanıma sahip olan kulelerdir. Kara gözetleme radarı, termal kamera, gündüz kamera sistemi, GPS alıcısı, lazer uzaklıkölçer, dijital manyetik pusula gibi sistemleri de bünyesinde barındırıyor.”

MUHALEFETİN GÖÇMENLERLE İLGİLİ İDDİALARI

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO toplantısı çerçevesinde ABD Başkanı Biden ile yaptığı görüşmede 1 milyon göçmeni kabul edeceği yönünde Biden’a söz verdiği” iddiası sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Önce bir şeyi çok açık, samimi konuşmam lazım. Hukukta bir kaide vardır, ‘müddei iddiasını ispatla mükelleftir’ Bu adam bunu nereden gördü, kim kendisine bunu sufle etti? Bu adam yalancı, bu adamın bugüne kadar doğru bir sözü var mı, yok. Olmayan bir şeyin iddiasını veyahut da onu savunmak, ortaya koymak… Söyledikleri tek şey var ‘Orada Dışişleri yetkilisi yoktu.’ Ne demek Dışişleri yetkilisi yoktu? İlla Dışişleri yetkilisinin olması mı lazım? Ben var mıyım orada, Dışişleri kime bağlı, bana bağlı. Ben kiminle konuşuyorum, Amerika’nın Başkanıyla konuşuyorum.

İşleri güçleri, kafayı takmışlar tercümanımıza. Yatıyorlar kalkıyorlar, ‘Orada sadece tercüman vardı’ diyorlar. Başınıza tercümanım kadar taş düşsün. Dürüst konuşun, bunu ispatla ben mükellef değilim sen mükellefsin. Eğer zerre kadar hukuk bilgin varsa, mademki böyle bir iddian var, bunu ispatlaman lazım. İspatla, ispat edemiyorsan o zaman özür dile. Ama bunlarda o karakter yok. Kalkıp işleri, güçleri ‘Acaba Türkiye’nin uluslararası diplomasi ile yaptığı bu görüşmelerde ülkeyi nasıl küçük düşüreceğiz.’ İşte bu tür yalanlar üzerinden ülkemizi, bu ülkenin Cumhurbaşkanını itham etmek ahlaksızlığın daniskasıdır ve bunlar da ahlaksızdır.”

SEL FELAKETİ

Türkiye’nin sel ve yangınlarla mücadelesinde gelinen son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, selin önce Artvin ve Rize’de başladığını anımsatarak, “Artvin-Rize’de sel afeti başlayınca hemen ertesi gün bölgeye gittim. Zaten bunlardan bir tanesi de benim ana-baba olacağım Güneysu ilçesiydi ve oradaki durumları yerinde bir tespit ettik, teşhis ettik. Daha sonra oradan Artvin’in Arhavi ilçesine geçtik. Tabii o ilçede de durumları yerinde bir inceledik” dedi.

Artvin ve Rize’de metrekareye düşen yağış miktarının bile tek başına yaşanan afetin sebebini ve büyüklüğünü göstermeye yeterli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Batıda da tabii Bartın, Sinop ve Kastamonu’daki felaket, Doğu Karadeniz’e göre daha büyük bir felaket. Yani orada 2,5 gündeki yağış miktarı, ülkemizin diğer bazı yerlerindeki yıllık toplam yağışın birkaç katına ulaştı. Selin yaşandığı bölgelerdeki yağış miktarını geçmiş dönemlerle karşılaştırdığımızda da çarpıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bunlar gerçekten farklı bir felaket özelliği taşıyor. Örneğin Kastamonu Bozkurt’a bağlı Mamatlar köyünde metrekareye düşen yıllık ortalama yağış miktarı 773 kilogram iken sadece 10-12 Ağustos’ta 420 kilogram yağış düştü.

Bozkurt’un yıllık ortalama yağış miktarı 918 kilogram yani Bozkurt’ta bir yılda görülen yağmurun yarısı sadece 63 saatte oraya düştü. Bartın Ulus’a bağlı Ceyüpler köyünde metrekareye yılda ortalama 488 kilogram yağış düşerken bunun üçte ikisi miktarına denk gelen 319 kilogram yağış sadece 48 saatte yağdı. Sinop Ayancık’ta ise ağustos ayında metrekareye düşen yağış miktarı ortalama 55 kilogram iken bunun altı katı yağış sadece iki günde görüldü.”

“ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARINI KOORDİNELİ BİR ŞEKİLDE YÖNETTİK”

Sele neden olan yağışların daha önce görülmemiş yoğunlukta olduğunun bu verilerden anlaşılacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sel nedeniyle Kastamonu’da 62, Sinop’ta 15 ve Bartın’da bir olmak üzere 78 can kaybımız oldu. Tabii bunu Doğu Karadeniz’de birlikte ele aldığımızda 100’ü aşan can kaybımız var. Hayatını kaybeden vatandaşlarıma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza da yine aynı şekilde Rabbimden şifalar diliyorum” dedi.

Afet bölgesinde maddi kayıpları en kısa zamanda telafi etme, güç, imkân ve kabiliyetine sahip bir devletin olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bununla ilgili olarak ilk andan itibaren bakanlarımızla, milletvekillerimizle ve tüm kurumlarımızla bölgedeydik. Tahliye ve arama-kurtarma çalışmalarını yerinde ve koordineli bir şekilde yönettik. Şimdi bir gün izinle tüm bakan arkadaşlarım ki altısı bölgedeydiler. Yarın Kabine Toplantısı için Ankara’ya gelecekler, ondan sonra tekrar bölgeye gidecekler” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde Kastamonu’ya giderek Sinop ve Kastamonu’da yürütülen çalışmaları takip ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda hâlihazırda sel bölgesinde 10.000’den fazla personel, 22 helikopter, binin üzerinde araç, binin üzerinde iş makinesi, 42 bot, bir insansız hava aracı, bir Jandarma İnsanlı Keşif Aracı, bir sahil güvenlik korveti, 4 sahil güvenlik botu, 18 itfaiye aracı, 83 ambulansla çalışmalar yürütüldü” dedi.

Ayrıca su tahliyesinden enerjiye, yiyecek-içecek desteğinden haberleşmeye kadar her konuda ihtiyaç duyulan araç-gerecin bölgeye gönderildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerle bulundu: “Helikopter ve sahil güvenlik botlarının yoğun olarak kullanıldığı çalışmalarla toplam 2 bin 400’den fazla vatandaşımız tahliye edildi. Kara ulaşımının kesik olduğu yerlerde helikopterler ile gerçekleştirilen tahliye operasyonlarının başarısı, sahip olduğumuz imkânların büyüklüğünü göstermesi bakımından anlamlıdır. Afet bölgesinin tamamında altyapının yeniden ayağa kaldırılması konusunda ilgili kurumlarımız kesintisiz çalışıyor. Sel nedeniyle yolları kapanan köylerimize bile Türkiye’de ilk defa havadan jeneratör naklederek elektriği verdik, elektriksiz köy bırakmadık.

Acil ihtiyaçların karşılanması için şimdiye kadar bölgeye 73 milyon lira ödenek gönderildi. Selden etkilenen yerleri, Genel Hayata Etkililik Afet Bölgesi ilan ederek mükelleflerimizin vergi ödemelerini, Sosyal Güvenlik Kurumu prim ödemelerini, esnaf kredileri ödemelerini erteledik. KOSGEB acil destek paketi gibi destek programlarımızı bu arada hayata geçirdik. Vatandaşlarımızın eşya zararlarını karşılayacağız, evleri yıkılanlara yeni konutlar yapacağız, iş yeri ve araç zararlarının karşılanması için destek olacağız.”

Millî Savunma Bakanlığı’nın, sel bölgesine yatay kaydırmalı köprü tankı gönderdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunların yanında dikkat ettiyseniz Millî Savunma Bakanlığımız, Türk Silahlı Kuvvetleri kaydırma köprü sistemini buraya getirerek, ırmaklar üzerine bunlar kuruldu. Karşıdan karşıya geçişleri rahatlatmak için öyle zannediyorum ki bunlar savaş zamanında daha çok görülür, ilk defa bu tür bir afette bu uygulamayı yaptık ve bununla da orada ciddi sıkıntıları aşmış olduk” dedi.

Selden etkilenen bölgelerde çalışan Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve jandarma ekipleri ile çatılarda kalan vatandaşları kurtararak, güvenli bölgeye nakledenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür örnekleri dünyada bile görmenin mümkün olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha önceki afetlerde ve salgınla mücadele sürecinde olduğu gibi sellerde de birliğin, beraberliğin, dayanışmanın en güzel örneklerini sergileyen vatandaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz ne zaman bir ve beraber olacağız? Hangi şartlarda bir ve beraber olacağız? Her zaman karalamak için bir şeyler mi bulmak lazım, bir şeyler mi söylemek lazım? Yani yapılması gerektiği hâlde yapılmayan bir şey mi vardı da bu tür karalama kampanyasını sürdürüyorlar. Antalya’da, Rize’de bunu gördüm, burada yine bunu gördüm. Muhalefetin bu karalama dili bu ülkede ne zaman acaba yok olacak? Gerçekten bunlar çok üzücü. Onlar bunu yapsa da yapmasa da biz görevimizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz ve edeceğiz.

“BÜTÜN BU BÖLGELERDE YANAN KONUTLARIN İNŞASI BAŞLADI”

Şimdi süratle işte Doğu Karadeniz’den tutun, Antalya, Muğla bütün bu bölgelerde yanan konutların inşası başladı, onları yapıyoruz. Şimdi Bartın, Sinop, Kastamonu buralarda da yine yıkılan tüm binaların hemen inşasına başlayacağız. Eleştiri başladı. Ne diyorlar? ‘AFAD’a para mı verecekmişiz?’ ‘Bize ne ya devlet kendisi versin.’ Sen cebren AFAD’a para verecek değilsin. AFAD, bu ülkede bu tür afetler için kurulmuş olan bir kuruluştur. Senden kimse gelip gırtlağını sıkarak para istemiyor. Buraya hayırda bulunmak isteyen olursa verir, bulunmak istemeyen de vermez. Sen de hayırda bulunmak istemeyenlerden olursun. Verme ama verenler olursa bunların da önünü kesme.”

AFAD’ın resmî hesapları üzerinden vatandaşların bağışlarını yaptığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün itibarıyla söylüyorum, 181 milyon lira bağışta bulunan oldu. Yarın, bundan sonraki günlerde belki daha da artacak” dedi.

Resmi hesaplardan yardım kampanyası düzenlenmemesi hâlinde farklı tezgâhların dönebileceğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bak işte geldi, buradan sahte hesaplar, bilmem şunlar, bunlar filan. Biz bunlara fırsat vermek istemiyoruz. Yarın kabine toplantımız var ve kabine üyelerimiz de yarın bağışında bulunacaklar. Beraberce ne yapabiliyorsak bu şekilde, bu destekleri vereceğiz ve adımlarımızı da buna göre atacağız” ifadelerini kullandı.

Kendisini birçok hayırseverin aradığını ve “Başkanım ne yapabilirim?” diye sorduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AFAD’ın hesabı var, AFAD’ın hesabına ne yapacaksanız, nakdi noktada oraya yapın. Yapmamız gereken bu” diye konuştu.

“DERE YATAĞINA KONUT YAPILMAMALI”

Yapılaşma tartışmaları anımsatılarak, “Dere yatağındaki yapılar çok dikkati çekiyor ve onların yerine hak sahiplerine daha güvenli yerlere ev yapılması mümkün mü?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, dere yatağına konut yapımını belediye başkanlığı döneminden beri onaylamadığını ifade etti.

Dere yataklarına konut yapılmamasını ve dikey mimariye müsaade edilmemesini her zaman söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunları söylerken ülkede değil dünyada yaşanan tecrübelerden hareketle söyledik” dedi.

Karadenizli olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Rize’de eskiden ağaçlar vardı, eskiden bu kızılağaçları kestiler, bunların yerine çay diktiler. Çay dikmekle kalmadılar, çaya gübre verirken azot ağırlıklı gübre verdiler. Azot ağırlıklı olan bu gübre ne yapıyor? Toprağı yakıyor, eritiyor ve yakıp eritmesi ile beraber de yağmurla buluşunca adeta bir lapa hâline geliyor ve akıp gidiyor. Şimdi bunların hepsini bu olaylarda da gördük. Şimdi bunları müteaddit defalar yaşadığımız hâlde kimse dinlemiyor, yine bildiğini okuyor. Diğer yerlerde de durum aynı. Örneğin yani Antalya Manavgat, Muğla, buralarda yaşanan olaylara da baktığımızda buralarda da aynısı değil ama buna benzer olayları yaşadık. Tabii oralarda da öyle yerlere binalar yapılmış ki yani bu binalar her an bir tehdit altında. Şimdi bizim attığımız adımlarla mümkün olduğunca bu binaları süratle yapacak, zemin +1, zemin +2 gibi inşallah binalarla buralardaki yaşam koşullarını daha iyi şartlara taşıyalım istiyoruz. Süratle de Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız şu anda çalışmaları başlatmış vaziyette.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayvancılıkla uğraşan vatandaşların düşüncelerine dikkat ederek, ahırların da inşa edileceğini aktardı.

Arıcılıkla uğraşan vatandaşların mağduriyetlerinin de gidereceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Arıcılık noktasında da arı kovanlarından tutunuz, ‘Bu çevrede nereye bunlar yerleştirilebilir? Bunun kovanlarını da süratle temin edelim’ dedik. Bu çalışmaları da yürütüyoruz” bilgisini verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki enerji, su sıkıntılarını da süratle gidermek için çalışmaların yapıldığını da aktardı.

Bartın, Sinop, Kastamonu’da çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Moloz, balçık kaldırma çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte riskli bölgelerin boşaltılmasını da inşallah sağlayacağız. Riskli yerlerde yıkılmış ve hasar görmüş yapıları inşallah daha güvenli yerlerde yeniden inşa edeceğiz. Adımları hızlı atarak süratle de bu işi bitireceğiz çünkü fazla bu noktada beklemeye tahammülümüz yok” dedi.

“Türkiye, yerli ve millî olarak iklim değişikliğiyle ilgili küresel politika sergileyecek mi? Afet Bakanlığı gibi bir bakanlık gündeme gelir mi?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “İlla ‘her şey bakanlık olursa çözülür’ diye bir şey yok. Bu işle ilgilenen gerek tarımla ilgili bakanlığımız, gerek İçişleri Bakanlığımız, benzer oralarda bizim idari yapılanmalar var. AFAD bunlardan bir tanesi, bunu gideriyor. Dolayısıyla da böyle bir şey olduğu zaman zaten AFAD ne yapıyor? Devreye giriyor. Biz kâinatta, tabiatta ilahi bir denge olduğuna inanırız. Bu denge ne kadar tahrip edilirse doğal felaketlerin yıkıcılığı da o derece artar ve artacaktır. Çünkü tabiat kendine isyan kabul etmez. Bizde biliyorsunuz bir söz vardır, ‘Dere yatağında akar.’ Siz eğer bu yatağı ne kadar değiştirmeye kalkarsanız işte o yatak sizden intikamını eninde sonunda alır. Değiştirmeyeceksin. Şimdi Kastamonu’da bunu gördük, dere yatağı ile oynamışlar. Rize’de aynı şeyi gördük. İşte tabiat için bir rahmet olan yağmur bozulan denge ile felaket hâline dönüşebiliyor. Hava olaylarının da daha sert yaşanması ve bir bölgede kuraklık diğer bölgede aşırı yağış görülmesi gibi durumların sebebi elbette iklim değişikliğidir.”

Almanya’nın batısında geçen ay yaşanan sel felaketinde 186 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10 milyarlarca avroluk zarar ortaya çıktı. Kimse bunu konuşuyor mu? Yok” dedi.

Belçika’daki sel baskınlarında da birçok kişinin yaşamını yitirdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Temmuz ayında Avusturya, İtalya, İngiltere, İsviçre, Romanya, Rusya, Bulgaristan, Lüksemburg, İran’da da sel baskınları meydana geldi. Son olarak Japonya’da da benzer olaylar yaşanıyor. Bütün bu seller dünya genelinde çok sayıda can kaybına ve çok büyük maddi zarara neden oldu. Karşımızda doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde tüm dünya ülkelerini ilgilendiren bir sorun var. İskoçya’da işte bu iklim dengeleri ile alakalı uluslararası bir forum olacak. Elbette doğal afetlere karşı tedbir almak mümkün, onu da zaten devlet olarak almak zorundasınız, alacaksınız. Bunu yüzde 100 başarır mısınız? Kimse kendisiyle ve insanlarla alay etmesin. Bu işin çıkış noktası tabiatla kurulan ilişkide bakış açısını değiştirmektir. Yaşanılan çevreye uygun yapılaşmaya gitmemiz gerekiyor. Aslında afet bölgelerinde ecdadın yaptığı yapıların çoğunun hâlâ dimdik ayakta olması bize gitmemiz gereken istikameti de gösteriyor. Demek ki geçmişteki iyi örneklerden doğru mimariden ve dayanıklı malzemeden faydalanarak yeni bir yapılaşma modeli geliştirmemiz gerekiyor. Bu konuda TOKİ’nin yerel mimari çalışmaları mevcut, bunları daha da geliştirerek tüm sahada inşallah uygulayacağız.”

Afetler ve afet yönetmeliğine ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Elimizden geleni beşer planında neyse yapmak durumundayız, bunu yapacağız ama şu tabiatta şu doğada ne olur ne olmaz Rabbim nerede neyin tasarrufunu nasıl kılar bunu biz bilemeyiz. Şimdi meteoroloji ne yapıyor tahminlerde bulunuyor. Şimdi bu tahminler bakıyorsunuz bazen isabet ediyor bazen etmeyebiliyor. Mesela eskiden şu andaki gibi bizim meteorolojik özellikle mekanizmalarımız yoktu ama şimdi biz bu noktada çok güçlüyüz. Yani birçok meteoroloji haberlerini zamanında alabiliyoruz diyebilirim. Peki, buna karşı tedbirler, bu tedbirler noktasında da şu anda bakanlığımızın ve kurumlarımızın ciddi tedbirleri de var. Fakat buna rağmen altından kalkabiliyor musunuz, işte yeri geliyor kalkamıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’daki yangında bir kısmı etkilenen Yatağan Termik Santrali’ne ilişkin şöyle konuştu: “Şimdi bu Termik Santrali’nde eğer bazı ihmaller olmuş olsaydı orada çok büyük bir felaket yaşanabilirdi. Ama öyle oldu ki orada mesela burası özel sektöre ait, her türlü adımı attık tedbiri aldık, havadan, denizden ve karadan her türlü çalışmayı yürüttük. Hatta çevredeki vatandaşlarımızın bile destekleriyle santralden oradaki özellikle ağaçlardan arındırmayı temin ederek bu iki üç santrali hamdolsun yanmak ve patlamak bütün bunlardan kurtararak oradaki enerji noktasında çalışmalarını durdurmadık ve devam ettirdik. Hatalarımız olmuş olabilir, şunu yapmasaydık daha iyi olurdu diyeceğimiz şeyler olabilir. Ama bazı şeyler bileceğiz ki insanoğlunun gücünün üstünde olan şeylerdir. Yani bunu da görmemezlikten gelemeyiz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sel felaketi yaşanan Van’ın Esenyamaç köyünü ziyaret ettiği sırada Muhtar Ahmet Korkmaz’ın bazı CHP’liler tarafından susturulmak istenmesinin hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Ben her zaman bir ifade kullanıyorum bu ‘yalan terörü’ dediğim konu. Bu olay yalan terörünün uygulamasıdır, yalan terörünün de Türkiye’de mimarı Bay Kemal’dir. İşi gücü yalan terörüdür. İşte orada bakın Muhtar ne diyor, Bay Kemal ve yanındaki partilisi ne diyor ‘CHP’nin sayesinde’ diyor. Ya ne CHP’nin sayesi, ne yaptınız da CHP’nin sayesinde engellediniz. Şu ana kadar bulunduğunuz her yerde, şimdi mesela Antalya’da Belediye Başkanı kimde? CHP’de, Muğla’da kimde? CHP’de, İzmir’de kimde? CHP’de. Bütün buralarda acaba sizin karadan bu işlere müdahalelerde nerede itfaiyeleriniz, bunlarla müdahale etmeniz lazım. Hepsinde de biz devlet olarak bu işlere müdahale ettik. Helikopterle müdahale ettik, uçaklarla müdahale ettik ve bütün bu müdahaleleri yaparken de kalkıp kimseyi suçlamadık. Yine aynı şekilde DSİ bütün imkânları ile seferber oldu. Burada şu anda bizim kalkıp da bir yerden mal kaçırmanın gayretine girmemize gerek yok. ‘Ben ne yapabilirim şu anda’ onun gayreti içinde olmak lazım. Şimdi bir yerde sel baskını var, sel afeti var sen sel afetinde acaba ne yaptın. Bunu ortaya koyun, yok.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, altı bakanın gece gündüz demeden afet yaşanan bölgelerde görevli olarak bulunduklarını ve sadece yarın için Ankara’ya geleceklerini belirterek, “Sürekli yangında arkadaşlarımız Allah razı olsun gece gündüz demeden bölgede kaldılar. Milletvekillerim onlarla beraber gece gündüz çalıştılar, bölgeyi terk etmediler. Sürekli Antalya olsun, Muğla olsun, İzmir olsun hepsi. Ayrıca da takviyeler bütün belediyelerden buralara gönderdik. Gıda, giyim ve kuşam vesaire hepsi aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Ben kendim gittim aynı şekilde Genel Başkan Yardımcılarım gitti, bu bizim millî manevi görevimiz ya bunları yapmayacağız da ne yapacağız?” değerlendirmesinde bulundu.

Yalan ve iftira konusunun siyasi hayatının her döneminde karşılaştığı ve mücadele ettiği bir sorun olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Kimle işte Bay Kemal’le. Birlik ve beraberliğimizi en çok güçlendirmemiz gereken tabi afetlerde bile maalesef bunlar yalan ve iftira çarkını işletmeyi sürdürmekten geri durmuyor. Yangınlarda uçak meselesinden cehalet veya kasıt ürünü nice yalana kadar bunun emarelerini hep birlikte gördük yaşadık. Televizyonlara konuşuyorlar, ‘bir tane helikopter görmedim’ diyor arkasından helikopterler geçiyor. ‘Uçak görmedim’ diyor uçaklar arkasından geçiyor. Sele HES barajlarının yıkılmasından bahsediyor, ya baraj dediğin olay affedersiniz borularla suyun nakledildiği olay olur mu? Bakın bizim barajlarda açık baraj sistemleri vardır ki bunlar gölet sistemidir ve bunlar daha çok yangın göleti diye ifade edebileceğimiz, oralardan bu tür afetlerde helikopterler iner oradan suyu alır ve yangının olduğu yere boşaltır. Ama oradan mesela uçaklarla aynı şeyi yapamazsınız, uçaklarla nereden alıyorsunuz denizden alıyorsunuz. Denizden alıp yangının olduğu yere gelip suyu boşaltıyorsunuz ve 10 saniyedir, 10 saniyede uçak oradan suyu alıp denizden gelip yangının olduğu bölgeye boşaltabiliyor. Tabi bu alanlarda da birçok tedbirler nitekim almamıza da neden oluyor inşallah o adımları da atacağız.”

BOZKURT’TAKİ SEL FELAKATİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bozkurt ilçesinde yaşanan sel felaketinde sosyal medyadaki “HES patladı” iddialarına ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bozkurt’taki santral su depolaması olmayan sadece borudan geçen su ile elektrik üreten regülatör tipi bir tesis, burada da 50 türlü yalana başvurdular. Yani bir defa böyle bir yani boru sistemiyle suyun nakledildiği bu olayda patlama ya da kapaklarının açılması nedeniyle taşkına sebep olması zaten mümkün değil. Bunun da bütün video çekimlerini her şeyini bu olayların olduğu süre boyunca zaten gösterdik. Ben bu yönüyle şahsen sosyal medyaya olumlu bakmıyorum ve sosyal medya ile olan bu noktadaki mücadelemizi de bu yalanları sebebiyle sürdüreceğiz. Vatandaşlarıma tavsiyem de bu yönde olacak, üstelik bu yalan ve iftira kampanyasının en başında da muhalefet adına konuşan siyasetçiler ve milletvekilleri bulunuyor. Yalandan başka hiçbir şey konuşmayanlar sosyal medya mecralarını da adeta kendilerine yuva edinmişler. Gençlerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı muhalefetin başını çektiği sosyal medya terörüne yalan rüzgârlarına karşı dikkatli olmaya özellikle davet ediyorum. Geleneksel medyada denetim görevini yerine getiren kurulumuz var, inşallah meclisin açılması ile birlikte sosyal medyaya yönelik denetim konusunda da gereken adımları atacağız. Sahada yürüttüğümüz cansiperane mücadelenin kendini bilmez birilerinin yalanıyla baltalanmasına ve gerçeklerin çarpıtılmasına da müsaade etmeyeceğiz.”

“TOPLAM AŞI SAYISINDA 86 MİLYONU GERİDE BIRAKTIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid’le mücadele çerçevesinde istediğimiz noktada mıyız?” sorusu üzerine, Türkiye’nin salgın sürecini hem sağlık hem kamu güvenliği hem de ekonomik bakımdan en iyi yöneten ülkelerin başında geldiğini söyledi.

En başından beri maske, solunum cihazı, hastanedeki tedaviler ve yoğun bakım konularında Türkiye’nin kriz derecesinde bir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Pek çok ülkede insanlar aksayan hizmetlere isyan ederken ülkemizde kayda değer hemen hiçbir sorun yaşanmadı. Salgına karşı en büyük ve hatta tek korunma yöntemi olan aşılamada dünyada oldukça bir defa biz önlerde yer alıyoruz. Toplam aşı sayısında 86 milyonu geride bırakarak nüfusumuzun üzerinde bir rakama ulaştık. Tabi bizim özellikle şehir hastanelerimiz çok çok ciddi bir işlev icra ettiler. Yani ilk doz aşıda 45 milyonu, ikinci doz aşıda 34 milyonu, üçüncü doz aşıda 7 milyonu geçtik. Bu sayede, bir ara yükselme seyrinde olan vaka sayımız yeniden 18 binli rakamlara geriledi. İnşallah en kısa sürede bu rakamı çok daha aşağı çekeceğiz” diye konuştu.

“Bir taraftan da bütün dünyada ama Türkiye’de de aşıya karşı bir muhalefet var. Ciddi bir aşı karşıtlığı var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimin karşısında üç doz aşısını olmuş bir Cumhurbaşkanı olarak bulunuyorum. Bir sıkıntı olsaydı herhâlde kendimizi böyle bir riske sokmazdık” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Aşı tedarikinin dünyada zor olduğu bir dönemde dahi Türkiye olarak erkenden yaptığımız bağlantılarla süreci başlatmıştık. Benim buradaki tezim gönüllülük esasıdır. Yani aşı olmak isteyenler gönüllülük esasına göre aşı olmalıdır. Yani cebren, zorlamayla böyle bir şeyi doğru bulmuyorum. En yüksek risk gruplarından başlayarak kademe kademe aşılama yaşını genel uygulamada 15’e, kronik hastalarda ise 12’ye kadar biliyorsunuz indirdik. Bugün hastanelere başvuranların, hastanelerde yatanların, özellikle yoğun bakımda hayatta kalma mücadelesi verenlerin neredeyse tamamına yakınının aşı yaptırmayanlardan oluştuğunu görüyoruz. Aşı olduğu hâlde hastalananların sayısı çok istisnai seviyede. Bu gerçekleri de görmemiz lazım. Önümüzde böyle net bir tablo olduğu hâlde ilmi ve akli hiçbir gerekçeye dayanmadan aşı karşıtlığı kampanyası yürütülmesini doğru bulmuyorum. Elbette aşı olmamak kişilerin kendi tercihidir ama tercihin başka insanların hayatlarını riske atacak şekilde ortaya konmasına rıza gösteremeyiz. Onun için de gönüllülük esası diyorum şart olmalı.”

“AŞIDA GÖNÜLLÜLÜK ESASI ŞART OLMALI”

“Anladığım kadarıyla aşı konusunda gönüllük esası olsun diyorsunuz, herhangi bir zorunluluktan yana değilsiniz ama sizin de söylediğiniz gibi aşı olanlar da olmayanlardan mustarip onlarla aynı ortamda bulunmaktan dolayı.” sözleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyle ne bir hakkı var ne bir yetkisi var. Bu konuda da zorlamaya gerek yok. Her şeyi zaten bu işin bilimsel yanı itibarıyla doktorlarımız, bilim kurulu vesaire onlar anlattılar, anlatıyorlar. Öyleyse bırakalım da bu işin ehli olan kimse onlardan dinleyelim ve cebren böyle bir yola tevessül edilemez. Ben yine söylüyorum ben üç kez aşı olmuş birisiyim. Gönüllülük esası burada şart olmalıdır. Ona göre de isteyen aşısını olur, isteyen olmaz ve bu şekilde de temenni ediyorum ki en kısa zamanda bu badireyi de inşallah atlatmış oluruz” ifadelerini kullandı.

“Bir projenin bitiş süresi geldiğinde o projeyi yapanlarla pazarlık yapıyorsunuz. ‘Şu kadar erkene çek, şu kadar gün önce bitir’ diyorsunuz ve birçoğu zamanından önce bitiyor. Aşı olmayanların bir kısmı ‘Ben Türk aşısını bekliyorum’ diyor. Bu süreçle ilgili bir hızlandırma ya da bu konu ile ilgili olarak bir an evvel Türk aşısının da gündeme gelmesi söz konusu olacak mı?” sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevapladı: “Murat Bey bu inşaat yapmaya benzemez. Bu farklı bir şey. Yani şimdi inşaatta böyle bir şeyi matematik iki kere iki dört diyebilirsin ama yani aşıyla ilgili çalışmaların şu anda başında olanlar hocalarımız vesaire onlar bize kalkıp da böyle bir matematik esasına dayalı bir tarih veremiyorlar ancak tahmini olarak yılsonuna kadar en geç bunu bitireceğiz diyorlar. İnşallah kendi aşımızı en kısa zamanda bitireceğiz diyen hocalarımız da var ve bu konudaki dışa bağımlılığımızı da inşallah azaltmayı hedefliyoruz diye bu müjdeyi bize bu şekilde hep söylediler. Temennimiz odur ki TÜRKOVAC en kısa zamanda elimizde olsun.”

“YÜZ YÜZE EĞİTİMİ BAŞLATACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüz yüze eğitim olabilecek mi yeni eğitim-öğretim döneminde? sorusunu ise “İnşallah olacak. Dün akşam da Bakanımla bu konuyu görüştük. İnşallah yüz yüze eğitimi başlatacağız ve yavrularımız da öğretmenleriyle yüz yüze inşallah çalışmaya başlayacaklar” şeklinde cevapladı.

Ziya Selçuk’un Millî Eğitim Bakanlığı görevinden af talebini yerinde bulduklarını ve yerine Millî Eğitim camiasını tanıyan Mahmut Özer’i göreve getirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Özer ile çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.

Tokyo Olimpiyatları’na ilişkin değerlendirmeleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle kadın sporcuların performansıyla ilklerin öne çıkmasının kendilerini sevindirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Yani hele hele yani neredeyse iki altına gidiyorduk boksta yani burada Busenazların bir altın bir gümüşte, orada bir haksızlığa da maalesef kurban gitti. Ben inanıyorum ki iki altını almış olsaydık boksta, o tabii çok daha farklı bir şey olacaktı. Bizim yani olimpiyatlardaki derecemizi biraz daha artıracaktı. İki altın iki de gümüş oldu ve dokuz da bronz almak üzere şu ana kadar biz olimpiyatlarda böyle bir performansı yakalamış olduk. Doğrusu ben paralimpikte de daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Arkadaşlarımızın da bu noktadaki kararlılığını böyle gördüm. Bundan önceki olimpiyatlara göre bu defa daha başarılı bir şekilde dönecekler, bunu görüyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa çalışmalarına ilişkin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni anayasa ile ilgili hazırlıklarını kendisine gönderdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Ben de bu çalışmayı yürüten arkadaşlarıma ve bu işin başındaki arkadaşımıza da o çalışma taslağını da verdim. Arkadaşlarımız onunla birlikte çalışmalarını da yaptılar. Şimdi biz de çalışmamızı belli bir noktaya getirdik, getiriyoruz. Nihai noktaya gelince de çıkan neticeyi ben de Sayın Bahçeli’ye takdim edeceğim ve onların da incelemesinden sonraki durumu tekrar bir değerlendirmeye alacağız.”

“Seçim Kanunu’nda değişiklik olacak mı?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de yine aynı şekilde genel başkan yardımcım Hayati Bey’in riyasetinde bir ekip, Milliyetçi Hareket Partisi’nden de bir ekiple görüşmelerini yaptılar, yapıyorlar. Bu çalışmaları da bana takdim ettiler, ben de baktım. Şimdi onun üzerinden son çalışmaları da yapıyorlar. Yine çalışmadan sonra da yine Sayın Genel Başkanla bu gelinen noktayı bir müzakere etme şansı bulacağız” açıklamasında bulundu.

MUHALEFETİN ERKEN SEÇİM TALEBİ

Muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarının hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Yani bunu artık unuttuk, konuşmuyoruz. Çünkü artık hedef Haziran 2023. Bunu Devlet Bey de müteaddit defalar söyledi, biz de söyledik. Yani muhalefetin başka işi gücü yok sürekli bunlarla meşgul oluyor ve bunlarla meşgul olmakla netice alacağını zannediyor. Böyle bir şeyin netice vermeyeceğini defalarca söylediğimiz hâlde, bırakın da işinize bakın. Ülkeye bir katkınız var mı ülkenin kalkınmasına bir katkınız var mı veyahut ülkede yapılan şu çalışmaya bir katkınız var mı? Bunların söyleyin. Bunlarda böyle bir katkı var mı böyle bir dert var mı? Yok. Hâlâ erken seçim merken seçim. Yani erken seçim olup da bundan bir netice alacaklarından değil, bunlar hedef saptırmaktan başka bir şey de değil. Bu ülke artık açıklanan yol haritasını değiştirmek isteyenlere fırsat vermeyecek. Bizim işimiz var. Biz şu anda çalışıyoruz. Daha çok şeyler yapmamız lazım. Bunlara bu fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Bu ülkede önümüzdeki seçimin tarihi bellidir ve o tarihte bu seçim yapılacaktır.”

Ankara’da 26 fabrikanın açılışında konuşan kaynak ustası Melek Tuğ’un görüntülerini izleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tuğ’un meslek lisesini bitirerek, usta noktasına geldiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “Dedim ‘Artık üniversiteyi de bitirmen lazım’ ve inanıyorum ki bu azimle üniversiteyi de bitirir. Tabi orada patronun Melek’ten memnun olması, ona orada önde bir yer vermiş olması kadının geldiği yeri göstermesi bakımından çok çok önemli. Firma da tabi sıradan bir firma değil. 250 milyon dolar ihracatı olan bir firma. Bizim Anadolu yakasındaki Türkiye’nin en uzun bayrak direğini bunlar yaptı. Biz de açılışına gitmiştik. Hatta Ulaştırma Bakanımıza onu söyledim. Dedim ‘Bu direğin bir benzerini de Avrupa yakasına yapalım. Anadolu ve Avrupa yakasından iki bayrak direği birbirini selamlasın.’ İnşallah şimdi ikincisini de Avrupa yakasında yapacağız. Kadınımızı hor görmek, onların ilim tahsilinde veya bu tür yerlerde mevki makam sahibi olmasına engel olmak hiç kimseye kazandırmaz. Güveneceğiz ve yolculuğumuza da bu şekilde devam edeceğiz.”

Türkiye’nin eskiden toplu iğne dahi üretemeyen bir ülke olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, toplu iğne üretemezken bugünkü hâle geldik. Mesela şu an IDEF Fuarı çok başarılı bir fuar oldu ve ciddi manada siparişler var.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki işsizlik rakamları ve istihdama ilişkin soruya, “Her zaman tabi söylediğim bir şey var. Bir konuya çok büyük ehemmiyet verdiğimi söyledim. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Bu dört başlık bizim için çok önemli. Tabi yatırım olursa arkasında istihdam gelirse onun arkasında ne gelecek? Üretim gelecek. Üretim geldikten sonra da ihracatta uluslararası camiada siz de yerinizi alırsınız” ifadelerini kullandı.

“İHRACATTA 210 MİLYAR DOLAR DUVARINA YAKLAŞTIK”

Türkiye’deki işsizliğin iki buçuk puan rekor düşüşle yüzde 10,6’ya düştüğünü bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “İnşallah artık bu iyiye doğru bir gidiş olacaktır. Ve güzel olan nokta şu, bütün sektörlerde istihdam artışı yaşandı. Böyle bir dönemdeyiz. Hizmet sektörünün istihdamı salgın öncesi seviyesine yaklaştı. Tabii bizim için önem arz ediyor. Sanayi istihdamı yeniden 6 milyonu aşarak, en yüksek seviyesine ulaştı. Bu çok çok önemli. Salgın kaynaklı istihdam kaybının oldukça üzerinde istihdam artışı sağladık. Türkiye ekonomisi artık toparlanma sürecinin ardından bir atılım içerisine girmiştir. Bunu görmemiz lazım.

Tüm dünyayı sarsan salgın döneminde ekonomimiz önemli bir sınav vermiştir. Yerinde ve zamanında aldığımız tedbirler sayesinde salgından en az etkilenen ekonomilerden biri olduk. 2020 yılını yüzde 1,8 büyümeyle kapattık. Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 gibi güçlü bir büyüme kaydettik. Öncü göstergeler, ikinci çeyrekte yüzde 20’nin üzerinde güçlü büyümeye şimdiden işaret ediyor. Yılsonu büyüme beklentimiz ise orta vadeli programa göre yüzde 5,8’in dahi oldukça üzerinde. İhracatta rekor üstüne rekor kırıyoruz, işte 210 milyar dolar duvarına yaklaştık. 2021 yılı genelinde ihracatın inşallah 210 milyar doları da açmasını bekliyoruz. İşte dün Ticaret Bakanımla da görüştüm, baktım ki neşesi yerinde bayağı da çok çok ciddi ihracatta rakamlar veriyor. Nisan 2012’den bu yana reel kesim güven endeksi en yüksek seviyesine çıkmış vaziyette, bu da tabi ki olumlu sinyalleri veriyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye; ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır” Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye; ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır” için yorumlar kapalı 87289

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da 26 yeni fabrika ve altyapıların açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan öz güven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Sanayi Odası İkinci Organize Sanayi Bölgesi’nde 26 fabrika ve altyapıların açılış törenine katıldı.

Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin salgın, yangın ve sel felaketleri başta olmak üzere, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, milletin refahını artırmaya yönelik çabalarını aralıksız sürdürdüğünü söyledi.

“YATIRIM, İSTİHDAM, ÜRETİM VE İHRACAT KONULARINI ÜLKEMİZ GÜNDEMİNİN EN ÜSTÜNDE TUTUYORUZ”

Özellikle yatırım, istihdam, üretim ve ihracat konularını ülke gündeminin en üstünde tutmaya büyük önem verdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada Ankara’mıza kazandırdığımız 26 yeni fabrikanın yanı sıra; 2 bin 500 kişi kapasiteli bir camiyi, 16 dersliği ve 2 atölyesi bulunan bir okulu, arıtma tesisini, test merkezini, çevre analiz laboratuvarını, enerji hatlarını da hizmete açıyoruz. Açılışını yaptığımız bu tesislerin çok önemli bir ortak özelliği bulunuyor. Bu fabrikaların tamamı, salgın sürecinde yatırımlarını tamamlayarak faaliyete geçmiştir” dedi.

Tüm dünyada belirsizliğin hüküm sürdüğü, tedarik zincirlerinde aksamaların olduğu, birçok ülkede ticari hayatın neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde, Türk iş dünyası yatırımlarına hız verdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin bir işareti olan bu yatırımlar için sanayicilerimizin her birine teşekkür ediyorum. Esasen bu üretim tesisleri, ülkemizin gücünü ve potansiyelini göstermenin yanında, salgının başından beri sürekli ‘yandık-bittik-battık’ diyerek millete karamsarlık pompalayan felaket tellallarına verilmiş en güzel cevaptır. Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan özgüven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir.”

“SAĞLADIĞIMIZ DESTEK VE TEŞVİKLERLE DAİMA YATIRIMCILARIMIZIN YANINDA OLDUK”

Toplamda 1 milyar 600 milyon liralık bir yatırım bedeliyle hayata geçen fabrikaların, salgın döneminde 1.670 kişiye iş imkânı sağlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de bu kritik süreçte sağladığımız destek ve teşviklerle daima yatırımcılarımızın yanında olduk. Bugün hizmete aldığımız üretim tesislerinin büyük çoğunluğuna teşvik belgesi vererek, devletimizin imkânlarından faydalandırdık. Ayrıca altyapı yatırımlarından arıtma tesislerine, hizmet destek alanlarından elektrik ve doğalgaz hatlarına, ibadethanelerden diğer donatılara kadar girişimcilerimizin her türlü ihtiyacını karşıladık” şeklinde konuştu.