Türkiye büyümeye, istikrarla, güvenle devam edecek Türkiye büyümeye, istikrarla, güvenle devam edecek için yorumlar kapalı 15851

Başbakan Binali Yıldırım, İstanbul Kongre Merkezinde “TİM İhracat Haftası 2017” etkinliğinde konuştu.

Yıldırım, ihracatta emek harcayanlara teşekkür ederek, küresel krizin 2008’in sonlarında başladığını ve halen de devam ettiğini anlattı.

Bu sene biraz toparlanma olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

“Allah’a şükür. Dünya büyüme hedefleri yüzde 3,6 gibi tahmin ediliyor. İnşallah başka bir sürprizle karşılaşmayız. Başka küresel ve bölgesel krizle karşılaşmayız. 10 yıldır devam eden bu küresel daralma artık açılır. Küresel krizin azalması, ortadan kalkması ne anlama geliyor? Daha çok üretim, ticaret, taşımacılık, iğneden ipliğe her sahada, her sektörde hareketlenme anlamına geliyor. Daha uzun vadeli yatırım, üretim, işsizliğe çare anlamına geliyor. O bakımdan dünyayı yönetenler, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere gelişmiş ülkeler kısa vadeli rekabeti bir yana bırakıp, uzun vadede küresel refaha, barışa yönelik aklıselim kararları almak durumundadır. Bunu yapmak onların tarihi sorumluluğudur.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, özellikle bugünlerde Kuzey Kore ve Ortadoğu kaynaklı bazı jeopolitik risklerin dünyanın geleceğine yönelik belirsizliği artırdığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Aynı şekilde dış ticarette artan korumacılık eğilimleri, İngiltere’nin Brexit müzakereleri de küresel büyümenin önünde bir engel gibi gözüküyor. Nitekim IMF ekim ayı içinde yayınladığı Küresel Ekonomik Görünüm raporunda yaşanan olumlu gelişmeleri ve bunun yanı sıra riskleri de bir bir saymış, tarif etmiş ve sonunda dünyanın büyümesiyle ilgili olumlu iyimser tahminini ortaya koymuş. Küresel büyümede yaşanan bu artış eğilimi özellikle Çin ve ABD’deki talep canlanmasına bağlı olduğunu anlaşılıyor. Dünya Ticaret Örgütü eylül ayı açıklamalarında mal ticaret hacmindeki büyüme beklentisini yükseltmiş gözüküyor. Özetle, dünya ekonomisinde olumlu gelişme belirtileri var ama Allah’a şükür Türkiye’nin gelişmesi dünya hızının üzerinde. Bu önemli bir nokta. Diyelim ki 3,6 ise dünya büyümesi, bizimki en az onun 2 katı kadar olmasını tahmin ediyoruz. 6’nın üzeride 7’ye yakın bir büyümeyle seneyi kapatırsak buna hiç şaşmayın.”

Yıldırım, Türkiye olarak krizleri çöze çöze, risklere karşı tedbirleri anında, zaman kaybetmeden alarak bugünlere gelindiğini ifade etti.

“Sorunları torunlara havale etmedik, sorunların üzerine gittik”

“Sorunları torunlara havale etmedik. Sorunların üzerine gittik. Dağ gibi sorunları dağ gibi hizmetlere dönüştürerek, bugünlere geldik.” diyen Yıldırım, “Hızımızı bugünlerde daha da artıyoruz. Bugün Türkiye 863 milyar dolara ulaşan milli geliriyle dünyanın 17. Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi konumunda. Satın alma gücüne göre baktığımızda durum daha da iyi. Dünyanın 13. ülkesi durumundayız.” değerlendirmesini yaptı.

2002 yılında 3 bin dolar civarındaki kişi başı milli gelirin 11 bin dolara yaklaştığını aktaran Yıldırım, “Ancak Türkiye için bu rakam da hak ettiği bir yer değildir. Önümüzdeki 3 yıl içindeki hedefimiz, Türkiye’yi üst gelir grubu ülkeler arasına sokmaktır. İhracatçılarımız bir kenara not etsin. Demek ki birinci hedefiniz önümüzdeki 3 yıl içinde Türkiye’yi 13 bin dolar seviyesine getirecek atılımları, çalışmaları başlatmanızdır. Hayırlı uğurlu olsun. Allah kolaylık versin.” ifadelerini kullandı.

“Sonuçlar hedeflerimizin üzerinde”

Türkiye’nin güçlü performansıyla sadece bölgede değil küresel anlamda da öncü ülkelerden birisi olduğunu aktaran Yıldırım, ihracatta atılım yılı olarak kabul ettikleri 2017’de gerçekleşen sonuçların, koydukları hedeflerin üzerinde gittiğini belirtti.

Başbakan Binali Yıldırım, bu başarının devam edeceğini dile getirerek, “Güya Türkiye ekonomisi için 2016’da felaket senaryoları yazanlar, o değerlendirme kuruluşları birbiriyle yarışa girdiler. ‘Sen mi daha fazla indireceksin, ben mi daha fazla indireceğim?’ Şimdi de tahminleri yükseltme yarışına girdiler. 6 ayda 3 sefer düzeltme yaptılar. Yılsonuna kadar bir düzeltme daha yapacaklar merak etmeyin. Ne yaparsa yapsınlar. İster düzeltsinler, ister sırt üstü yatsınlar Türkiye büyümeye, istikrarla, güvenle devam edecek.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin 2017’nin ilk yarısında büyümesinin Çin ve Hindistan’ın arkasında 3. sırada gerçekleştiğini hatırlatan Yıldırım, “Bu dönemde yaşanan badireler ve sıkıntıları da dikkate aldığımızda hiç de küçümsenecek bir sonuç değildir. IMF’nin açıkladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporunda birkaç ay içerisinde Türkiye’nin büyüme beklentilerini yüzde 2 buçuktan 5,1’e yükseltti. Küresel mal ihracatındaki payımıza bakacak olursa 2002’de sadece de binde 5 seviyesindeydi. Şimdi ne kadarız? Neredeyse iki katı, binde 9. Esasında Türkiye’nin bütün büyüklüklerine bakarsanız dünyada, yüzde 1’e yakındır. Yüzde 0,45 ile 1 civarındadır. Ekonomik büyüklüğümüz, iletişimde, taşımacılıkta, ihracatta vesaire.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Türkiye’nin 2023’te, Cumhuriyetin 100. yılında her bakımdan dünyadaki büyüklükten aldığı payın, en az yüzde 2 olması gerektiğini söyledi.

Bunun başarıldığı sektörlerin olduğunu anlatan Yıldırım, örnek olarak havacılık sektörüne işaret etti. Göreve geldiği 2002 yılında Türkiye’nin dünya havacılığından aldığı payın binde 4 olduğunu aktaran Yıldırım, bu sayının bugün yüzde 2’ye yükseldiğini, onun için dünyanın en büyük havalimanını yaptıklarını vurguladı.

Ekonomi ve sektör büyürse, onun ihtiyacı olan alt yapıyı yapmanın da farz olduğunu, mecburen adım atılması gerektiğini ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti:

“15 yıl önceki ihracatçı sayımızın bugün iki katı ihracatçıya sahibiz. Göreve geldiğimizde ihracatla tanışmayan onlarca ilimiz vardı. 1973 yılında 1,4 milyar dolara ancak ulaşabilmişiz. Ama bugün 15 ilimiz 1 milyar doların üzerinde tek başına ihracat yapar seviyeye gelmiş. Bunlar güzel gelişmeler ama bunlarla biz tatmin olmamalıyız. Çünkü bizim potansiyelimiz bu değil. Bunun çok daha üzerinde potansiyelimiz var. Çünkü Türkiye, dünyanın merkezinde olan bir ülke. ‘Bu da nereden çıktı?’ demeyin. Dünya küre. Parmağınızı nereye koyarsanız orası merkez. Doğru. Geometrik olarak doğru ama o merkezden nereye giderseniz neye rastlayacaksınız, ona bakmak lazım. Okyanusun ortasına parmağınızı koyun, üç saat uçun her tarafa, hiç kimseyi göremezsiniz. Ama Türkiye’nin merkezine parmağınızı koyun, üç saat uçun 1,5 milyar insanla, 30 trilyon dolarlık GSMH ile ve 56 ülke ile buluşursunuz. Onun için Türkiye dünyanın merkezinde. Türkiye’yi farklı yapan, Türkiye’nin potansiyelini ortaya koyan da bu özellik.”

Başbakan Yıldırım, 2016 yılının son çeyreğinden itibaren ihracatta aldıkları tedbirlerle beraber güçlü bir ivmelenme sürecine girdiklerini, 2017 Ocak-Eylül döneminde ise aynı döneme göre yüzde 10,5 artıştan bahsedildiğini söyledi.

“İhracatımızın büyüme hızını, ithalatın büyüme hızının üzerine çıkarmamız lazım”

Türkiye’nin genel büyümesine bakıldığında ihracatta bir büyümenin görüldüğünü anlatan Yıldırım, Türkiye’nin büyüme oranı içinde, ihracatın net yüzde 2,2 payı olduğunu ifade etti.

Geçen yıllarda bu oranın eksilerde olduğunu, ihracatın büyümeye o dönemde katkı sağlamadığını belirten Yıldırım, ama bugün ihracatın büyümeye katkı sağladığını, ihracatın kalitesinde de artışın görüldüğünü vurguladı.

Başbakan Yıldırım, ithalatın da arttığını ancak ithalattaki artışın, ihracattaki artıştan yüksek olduğunu ve bundan mutlu olmadığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İhracata hep vurgu yapıyoruz ama ihracat yüzde 15 büyüyor. Burada bir şey yapmak lazım. İhracatımızın mutlaka büyüme hızını, ithalatın büyüme hızının üzerine çıkarmamız lazım. Biz iki açık veren bir ülkeyiz. Petrol ve doğalgaz fışkırmıyor. Ne yapacağız? Daha çok üreteceğiz daha çok insana iş sağlayacağız. Ürettiğimizi bütün dünyaya dağıtacağız, refahı arttıracağız. Bu refahı da adil bir şekilde paylaştıracağız. Hedefimiz bu. Yatırım, üretim, istihdam, ihracat, dört, rabia. Ekonominin rabiası da bu. Türkiye’nin rabiası var biliyorsunuz. Nedir? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bu genel, vazgeçilmezimiz. Bir de ekonominin rabiası var, onu da bugün açıklıyoruz. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Kafanıza koyun.”

Bunun için ne lazım? Yatırım için siz hazırsanız, biz dünden hazırız. Ne istiyorsanız, teşvik ise teşvik, kaynaksa kaynak. Bütün bunlar var. İstihdam derseniz, dünyada olmadığı kadar genç dinamik insan kaynağımız var, gençlerimiz var, yerinde duramıyor. Bunlara iş, aş, alt yapıyı siz hazırlayacaksınız. Üreteceksiniz. Üretmeniz için, üretim maliyetlerini düşürmeniz için gereken ne ise biz o desteği vereceğiz, veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Satmanız için ihracatçıların TİM’i de var. TİM öncülük yapacak. İhracatın TİM’i de var, bakanı da var, başbakanı da var, cumhurbaşkanı da var. Dolayısıyla önümüzdeki 10 yılda en büyük gücümüz ihracatta ve yatırımda kaydettiğimiz gelişme olacak. Bunu niye söylüyorum? Çünkü az önce de ifade ettim, yılın ilk yarısındaki büyümenin yüzde 3,9’u yatırımlardan ve ihracattan geldi. 2017 yılını ihracatta seferberlik yılı ilan etmiştik, hedefleri gözden geçirmiştik, bugün de İhracatçılar Haftası’nda geldiğimiz noktayı enine boyuna değerlendiriyoruz. Ne kadar hedeflere yaklaştık, ne yapmamız gerekiyor. İşin güzel tarafı burada sadece ihracatçılar bir araya gelmiyor. Devlet, ihracatçı, üretici, hepsi bir arada. Herkes kendi cephesinden olayı ele alıyor. Hangi alanlarda neler yapılması lazım geldiği ortaya konuyor, bir aile meclisi anlayışıyla bütün durumlar değerlendiriliyor. ”

Yıldırım, ihracat seferberliğinin başarısı için işçiden iş adamına kadar ekonomi dünyasında emeği olan herkesin katkısı olduğunu ifade ederek, dünyada bayrağı dalgalandıran, Türk malı damgasını dünyaya vuran emektar ve vefakar ihracatçılara teşekkür etti.

Hizmet sektörünün gelişen ülkeler için önemli bir alan olmaya devam ettiğini dile getiren Yıldırım, sürdürülebilir bir büyümenin, ekonomik istikrarın, istihdamın kilit sektörlerinden birinin de hizmet sektörü olduğunu söyledi.

Yıldırım, 2016 itibarıyla Türkiye’nin hizmet ihracatının 37 milyar dolar seviyesine ulaştığını anlatarak, “Bu rakam itibarıyla 15 milyar dolar net bir fazlalığa erişmiş bulunmaktadır. 2017 Ocak-Ağustos döneminde ise hizmet sektöründeki ihracat artışı yüzde 9’un üzerinde gerçekleşerek 27 milyar dolara ulaşmıştır. Hizmet ithalatında azalma var. Yüzde 0,7 de olsa bir azalmadan söz ediyoruz ve 15 milyar dolar civarında da bir hizmet ithalatı gerçekleşmiş bulunuyor. Dolayısıyla burada durum tersine. Genel ithalat-ihracat dengesine göre hizmet ithalat-ihracat dengesi de lehimizde 12 milyar dolar olarak gerçekleşmiş gözüküyor. Bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 25 oranında bir azalmadan, iyileşmeden bahsediyoruz.” diye konuştu.

Hizmet sektörünün aslında istihdam üreten bir sektör olduğunu vurgulayan Yıldırım, en kolay istihdam üretilecek sektörlerden biri olduğunu, bu konuya özellikle daha fazla yoğunlaşılması gerektiğini vurguladı.

Yıldırım, turizmde toparlanmanın devam ettiğini belirterek, 2015 öncesine gelmemiş olmakla beraber yüzde 11 civarında bir büyümenin gerçekleştiğini anlattı.

Taşımacılık sektöründe de yüzde 9’luk bir artış olduğunu dile getiren Yıldırım, dünya krizinin en önce taşımacılık sektörünü etkilediğini söyledi.

Yıldırım, küresel ticaretin azalması ve durması durumunda mal satılamadığı için taşımacılığın da olmayacağını belirterek, şöyle devam etti:

“Dolayısıyla taşımacılık sektörü de uzun yıllardır bir kriz içerisindeydi. Üstelik küresel ekonomik krizde bir puanlık bozulma olursa taşımacılıkta yansıması 4 puan. O yüzden de taşımacılıktaki tekrar bu canlanma, yüzde 9’u bulan bu iyileşme ümit vericidir. Ülkemiz ekonomisi açısından iyi bir göstergedir. 2017 Ocak-Ağustos döneminde ülkemizi ziyaret eden yabancı misafirlerin sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26’lık bir artış göstermiştir. Rakam olarak 22 milyona erişmiş bulunuyor. Diyorlar ki ; ‘efendim Türkiye’de istikrarsızlık var, güven yok, kriz var, terör var, şu var, bu var.’ Her türlü FETÖ’cülerin, bölücülerin yaptığı olumsuz kampanyalara rağmen 9 ayda memleketimize 22 milyon ziyaretçi gelmiş. İşte sonuç burada.”

Dünyada artan korumacılık ve küresel rekabet ortamında karşılaşılan bütün zorluklara rağmen her alanda yükselerek, artan bir ivmeyle yola devam edildiğini vurgulayan Yıldırım, bu sonuçların herkesin gururu ve başarısı olduğunu kaydetti.

“Zorlukları dayanışmayla aşacağız”

Başbakan Binali Yıldırım, ülkenin üretim ve yatırım altyapısını daha da güçlendireceklerini ifade ederek, “Bütün zorlukları, birlik içinde beraberlikle dayanışmayla, evelallah bugüne kadar aştık, bundan sonra da aşmaya devam edeceğiz. Uluslararası camiada yapacağınız her faaliyette, her çalışmada daima yanınızda olduk, olmaya devam edeceğiz. Türkiye’yi yalnız bölgede değil, dünyada da daha büyük bir ticari merkez haline getirmek konusundaki kararlılığımız sürüyor. Öncelikle hedefimiz daha rekabetçi, daha fazla katma değer üreten, araştırma geliştirmeyi, yenilikçiliği, markalaşmayı odak noktası haline getiren bir ekonomik altyapıyı tesis etmektir.” diye konuştu.

Son dönemde özellikle yenilikçi yaklaşımlara çok büyük önem ve destek verildiğini ifade eden Yıldırım, aynı zamanda mevcut pazarlardan alınan payları artırmak için orta ve yüksek teknoloji gerektiren alanlara daha fazla firmaların teşvik edildiğini anlattı.

Yıldırım, “İstiyoruz ki dış ticaretimizde ihracatımızdaki ürünlerin dağılımında orta ve yüksek teknolojili sahip ürünlerin oranı yüzde 4’lerde olmasın, yüzde 20’lerde olsun. Yani pahada ağır, yükte hafif ürünlere daha çok kafa yoralım. Herkesin yaptığı işi yaparsanız bir adım öne geçemezsiniz. Bir adım öne geçmenin yolu, çok az kimsenin yaptığı işi yapmak. Tercihen de hiç kimsenin yapamadığı işi başarmaktır.” dedi.

Bundan sonraki hedefin zor ama ülkeyi yukarılara taşıyacak en önemli hedef olduğunu vurgulayan Yıldırım, günün şartlarını değerlendirerek ihtiyaçların yeni baştan gözden geçirdiklerini ve kararlar aldıklarını, var olan desteklere yenilerini eklediklerini anlattı.

Bu kapsamda yurt dışında düzenlenen ve ihracat açısından önem arz eden fuarlara milli düzeyde yahut bireysel iştirak eden firmalara destek verildiğini belirten Yıldırım, birçok ülkede farklı sektörlerde sektörel olsun, genel ticaret olsun heyetler gönderildiğini, alım heyeti programlarıyla farklı pazarlardan misafirler davet ettiklerini söyledi.

“Türkiye Ticaret Merkezi desteğini hayata geçirdik”

Yıldırım, bugün de bu toplantıda bu tür heyetlerin olduğunu dile getirerek, bunlara ek olarak yurt dışı dağıtım kanallarında tek başına var olmakta zorlanan firmalar için Türkiye Ticaret Merkezi desteğini hayata geçirdiklerini kaydetti.

Markalaşma destekleri kapsamında Turquality programıyla firmaların küresel marka oluşturmasına katkı sağladıklarını anımsatan Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bu programlarımız yeni firma, markalarla büyümeye devam ediyor. Uluslararası rekabetçiliğin geliştirilmesi projesiyle de iş birliği içinde olduğumuz kuruluşlara destek oluyoruz. Bütün bunlardan muradımız sürekli ve düzenli ihracat artışını temin etmektir. Türkiye’den dünya markaları çıkarmayı öncelikli bir hedef olarak görüyoruz. Bunun için 5 ana stratejik sektör ele almaya karar verdik. Bunların detaylarını önümüzdeki günlerde açıklayacağız. Bu beş sektör Türkiye’nin itici gücü olacak ve Türkiye’nin beklediğimiz ihracat büyüklüklerine ve ekonomik gücüne erişmesi için ciddi bir araç haline gelecektir. Türkiye Ticaret Merkezleri Projesi, ofisleri ve teşhir salonuyla mali ve hukuki hizmetleriyle ihracatçı firmalarımızın adeta bir tanıtım merkezi oldu, reklamını yapıyor. Bu merkezlerde ürünler tanıtılıyor. Müteşebbislerimizin e-ticaret sitelerine bireysel üyelikleri yerine iş birliği kuruluşları aracılığıyla toplu üyeliklerle teşvik ediyoruz, destek oluyoruz. Bu sayede dünya ticaretinden payı gün geçtikçe artan e-ticarette daha aktif hale gelmek istiyoruz.”

Başbakan Yıldırım, e-ticarette henüz istedikleri noktada olmadıklarını aktardı.

E-ticaret alanında ihracatta daha yüzde 1’lerden bahsedildiğini hatırlatan Yıldırım, “İşler e’ye doğru gidiyor. Eleştirme dönemi geride kaldı, e-leştirme dönemi başladı. Her şey e. E-devlet, e-hizmet, e-ticaret, e-iletişim… Başına ‘e’ koyarak yola devam edeceğiz. Eleştirme dönemi bitti, e’leştirme dönemi başladı. Bu yıl inşallah 10 bin ihracatçımızın e-ticaret sitelerine üye olması gerekçekleşmiş olacak. Bu önemli bir gelişme.” dedi.

İhracata yönelik sağlayacakları desteklerin de 3 milyar lira seviyesinde gerçekleşeceğini öngördüklerini aktaran Yıldırım, “Hani Başkan burada çocuklara, okullarda Japonya’da, Amerika’da orada burada şu öğretiliyor, bizim burada da ‘Ali top tut’ falan öğretiliyor’ diyor, bunu biraz böyle küçümseyerek söyledi. ‘Ali top tut’ öğretmeseydik 15 Temmuz’da siz görürdünüz ne olacağını. Bizim çocuklarımız öyle şeyler öğreniyor ki milletin, memleketin ihtiyacı olduğu anda meydanlara iniyor, alçaklara geçit vermiyor.” diye konuştu.

Son dönemde teknolojik dönüşüm sağlayacak teşvik sisteminin yanı sıra, ilk defa uygulamaya koydukları yeni teşvik sisteminin de olduğunu dile getiren Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“Bunu dünyadaki iddialı teşvik sistemlerinden birisi olarak görüyoruz. Bu kapsamda ülkemizde ve dünyamızda yaşanan ekonomik gelişmeleri, özel sektör temsilcisi kurum ve kuruluşların görüşleri ve talepleri doğrultusunda enine boyuna çalıştık, değerlendirdik, şimdi de ihtiyaç duyulan düzenlemeleri yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde sizlerden gelen taleplerle birlikte bunu daha da iyileştireceğiz. Bütün bu teşviklerin etkisiyle de ithalattaki önemli hedefimiz biliyorsunuz ithalatın kompozisyonuna baktığımız zaman, yüzde 70’in üzerinde ara malı ithalatı var. Yüzde 15 tüketim, diğeri de ufak tefek başka şeyler var. Bu yüzde 70 ara malı ithalatında neler yapabiliriz? Burada yerlileştirme, millileştirme yönünde özel bir program başlatıyoruz. Böylece işte ithalat-ihracat açığını daha makul bir seviyeye ama en doğrusu ihracatı, ithalatın üzerine çıkarma. Eğer iki açıktan birden kurtulmak istiyorsak bunun yolu ihracatı, ithalatın üzerine çıkarmaktır. Bunu imkansız gibi görmeyin. Bu mümkün. Bunu yapan ülkeler var. Onun için kafamızı satma yönünde daha çok yoracağız, alırken nazlı, satarken hızlı olacağız. Tabii sağa sola dünyaya, dolaşmanız için artık mazeretiniz de yok, size özel pasaport da verdik. Bu pasaportla her yere gidebilirsiniz. Hali hazırda 71 ilimizde 5 bin 933 mal ve hizmet ihracatçısı konumunda olan kişilere hususi pasaport verilmiş vaziyette.”

Eximbank’ın daha çok taşın altına elini koyacağı tedbirleri de aldıklarını kaydeden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne yaptık? Sermayesini artırdık. 10 milyara çıkardık. Doğrudan teşvikleri artırdık, mevzuatla ilgili Gümrük ve Ticaret Bakanlığımız, Ekonomi Bakanlığımız, Ulaştırma diğer bakanlıklarımızla basitleştirici tedbirleri almaya devam ediyorlar. Eximbank aracılığıyla ihracatçılarımıza finansman ve ihracat sigortası kolaylığı başlatılmış durumda. Özellikle Afrika ülkelerinde Eximbank daha cesur hareket edecek ve bu bölgelerde ihracatımızı artıracağız. Bakın Afrika ülkelerinde bugün ulaşım bağlantısı en iyi olan ülke Türkiye’dir. 40’tan fazla ülkeye doğrudan uçuşumuz var. Yine 40’ın üzerindeki ülkede büyükelçiliğimiz var. Yani altyapı hazır. Orada da potansiyel yüksek. Dolayısıyla bu potansiyeli, hazır olan bu altyapıyı harekete geçirip daha uzun vadeli kalıcı işbirliğini Afrika ülkeleriyle gerçekleştirmemiz lazım. Buradaki bizim amacımız Afrika kazansın, Türkiye kazansın. Afrika büyüsün, Türkiye de bundan payını alsın. Tek taraflı bir alışveriş değil. Vaktiyle sömürgecilerin yaptığı anlayış bizim anlayışımız olamaz. Çünkü bizim geçmişimizde sömürgecilik yok. Gururla, iftiharla söyleyeceğimiz en önemli özelliğimizdir.”

Orta ve uzun vadeli yatırım malı ihracı, alıcı kredilerinde diğer ülke Eximbank’larının sağladığı faiz oranlarını Türk Eximbank’ının da sağlaması için yeni düzenlemeler yaptıklarını aktaran Yıldırım, “Özellikle ihracatçımızın finansmana erişim imkanını iyileştiren tedbirler aldık. Eximbank’ın yeniden yapılandırılması suretiyle etkinliğini artırdık. Bu çerçevede sermayeyi artırdık. Bu noktada şunu da söylemek gerekir; sağlanan finansman desteğinin ihracata oranı itibariyle bugün Eximbank, yüzde 26 seviyesine ulaşmıştır. Böylece Kore’yle birlikte dünyada ihracata en fazla destek sağlayan ülke konumuna geldik. Türk Eximbank’ın mevcut başarısına bakarsak yılsonuna kadar ihracatçımıza sağlanacak desteğin 40 milyar dolar seviyesine çıkmasını bekliyoruz.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’ye seslenerek, “Bu ne demek? Nihat Bey, biz para veriyoruz, paranın zoruyla mı ihracat oluyor? Yani bu 156 milyardan 40 milyarı düşecek miyiz? Benim aklım ermedi bu işe. Neyse sen bunu daha sonra izah edersin” şeklinde espri yaptı. Bunların ihracatın yükseltilmesi için verilen destek olduğunu aktaran Yıldırım, teşvikler ve desteklerin daha fazla ihracat yapılması için alınması gereken tedbirler olduğunu vurguladı.

İhracatçılardan büyük düşünmelerini isteyen Yıldırım, “Bir sene iki sene sonrasını değil 10 sene, 15 sene sonrasını düşünün. Çünkü dünyada yükselen ekonomiler, hangi ekonomiler olacağı belli. İnişte olan ekonomiler de belli. Yükselen ekonomiler batıdan doğuya giden ülkelerde olacak. Bu her yönüyle artık belli olmuştur. Dolayısıyla bu anlamda Türkiye, uzun vadeli yatırım yapılacak ülkelerin başında yer almaktadır. O halde ne yapacağız? Durmak yok; üretime, ihracata, büyümeye devam. Türkiye’nin önü açık, geleceği aydınlık. Allah yolumuzu açık etsin.” diyerek konuşmasını tamamladı.

TİM tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ve 66 ülkeden 700 iş adamının katıldığı hafta etkinlikleri, 3 Kasım’da sona erecek. Etkinlikler boyunca yerli ve yabancı ihracatçılar, iş görüşmeleri gerçekleştirecek.

Önceki HaberSonraki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET özel yayınına katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET özel yayınına katıldı için yorumlar kapalı 88056

Kanal 7-Ülke TV-24 TV-TV 360-TVNET ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.

Muharrem ayının ve Aşure Günü’nün Türk milleti ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şehitlerin efendisi, Peygamberimizin torunu Hazreti Hüseyin efendimiz ve tüm Kerbela şehitlerini rahmetle yâd ediyorum. Aramızdaki kardeşliği pekiştirmesini, fitne ve şer odaklarına fırsat vermemesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugünkü Afganistan tablosu sürpriz mi? Taliban’ın bu kadar hızlı Kabil’e girmesini bekliyor muydunuz?” sorusu üzerine, bazı ülkelerin Afganistan’a tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi sadece terör ve göç zaviyesinden baktıklarını, “terör ve göç bize gelmezse sorun yok” dediklerini söyledi.

Oysa terörü de göçü de var edenin on yıllardır izlenen yanlış politikalar olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yanlış politikalarla yüzleşmeden barış ve istikrara katkıda bulunmanın mümkün olmadığını belirtti.

AFGANİSTAN’DAKİ GELİŞMELER

Afganistan’ı, Türkiye için güçlü tarihî beşeri kültürel bağların olduğu bir ülke olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Afgan halkının İstiklal Savaşı’mızda verdiği maddi manevi desteği unutmamız mümkün değildir. Ülkelerimiz arasında 1 Mart 1921’de imzalanan İttifak Anlaşması’nda ‘iki ülkenin kaderi ve saadeti birbirinindir’ ifadesi var. Aramızda böyle bir yakınlaşma, böyle bir bağ var. Yönetimde kim olursa olsun iyi ve kötü gününde Afganistan’ın yanında yer almak hem ahde vefanın hem de kardeşliğimizin gereğidir. İlgili kurumlarımız bir süredir zaten Taliban ile irtibat hâlindeydiler. Biz de ülkenin geleceğini konuşmak üzere Taliban yöneticilerini kabul edebileceğimizi daha önce de ifade etmiştik. Bu tavrımızı bugün de muhafaza ediyoruz. Afgan halkının huzuru, bu ülkede yaşayan Türk soydaşlarımızın selameti ve ülkemizin çıkarlarının korunması noktasında her türlü iş birliğine hazırız. Taliban yöneticilerinin yaptığı itidalli ve ılımlı açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. Şunu çok açık net ifade etmemiz gerekir. Özellikle Taliban’ın Türkiye’ye yaklaşımı köşeli değildir. Daha dikkatlidir ve bizimle olan ilişkilere yaklaşımı dış politika açısından çok daha hassastır. Temenni ediyorum ki bundan sonra da yine aynı hassasiyet devam edecektir. Zira birçok yerde yapılan toplantılarda bu hassasiyeti görüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban sözcüsü bir taraftan Türkiye’nin Afganistan’ın dostu olduğunu söyledi ancak bir taraftan da Afganistan’da hiçbir yabancı güç olmasını istemediklerini söyledi. Bu iki açıklamayı tenakuz içinde buluyor musunuz?” sorusu üzerine, bir NATO ülkesi olarak, NATO’nun Afganistan’daki Kararlı Destek Misyonu’nda yer alarak bu ülkenin istikrarı için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini anımsattı.

Afganistan’ın çok daha aydınlık yarınlara ulaşması için destek verdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamid Karzai Havalimanı’nın güvenliğine katkı sunmanın yanı sıra resmi ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla ülkenin ayağa kalkması için çaba harcadıklarını ifade etti.

Afganistan’a ciddi yatırımlar ve harcamalar yaptıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Hâlâ yapıyoruz ve bundan sonra da yapacağımızın bazı alametleri de ortada. Bizim orada şu anda iş adamlarımız var. Onlar orada bulunmakla yatırım sürecini devam ettiriyor. Afganistan’daki askerlerimiz hiçbir zaman muharip bir güç olarak görev yapmadı, bunun altını çiziyorum. Dolayısıyla da biz askerlerimizi orada asla yabancı bir güç olarak görmedik, kullanmadık. Amerika’nın çekilmesi sonrasında amacımız havalimanının emniyetini temin ederek bu ülkenin güvenliğine katkı sağlamaktı. Bu niyetimiz hâlen bakidir. Türkiye’nin Afganistan’daki askerî varlığı yeni yönetimin de uluslararası alanda elini güçlendirecek ve işini de kolaylaştıracaktır. Mesele, öncelikle Afgan makamlarıyla bir anlayış birliğine varmaktır. Farklı seçenekler üzerinde konuşabiliriz. Örneğin Libya’daki gibi ikili bir anlaşmayla da bunu çözebiliriz. Bu Taliban olabilir, daha önceki gibi mevcut yönetim olabilir. Bunların hepsiyle bizim dostluğumuz, arkadaşlığımız var. Bunun içerisinde Abdullah Abdullah bakidir, aynı şekilde şu anda ülkesinden ayrılmış olan başkan yine bunlardan bir tanesidir. Dolayısıyla hiçbir zaman kopmadık, kopmayız. Şu anda farklı tarafta kalmış olan arkadaşlarımız da yine bunların içerisindedir. Örneğin Burhaneddin Rabbani’nin oğlu gibi. Bunlarla görüşmeler hep devam etti, ediyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Taliban’ın ülke yönetimini ele almasından önce Türkiye’nin, Afganistan ile ilgili diğer ülkelerle yaptığı görüşmelerde belli bir gelişme kaydettiğini vurguladı.

Türkiye’nin sunduğu şartların önemli bir bölümünün de muhataplar tarafından kabullenilmeye başladığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban’ın ülkede kontrolü sağlamasıyla önümüze yeni bir tablo çıktı. Sahada oluşan bu yeni gerçeklere göre planlarımızı yapıyor, görüşmelerimizi de ona göre sürdürüyoruz. Şu anda örneğin Doha’da bir süreç var, bu süreci de yakından takip ediyoruz. Sürecin içerisinde olanlarla da irtibatlarımızı devam ettiriyoruz” diye konuştu.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ İLE İLİŞKİLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nahyan ile de Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Türkiye’ye yatırımları konusunda ciddi bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi.

Görüşmede hangi alanlarda ne gibi yatırımların yapılabileceğini ele aldıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmeye Varlık Fonu Başkanvekili ve Yatırım Ofisi Başkanını da davet ettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede yatırımlar konusunda yol haritası konusunun ele alındığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE de buna göre adımlarını atmış olsun dedik. Kendileri de yanlarında zaten bu konularda sorumlu olan arkadaşları da getirdiler. Yol haritası üzerinde adımları kimler nasıl atacak belirledik. Çok ciddi bir yatırım hedefleri, yatırım planları var. İnanıyorum ki çok kısa zamanda Birleşik Arap Emirlikleri ülkemizde ciddi yatırımlara girecek” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “BAE’den gerçekleşen bu ziyaret, iki ülke arasındaki buzların eridiği anlamına mı geliyor?” sorusu üzerine, şunları kaydetti: “Devletlerarasında bu tür gidiş gelişler, iniş çıkışlar olabilir ve olmuştur da. Burada da benzer bazı durumlar oldu. Şu an itibarıyla yaklaşık birkaç aydır bizim istihbarat örgütümüz başta olmak üzere Abu Dabi yönetimiyle bazı görüşmeler yaparak bu görüşmelerle belli bir yere gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki süreçte de Muhammed Bin Zayed ile de bazı görüşmeleri yapma durumlarımız olacaktır, inşallah olacaktır diye düşünüyorum bugünkü görüşmeden sonra. Bu görüşmelerle bölgedeki bazı sıkıntıları aynı kültürün, aynı inancın mensupları olarak inşallah gidermiş oluruz. Çünkü biz bölgenin esas aktörlerinin birbirleriyle doğrudan konuşmasını, müzakere etmesini, kendi sorunlarını birlikte çözmelerini önemsiyoruz. Ben de bu konuda çok hassasım.”

“Afganistan’daki vatandaşların durumu, herhangi bir mağduriyetin söz konusu olup olmadığı ve tahliyelerin devam edip etmeyeceği” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımızın güvenliği ve huzurunu temin etmek, bizim bu süreçte bir numaralı önceliğimiz. Afganistan’daki vatandaşlarımızı özel uçak seferleri ile tahliye işlemlerimizi sürdürüyoruz. Biliyorsunuz havalimanının iki boyutu var, bir sivil, bir de askeri. Biz bu çalışmayı daha çok askerî havalimanı üzerinden yapıyoruz. Ortak tek pisti var, bu pist kullanılıyor” cevabını verdi.

Türk vatandaşlarına yönelik çalışmaları koordine etmek üzere Dışişleri Bakanlığı bünyesinde 7/24 esasına göre faaliyet gösteren Afganistan Koordinasyon Destek Merkezi oluşturduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Afganistan’daki vatandaşlarımıza Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk Çağrı Merkezinin imkânlarından yararlanmak suretiyle seri bir şekilde ulaştık” dedi. Devletin tüm imkânları ile yanlarında olduğunu kendilerine vurguladıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bu vesile ile ülkemize dönmek isteyenlerin tamamıyla, devletimizin tüm imkânları ile bilgilerini derledik, toparladık ve bildirdik. Bugün yine askeri uçağımızla 201 vatandaşımızı İslamabad’a götürdük. Oradan da Türk Hava Yollarıyla ülkemize gelmelerini sağladık. Şu an itibarıyla 552 kişiyi tahliye etmiş durumdayız. Karzai Uluslararası Havalimanı’na işletme ve güvenlik sorumluluğunun hâli hazırda bizde olmasının avantajlarından da en iyi şekilde yararlanıyoruz. Bu tahliyeyi, havalimanındaki olağanüstü şartlarda bazı vatandaşlarımızı, havalimanının kargaşa içindeki sivil alanından askerlerimizin kontrolü altındaki askeri alana taşımak suretiyle şu ana kadar başardık. Temenni ediyoruz ki bundan sonra aynı şekilde bu devam etsin.”

“DÜZENSİZ GÖÇLE MÜCADELE İÇİN YOĞUN ÇABA HARCIYORUZ”

Türkiye sınırlarındaki son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Düzensiz göçle mücadele noktasında, bu etkinliğin artırılması amacıyla yoğun bir çaba harcıyoruz. Sınır güvenliğimizi tahkim etmek için farklı önlemleri devreye aldık. İran sınırımızda dört ilimiz var, Ağrı, Hakkâri, Iğdır ve Van. Bu sınırımızın tamamı duvarla örülecek. Ağrı ve Iğdır sınırındaki duvar çalışmalarını tamamladık, o bitti, Hakkâri’de de yarısına geldik. Van’da da duvar çalışmalarımız yoğun şekilde sürüyor. Şu an itibarıyla 157 kilometresi tamamlandı, bunun tamamını bitireceğiz. Kalan sınır boyunca güvenlik duvarı inşaat çalışmaları devam edecek.”

Sınırdaki çalışmaların sadece düzensiz göç girişlerinin olmaması için değil teröre karşı da yapıldığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu duvarları oluşturan 3 metre yüksekliğindeki beton blokların üzerinde ayrıca 1 metre de dikenli tel bulunduğunu söyledi.

Tamamlanan duvar uzunluğunun bundan sonra da çok hızlı bir şekilde artacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Ayrıca bunları termal kameralarla da takip ediyoruz. Bu sınırın 109 kilometrelik kısmı şu anda aydınlatma sistemiyle de donatılmış durumda. 79 kilometre boyunca yerleştirdiğimiz bu kameralarla ve algılayıcı sistemlerle düzensiz göç hareketlerini sürekli izleyip anında müdahale ediyoruz. Doğu sınırımızda elektro-optik kuleler ve haberleşme kuleleri yapıyoruz. Bunların da yüzde 90’ı tamamlanmış vaziyette. Bu kuleler 740 kilometrelik bir alanda entegre sınır yönetiminde kilit rol oynayacak. Bunlar sıradan gözetleme kuleleri değil son derece ileri teknolojik donanıma sahip olan kulelerdir. Kara gözetleme radarı, termal kamera, gündüz kamera sistemi, GPS alıcısı, lazer uzaklıkölçer, dijital manyetik pusula gibi sistemleri de bünyesinde barındırıyor.”

MUHALEFETİN GÖÇMENLERLE İLGİLİ İDDİALARI

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NATO toplantısı çerçevesinde ABD Başkanı Biden ile yaptığı görüşmede 1 milyon göçmeni kabul edeceği yönünde Biden’a söz verdiği” iddiası sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Önce bir şeyi çok açık, samimi konuşmam lazım. Hukukta bir kaide vardır, ‘müddei iddiasını ispatla mükelleftir’ Bu adam bunu nereden gördü, kim kendisine bunu sufle etti? Bu adam yalancı, bu adamın bugüne kadar doğru bir sözü var mı, yok. Olmayan bir şeyin iddiasını veyahut da onu savunmak, ortaya koymak… Söyledikleri tek şey var ‘Orada Dışişleri yetkilisi yoktu.’ Ne demek Dışişleri yetkilisi yoktu? İlla Dışişleri yetkilisinin olması mı lazım? Ben var mıyım orada, Dışişleri kime bağlı, bana bağlı. Ben kiminle konuşuyorum, Amerika’nın Başkanıyla konuşuyorum.

İşleri güçleri, kafayı takmışlar tercümanımıza. Yatıyorlar kalkıyorlar, ‘Orada sadece tercüman vardı’ diyorlar. Başınıza tercümanım kadar taş düşsün. Dürüst konuşun, bunu ispatla ben mükellef değilim sen mükellefsin. Eğer zerre kadar hukuk bilgin varsa, mademki böyle bir iddian var, bunu ispatlaman lazım. İspatla, ispat edemiyorsan o zaman özür dile. Ama bunlarda o karakter yok. Kalkıp işleri, güçleri ‘Acaba Türkiye’nin uluslararası diplomasi ile yaptığı bu görüşmelerde ülkeyi nasıl küçük düşüreceğiz.’ İşte bu tür yalanlar üzerinden ülkemizi, bu ülkenin Cumhurbaşkanını itham etmek ahlaksızlığın daniskasıdır ve bunlar da ahlaksızdır.”

SEL FELAKETİ

Türkiye’nin sel ve yangınlarla mücadelesinde gelinen son duruma ilişkin soruya Cumhurbaşkanı Erdoğan, selin önce Artvin ve Rize’de başladığını anımsatarak, “Artvin-Rize’de sel afeti başlayınca hemen ertesi gün bölgeye gittim. Zaten bunlardan bir tanesi de benim ana-baba olacağım Güneysu ilçesiydi ve oradaki durumları yerinde bir tespit ettik, teşhis ettik. Daha sonra oradan Artvin’in Arhavi ilçesine geçtik. Tabii o ilçede de durumları yerinde bir inceledik” dedi.

Artvin ve Rize’de metrekareye düşen yağış miktarının bile tek başına yaşanan afetin sebebini ve büyüklüğünü göstermeye yeterli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Batıda da tabii Bartın, Sinop ve Kastamonu’daki felaket, Doğu Karadeniz’e göre daha büyük bir felaket. Yani orada 2,5 gündeki yağış miktarı, ülkemizin diğer bazı yerlerindeki yıllık toplam yağışın birkaç katına ulaştı. Selin yaşandığı bölgelerdeki yağış miktarını geçmiş dönemlerle karşılaştırdığımızda da çarpıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bunlar gerçekten farklı bir felaket özelliği taşıyor. Örneğin Kastamonu Bozkurt’a bağlı Mamatlar köyünde metrekareye düşen yıllık ortalama yağış miktarı 773 kilogram iken sadece 10-12 Ağustos’ta 420 kilogram yağış düştü.

Bozkurt’un yıllık ortalama yağış miktarı 918 kilogram yani Bozkurt’ta bir yılda görülen yağmurun yarısı sadece 63 saatte oraya düştü. Bartın Ulus’a bağlı Ceyüpler köyünde metrekareye yılda ortalama 488 kilogram yağış düşerken bunun üçte ikisi miktarına denk gelen 319 kilogram yağış sadece 48 saatte yağdı. Sinop Ayancık’ta ise ağustos ayında metrekareye düşen yağış miktarı ortalama 55 kilogram iken bunun altı katı yağış sadece iki günde görüldü.”

“ARAMA-KURTARMA ÇALIŞMALARINI KOORDİNELİ BİR ŞEKİLDE YÖNETTİK”

Sele neden olan yağışların daha önce görülmemiş yoğunlukta olduğunun bu verilerden anlaşılacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sel nedeniyle Kastamonu’da 62, Sinop’ta 15 ve Bartın’da bir olmak üzere 78 can kaybımız oldu. Tabii bunu Doğu Karadeniz’de birlikte ele aldığımızda 100’ü aşan can kaybımız var. Hayatını kaybeden vatandaşlarıma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Yaralılarımıza da yine aynı şekilde Rabbimden şifalar diliyorum” dedi.

Afet bölgesinde maddi kayıpları en kısa zamanda telafi etme, güç, imkân ve kabiliyetine sahip bir devletin olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bununla ilgili olarak ilk andan itibaren bakanlarımızla, milletvekillerimizle ve tüm kurumlarımızla bölgedeydik. Tahliye ve arama-kurtarma çalışmalarını yerinde ve koordineli bir şekilde yönettik. Şimdi bir gün izinle tüm bakan arkadaşlarım ki altısı bölgedeydiler. Yarın Kabine Toplantısı için Ankara’ya gelecekler, ondan sonra tekrar bölgeye gidecekler” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz günlerde Kastamonu’ya giderek Sinop ve Kastamonu’da yürütülen çalışmaları takip ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda hâlihazırda sel bölgesinde 10.000’den fazla personel, 22 helikopter, binin üzerinde araç, binin üzerinde iş makinesi, 42 bot, bir insansız hava aracı, bir Jandarma İnsanlı Keşif Aracı, bir sahil güvenlik korveti, 4 sahil güvenlik botu, 18 itfaiye aracı, 83 ambulansla çalışmalar yürütüldü” dedi.

Ayrıca su tahliyesinden enerjiye, yiyecek-içecek desteğinden haberleşmeye kadar her konuda ihtiyaç duyulan araç-gerecin bölgeye gönderildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerle bulundu: “Helikopter ve sahil güvenlik botlarının yoğun olarak kullanıldığı çalışmalarla toplam 2 bin 400’den fazla vatandaşımız tahliye edildi. Kara ulaşımının kesik olduğu yerlerde helikopterler ile gerçekleştirilen tahliye operasyonlarının başarısı, sahip olduğumuz imkânların büyüklüğünü göstermesi bakımından anlamlıdır. Afet bölgesinin tamamında altyapının yeniden ayağa kaldırılması konusunda ilgili kurumlarımız kesintisiz çalışıyor. Sel nedeniyle yolları kapanan köylerimize bile Türkiye’de ilk defa havadan jeneratör naklederek elektriği verdik, elektriksiz köy bırakmadık.

Acil ihtiyaçların karşılanması için şimdiye kadar bölgeye 73 milyon lira ödenek gönderildi. Selden etkilenen yerleri, Genel Hayata Etkililik Afet Bölgesi ilan ederek mükelleflerimizin vergi ödemelerini, Sosyal Güvenlik Kurumu prim ödemelerini, esnaf kredileri ödemelerini erteledik. KOSGEB acil destek paketi gibi destek programlarımızı bu arada hayata geçirdik. Vatandaşlarımızın eşya zararlarını karşılayacağız, evleri yıkılanlara yeni konutlar yapacağız, iş yeri ve araç zararlarının karşılanması için destek olacağız.”

Millî Savunma Bakanlığı’nın, sel bölgesine yatay kaydırmalı köprü tankı gönderdiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunların yanında dikkat ettiyseniz Millî Savunma Bakanlığımız, Türk Silahlı Kuvvetleri kaydırma köprü sistemini buraya getirerek, ırmaklar üzerine bunlar kuruldu. Karşıdan karşıya geçişleri rahatlatmak için öyle zannediyorum ki bunlar savaş zamanında daha çok görülür, ilk defa bu tür bir afette bu uygulamayı yaptık ve bununla da orada ciddi sıkıntıları aşmış olduk” dedi.

Selden etkilenen bölgelerde çalışan Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve jandarma ekipleri ile çatılarda kalan vatandaşları kurtararak, güvenli bölgeye nakledenlere teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür örnekleri dünyada bile görmenin mümkün olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha önceki afetlerde ve salgınla mücadele sürecinde olduğu gibi sellerde de birliğin, beraberliğin, dayanışmanın en güzel örneklerini sergileyen vatandaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz ne zaman bir ve beraber olacağız? Hangi şartlarda bir ve beraber olacağız? Her zaman karalamak için bir şeyler mi bulmak lazım, bir şeyler mi söylemek lazım? Yani yapılması gerektiği hâlde yapılmayan bir şey mi vardı da bu tür karalama kampanyasını sürdürüyorlar. Antalya’da, Rize’de bunu gördüm, burada yine bunu gördüm. Muhalefetin bu karalama dili bu ülkede ne zaman acaba yok olacak? Gerçekten bunlar çok üzücü. Onlar bunu yapsa da yapmasa da biz görevimizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz ve edeceğiz.

“BÜTÜN BU BÖLGELERDE YANAN KONUTLARIN İNŞASI BAŞLADI”

Şimdi süratle işte Doğu Karadeniz’den tutun, Antalya, Muğla bütün bu bölgelerde yanan konutların inşası başladı, onları yapıyoruz. Şimdi Bartın, Sinop, Kastamonu buralarda da yine yıkılan tüm binaların hemen inşasına başlayacağız. Eleştiri başladı. Ne diyorlar? ‘AFAD’a para mı verecekmişiz?’ ‘Bize ne ya devlet kendisi versin.’ Sen cebren AFAD’a para verecek değilsin. AFAD, bu ülkede bu tür afetler için kurulmuş olan bir kuruluştur. Senden kimse gelip gırtlağını sıkarak para istemiyor. Buraya hayırda bulunmak isteyen olursa verir, bulunmak istemeyen de vermez. Sen de hayırda bulunmak istemeyenlerden olursun. Verme ama verenler olursa bunların da önünü kesme.”

AFAD’ın resmî hesapları üzerinden vatandaşların bağışlarını yaptığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün itibarıyla söylüyorum, 181 milyon lira bağışta bulunan oldu. Yarın, bundan sonraki günlerde belki daha da artacak” dedi.

Resmi hesaplardan yardım kampanyası düzenlenmemesi hâlinde farklı tezgâhların dönebileceğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bak işte geldi, buradan sahte hesaplar, bilmem şunlar, bunlar filan. Biz bunlara fırsat vermek istemiyoruz. Yarın kabine toplantımız var ve kabine üyelerimiz de yarın bağışında bulunacaklar. Beraberce ne yapabiliyorsak bu şekilde, bu destekleri vereceğiz ve adımlarımızı da buna göre atacağız” ifadelerini kullandı.

Kendisini birçok hayırseverin aradığını ve “Başkanım ne yapabilirim?” diye sorduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “AFAD’ın hesabı var, AFAD’ın hesabına ne yapacaksanız, nakdi noktada oraya yapın. Yapmamız gereken bu” diye konuştu.

“DERE YATAĞINA KONUT YAPILMAMALI”

Yapılaşma tartışmaları anımsatılarak, “Dere yatağındaki yapılar çok dikkati çekiyor ve onların yerine hak sahiplerine daha güvenli yerlere ev yapılması mümkün mü?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, dere yatağına konut yapımını belediye başkanlığı döneminden beri onaylamadığını ifade etti.

Dere yataklarına konut yapılmamasını ve dikey mimariye müsaade edilmemesini her zaman söylediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunları söylerken ülkede değil dünyada yaşanan tecrübelerden hareketle söyledik” dedi.

Karadenizli olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Rize’de eskiden ağaçlar vardı, eskiden bu kızılağaçları kestiler, bunların yerine çay diktiler. Çay dikmekle kalmadılar, çaya gübre verirken azot ağırlıklı gübre verdiler. Azot ağırlıklı olan bu gübre ne yapıyor? Toprağı yakıyor, eritiyor ve yakıp eritmesi ile beraber de yağmurla buluşunca adeta bir lapa hâline geliyor ve akıp gidiyor. Şimdi bunların hepsini bu olaylarda da gördük. Şimdi bunları müteaddit defalar yaşadığımız hâlde kimse dinlemiyor, yine bildiğini okuyor. Diğer yerlerde de durum aynı. Örneğin yani Antalya Manavgat, Muğla, buralarda yaşanan olaylara da baktığımızda buralarda da aynısı değil ama buna benzer olayları yaşadık. Tabii oralarda da öyle yerlere binalar yapılmış ki yani bu binalar her an bir tehdit altında. Şimdi bizim attığımız adımlarla mümkün olduğunca bu binaları süratle yapacak, zemin +1, zemin +2 gibi inşallah binalarla buralardaki yaşam koşullarını daha iyi şartlara taşıyalım istiyoruz. Süratle de Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız şu anda çalışmaları başlatmış vaziyette.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayvancılıkla uğraşan vatandaşların düşüncelerine dikkat ederek, ahırların da inşa edileceğini aktardı.

Arıcılıkla uğraşan vatandaşların mağduriyetlerinin de gidereceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Arıcılık noktasında da arı kovanlarından tutunuz, ‘Bu çevrede nereye bunlar yerleştirilebilir? Bunun kovanlarını da süratle temin edelim’ dedik. Bu çalışmaları da yürütüyoruz” bilgisini verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki enerji, su sıkıntılarını da süratle gidermek için çalışmaların yapıldığını da aktardı.

Bartın, Sinop, Kastamonu’da çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Moloz, balçık kaldırma çalışmalarının tamamlanmasıyla birlikte riskli bölgelerin boşaltılmasını da inşallah sağlayacağız. Riskli yerlerde yıkılmış ve hasar görmüş yapıları inşallah daha güvenli yerlerde yeniden inşa edeceğiz. Adımları hızlı atarak süratle de bu işi bitireceğiz çünkü fazla bu noktada beklemeye tahammülümüz yok” dedi.

“Türkiye, yerli ve millî olarak iklim değişikliğiyle ilgili küresel politika sergileyecek mi? Afet Bakanlığı gibi bir bakanlık gündeme gelir mi?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “İlla ‘her şey bakanlık olursa çözülür’ diye bir şey yok. Bu işle ilgilenen gerek tarımla ilgili bakanlığımız, gerek İçişleri Bakanlığımız, benzer oralarda bizim idari yapılanmalar var. AFAD bunlardan bir tanesi, bunu gideriyor. Dolayısıyla da böyle bir şey olduğu zaman zaten AFAD ne yapıyor? Devreye giriyor. Biz kâinatta, tabiatta ilahi bir denge olduğuna inanırız. Bu denge ne kadar tahrip edilirse doğal felaketlerin yıkıcılığı da o derece artar ve artacaktır. Çünkü tabiat kendine isyan kabul etmez. Bizde biliyorsunuz bir söz vardır, ‘Dere yatağında akar.’ Siz eğer bu yatağı ne kadar değiştirmeye kalkarsanız işte o yatak sizden intikamını eninde sonunda alır. Değiştirmeyeceksin. Şimdi Kastamonu’da bunu gördük, dere yatağı ile oynamışlar. Rize’de aynı şeyi gördük. İşte tabiat için bir rahmet olan yağmur bozulan denge ile felaket hâline dönüşebiliyor. Hava olaylarının da daha sert yaşanması ve bir bölgede kuraklık diğer bölgede aşırı yağış görülmesi gibi durumların sebebi elbette iklim değişikliğidir.”

Almanya’nın batısında geçen ay yaşanan sel felaketinde 186 kişinin hayatını kaybettiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “10 milyarlarca avroluk zarar ortaya çıktı. Kimse bunu konuşuyor mu? Yok” dedi.

Belçika’daki sel baskınlarında da birçok kişinin yaşamını yitirdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Temmuz ayında Avusturya, İtalya, İngiltere, İsviçre, Romanya, Rusya, Bulgaristan, Lüksemburg, İran’da da sel baskınları meydana geldi. Son olarak Japonya’da da benzer olaylar yaşanıyor. Bütün bu seller dünya genelinde çok sayıda can kaybına ve çok büyük maddi zarara neden oldu. Karşımızda doğusunda, batısında, güneyinde, kuzeyinde tüm dünya ülkelerini ilgilendiren bir sorun var. İskoçya’da işte bu iklim dengeleri ile alakalı uluslararası bir forum olacak. Elbette doğal afetlere karşı tedbir almak mümkün, onu da zaten devlet olarak almak zorundasınız, alacaksınız. Bunu yüzde 100 başarır mısınız? Kimse kendisiyle ve insanlarla alay etmesin. Bu işin çıkış noktası tabiatla kurulan ilişkide bakış açısını değiştirmektir. Yaşanılan çevreye uygun yapılaşmaya gitmemiz gerekiyor. Aslında afet bölgelerinde ecdadın yaptığı yapıların çoğunun hâlâ dimdik ayakta olması bize gitmemiz gereken istikameti de gösteriyor. Demek ki geçmişteki iyi örneklerden doğru mimariden ve dayanıklı malzemeden faydalanarak yeni bir yapılaşma modeli geliştirmemiz gerekiyor. Bu konuda TOKİ’nin yerel mimari çalışmaları mevcut, bunları daha da geliştirerek tüm sahada inşallah uygulayacağız.”

Afetler ve afet yönetmeliğine ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Elimizden geleni beşer planında neyse yapmak durumundayız, bunu yapacağız ama şu tabiatta şu doğada ne olur ne olmaz Rabbim nerede neyin tasarrufunu nasıl kılar bunu biz bilemeyiz. Şimdi meteoroloji ne yapıyor tahminlerde bulunuyor. Şimdi bu tahminler bakıyorsunuz bazen isabet ediyor bazen etmeyebiliyor. Mesela eskiden şu andaki gibi bizim meteorolojik özellikle mekanizmalarımız yoktu ama şimdi biz bu noktada çok güçlüyüz. Yani birçok meteoroloji haberlerini zamanında alabiliyoruz diyebilirim. Peki, buna karşı tedbirler, bu tedbirler noktasında da şu anda bakanlığımızın ve kurumlarımızın ciddi tedbirleri de var. Fakat buna rağmen altından kalkabiliyor musunuz, işte yeri geliyor kalkamıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’daki yangında bir kısmı etkilenen Yatağan Termik Santrali’ne ilişkin şöyle konuştu: “Şimdi bu Termik Santrali’nde eğer bazı ihmaller olmuş olsaydı orada çok büyük bir felaket yaşanabilirdi. Ama öyle oldu ki orada mesela burası özel sektöre ait, her türlü adımı attık tedbiri aldık, havadan, denizden ve karadan her türlü çalışmayı yürüttük. Hatta çevredeki vatandaşlarımızın bile destekleriyle santralden oradaki özellikle ağaçlardan arındırmayı temin ederek bu iki üç santrali hamdolsun yanmak ve patlamak bütün bunlardan kurtararak oradaki enerji noktasında çalışmalarını durdurmadık ve devam ettirdik. Hatalarımız olmuş olabilir, şunu yapmasaydık daha iyi olurdu diyeceğimiz şeyler olabilir. Ama bazı şeyler bileceğiz ki insanoğlunun gücünün üstünde olan şeylerdir. Yani bunu da görmemezlikten gelemeyiz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sel felaketi yaşanan Van’ın Esenyamaç köyünü ziyaret ettiği sırada Muhtar Ahmet Korkmaz’ın bazı CHP’liler tarafından susturulmak istenmesinin hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Ben her zaman bir ifade kullanıyorum bu ‘yalan terörü’ dediğim konu. Bu olay yalan terörünün uygulamasıdır, yalan terörünün de Türkiye’de mimarı Bay Kemal’dir. İşi gücü yalan terörüdür. İşte orada bakın Muhtar ne diyor, Bay Kemal ve yanındaki partilisi ne diyor ‘CHP’nin sayesinde’ diyor. Ya ne CHP’nin sayesi, ne yaptınız da CHP’nin sayesinde engellediniz. Şu ana kadar bulunduğunuz her yerde, şimdi mesela Antalya’da Belediye Başkanı kimde? CHP’de, Muğla’da kimde? CHP’de, İzmir’de kimde? CHP’de. Bütün buralarda acaba sizin karadan bu işlere müdahalelerde nerede itfaiyeleriniz, bunlarla müdahale etmeniz lazım. Hepsinde de biz devlet olarak bu işlere müdahale ettik. Helikopterle müdahale ettik, uçaklarla müdahale ettik ve bütün bu müdahaleleri yaparken de kalkıp kimseyi suçlamadık. Yine aynı şekilde DSİ bütün imkânları ile seferber oldu. Burada şu anda bizim kalkıp da bir yerden mal kaçırmanın gayretine girmemize gerek yok. ‘Ben ne yapabilirim şu anda’ onun gayreti içinde olmak lazım. Şimdi bir yerde sel baskını var, sel afeti var sen sel afetinde acaba ne yaptın. Bunu ortaya koyun, yok.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, altı bakanın gece gündüz demeden afet yaşanan bölgelerde görevli olarak bulunduklarını ve sadece yarın için Ankara’ya geleceklerini belirterek, “Sürekli yangında arkadaşlarımız Allah razı olsun gece gündüz demeden bölgede kaldılar. Milletvekillerim onlarla beraber gece gündüz çalıştılar, bölgeyi terk etmediler. Sürekli Antalya olsun, Muğla olsun, İzmir olsun hepsi. Ayrıca da takviyeler bütün belediyelerden buralara gönderdik. Gıda, giyim ve kuşam vesaire hepsi aynı kararlılıkla devam ediyoruz. Ben kendim gittim aynı şekilde Genel Başkan Yardımcılarım gitti, bu bizim millî manevi görevimiz ya bunları yapmayacağız da ne yapacağız?” değerlendirmesinde bulundu.

Yalan ve iftira konusunun siyasi hayatının her döneminde karşılaştığı ve mücadele ettiği bir sorun olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Kimle işte Bay Kemal’le. Birlik ve beraberliğimizi en çok güçlendirmemiz gereken tabi afetlerde bile maalesef bunlar yalan ve iftira çarkını işletmeyi sürdürmekten geri durmuyor. Yangınlarda uçak meselesinden cehalet veya kasıt ürünü nice yalana kadar bunun emarelerini hep birlikte gördük yaşadık. Televizyonlara konuşuyorlar, ‘bir tane helikopter görmedim’ diyor arkasından helikopterler geçiyor. ‘Uçak görmedim’ diyor uçaklar arkasından geçiyor. Sele HES barajlarının yıkılmasından bahsediyor, ya baraj dediğin olay affedersiniz borularla suyun nakledildiği olay olur mu? Bakın bizim barajlarda açık baraj sistemleri vardır ki bunlar gölet sistemidir ve bunlar daha çok yangın göleti diye ifade edebileceğimiz, oralardan bu tür afetlerde helikopterler iner oradan suyu alır ve yangının olduğu yere boşaltır. Ama oradan mesela uçaklarla aynı şeyi yapamazsınız, uçaklarla nereden alıyorsunuz denizden alıyorsunuz. Denizden alıp yangının olduğu yere gelip suyu boşaltıyorsunuz ve 10 saniyedir, 10 saniyede uçak oradan suyu alıp denizden gelip yangının olduğu bölgeye boşaltabiliyor. Tabi bu alanlarda da birçok tedbirler nitekim almamıza da neden oluyor inşallah o adımları da atacağız.”

BOZKURT’TAKİ SEL FELAKATİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bozkurt ilçesinde yaşanan sel felaketinde sosyal medyadaki “HES patladı” iddialarına ilişkin, şu değerlendirmelerde bulundu: “Bozkurt’taki santral su depolaması olmayan sadece borudan geçen su ile elektrik üreten regülatör tipi bir tesis, burada da 50 türlü yalana başvurdular. Yani bir defa böyle bir yani boru sistemiyle suyun nakledildiği bu olayda patlama ya da kapaklarının açılması nedeniyle taşkına sebep olması zaten mümkün değil. Bunun da bütün video çekimlerini her şeyini bu olayların olduğu süre boyunca zaten gösterdik. Ben bu yönüyle şahsen sosyal medyaya olumlu bakmıyorum ve sosyal medya ile olan bu noktadaki mücadelemizi de bu yalanları sebebiyle sürdüreceğiz. Vatandaşlarıma tavsiyem de bu yönde olacak, üstelik bu yalan ve iftira kampanyasının en başında da muhalefet adına konuşan siyasetçiler ve milletvekilleri bulunuyor. Yalandan başka hiçbir şey konuşmayanlar sosyal medya mecralarını da adeta kendilerine yuva edinmişler. Gençlerimiz başta olmak üzere tüm vatandaşlarımızı muhalefetin başını çektiği sosyal medya terörüne yalan rüzgârlarına karşı dikkatli olmaya özellikle davet ediyorum. Geleneksel medyada denetim görevini yerine getiren kurulumuz var, inşallah meclisin açılması ile birlikte sosyal medyaya yönelik denetim konusunda da gereken adımları atacağız. Sahada yürüttüğümüz cansiperane mücadelenin kendini bilmez birilerinin yalanıyla baltalanmasına ve gerçeklerin çarpıtılmasına da müsaade etmeyeceğiz.”

“TOPLAM AŞI SAYISINDA 86 MİLYONU GERİDE BIRAKTIK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid’le mücadele çerçevesinde istediğimiz noktada mıyız?” sorusu üzerine, Türkiye’nin salgın sürecini hem sağlık hem kamu güvenliği hem de ekonomik bakımdan en iyi yöneten ülkelerin başında geldiğini söyledi.

En başından beri maske, solunum cihazı, hastanedeki tedaviler ve yoğun bakım konularında Türkiye’nin kriz derecesinde bir sıkıntıyla karşılaşmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Pek çok ülkede insanlar aksayan hizmetlere isyan ederken ülkemizde kayda değer hemen hiçbir sorun yaşanmadı. Salgına karşı en büyük ve hatta tek korunma yöntemi olan aşılamada dünyada oldukça bir defa biz önlerde yer alıyoruz. Toplam aşı sayısında 86 milyonu geride bırakarak nüfusumuzun üzerinde bir rakama ulaştık. Tabi bizim özellikle şehir hastanelerimiz çok çok ciddi bir işlev icra ettiler. Yani ilk doz aşıda 45 milyonu, ikinci doz aşıda 34 milyonu, üçüncü doz aşıda 7 milyonu geçtik. Bu sayede, bir ara yükselme seyrinde olan vaka sayımız yeniden 18 binli rakamlara geriledi. İnşallah en kısa sürede bu rakamı çok daha aşağı çekeceğiz” diye konuştu.

“Bir taraftan da bütün dünyada ama Türkiye’de de aşıya karşı bir muhalefet var. Ciddi bir aşı karşıtlığı var. Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milletimin karşısında üç doz aşısını olmuş bir Cumhurbaşkanı olarak bulunuyorum. Bir sıkıntı olsaydı herhâlde kendimizi böyle bir riske sokmazdık” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Aşı tedarikinin dünyada zor olduğu bir dönemde dahi Türkiye olarak erkenden yaptığımız bağlantılarla süreci başlatmıştık. Benim buradaki tezim gönüllülük esasıdır. Yani aşı olmak isteyenler gönüllülük esasına göre aşı olmalıdır. Yani cebren, zorlamayla böyle bir şeyi doğru bulmuyorum. En yüksek risk gruplarından başlayarak kademe kademe aşılama yaşını genel uygulamada 15’e, kronik hastalarda ise 12’ye kadar biliyorsunuz indirdik. Bugün hastanelere başvuranların, hastanelerde yatanların, özellikle yoğun bakımda hayatta kalma mücadelesi verenlerin neredeyse tamamına yakınının aşı yaptırmayanlardan oluştuğunu görüyoruz. Aşı olduğu hâlde hastalananların sayısı çok istisnai seviyede. Bu gerçekleri de görmemiz lazım. Önümüzde böyle net bir tablo olduğu hâlde ilmi ve akli hiçbir gerekçeye dayanmadan aşı karşıtlığı kampanyası yürütülmesini doğru bulmuyorum. Elbette aşı olmamak kişilerin kendi tercihidir ama tercihin başka insanların hayatlarını riske atacak şekilde ortaya konmasına rıza gösteremeyiz. Onun için de gönüllülük esası diyorum şart olmalı.”

“AŞIDA GÖNÜLLÜLÜK ESASI ŞART OLMALI”

“Anladığım kadarıyla aşı konusunda gönüllük esası olsun diyorsunuz, herhangi bir zorunluluktan yana değilsiniz ama sizin de söylediğiniz gibi aşı olanlar da olmayanlardan mustarip onlarla aynı ortamda bulunmaktan dolayı.” sözleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öyle ne bir hakkı var ne bir yetkisi var. Bu konuda da zorlamaya gerek yok. Her şeyi zaten bu işin bilimsel yanı itibarıyla doktorlarımız, bilim kurulu vesaire onlar anlattılar, anlatıyorlar. Öyleyse bırakalım da bu işin ehli olan kimse onlardan dinleyelim ve cebren böyle bir yola tevessül edilemez. Ben yine söylüyorum ben üç kez aşı olmuş birisiyim. Gönüllülük esası burada şart olmalıdır. Ona göre de isteyen aşısını olur, isteyen olmaz ve bu şekilde de temenni ediyorum ki en kısa zamanda bu badireyi de inşallah atlatmış oluruz” ifadelerini kullandı.

“Bir projenin bitiş süresi geldiğinde o projeyi yapanlarla pazarlık yapıyorsunuz. ‘Şu kadar erkene çek, şu kadar gün önce bitir’ diyorsunuz ve birçoğu zamanından önce bitiyor. Aşı olmayanların bir kısmı ‘Ben Türk aşısını bekliyorum’ diyor. Bu süreçle ilgili bir hızlandırma ya da bu konu ile ilgili olarak bir an evvel Türk aşısının da gündeme gelmesi söz konusu olacak mı?” sorusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevapladı: “Murat Bey bu inşaat yapmaya benzemez. Bu farklı bir şey. Yani şimdi inşaatta böyle bir şeyi matematik iki kere iki dört diyebilirsin ama yani aşıyla ilgili çalışmaların şu anda başında olanlar hocalarımız vesaire onlar bize kalkıp da böyle bir matematik esasına dayalı bir tarih veremiyorlar ancak tahmini olarak yılsonuna kadar en geç bunu bitireceğiz diyorlar. İnşallah kendi aşımızı en kısa zamanda bitireceğiz diyen hocalarımız da var ve bu konudaki dışa bağımlılığımızı da inşallah azaltmayı hedefliyoruz diye bu müjdeyi bize bu şekilde hep söylediler. Temennimiz odur ki TÜRKOVAC en kısa zamanda elimizde olsun.”

“YÜZ YÜZE EĞİTİMİ BAŞLATACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüz yüze eğitim olabilecek mi yeni eğitim-öğretim döneminde? sorusunu ise “İnşallah olacak. Dün akşam da Bakanımla bu konuyu görüştük. İnşallah yüz yüze eğitimi başlatacağız ve yavrularımız da öğretmenleriyle yüz yüze inşallah çalışmaya başlayacaklar” şeklinde cevapladı.

Ziya Selçuk’un Millî Eğitim Bakanlığı görevinden af talebini yerinde bulduklarını ve yerine Millî Eğitim camiasını tanıyan Mahmut Özer’i göreve getirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Özer ile çalışmaları sürdürdüklerini belirtti.

Tokyo Olimpiyatları’na ilişkin değerlendirmeleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle kadın sporcuların performansıyla ilklerin öne çıkmasının kendilerini sevindirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Yani hele hele yani neredeyse iki altına gidiyorduk boksta yani burada Busenazların bir altın bir gümüşte, orada bir haksızlığa da maalesef kurban gitti. Ben inanıyorum ki iki altını almış olsaydık boksta, o tabii çok daha farklı bir şey olacaktı. Bizim yani olimpiyatlardaki derecemizi biraz daha artıracaktı. İki altın iki de gümüş oldu ve dokuz da bronz almak üzere şu ana kadar biz olimpiyatlarda böyle bir performansı yakalamış olduk. Doğrusu ben paralimpikte de daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Arkadaşlarımızın da bu noktadaki kararlılığını böyle gördüm. Bundan önceki olimpiyatlara göre bu defa daha başarılı bir şekilde dönecekler, bunu görüyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni anayasa çalışmalarına ilişkin, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yeni anayasa ile ilgili hazırlıklarını kendisine gönderdiğini belirterek, şöyle devam etti: “Ben de bu çalışmayı yürüten arkadaşlarıma ve bu işin başındaki arkadaşımıza da o çalışma taslağını da verdim. Arkadaşlarımız onunla birlikte çalışmalarını da yaptılar. Şimdi biz de çalışmamızı belli bir noktaya getirdik, getiriyoruz. Nihai noktaya gelince de çıkan neticeyi ben de Sayın Bahçeli’ye takdim edeceğim ve onların da incelemesinden sonraki durumu tekrar bir değerlendirmeye alacağız.”

“Seçim Kanunu’nda değişiklik olacak mı?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de yine aynı şekilde genel başkan yardımcım Hayati Bey’in riyasetinde bir ekip, Milliyetçi Hareket Partisi’nden de bir ekiple görüşmelerini yaptılar, yapıyorlar. Bu çalışmaları da bana takdim ettiler, ben de baktım. Şimdi onun üzerinden son çalışmaları da yapıyorlar. Yine çalışmadan sonra da yine Sayın Genel Başkanla bu gelinen noktayı bir müzakere etme şansı bulacağız” açıklamasında bulundu.

MUHALEFETİN ERKEN SEÇİM TALEBİ

Muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarının hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Yani bunu artık unuttuk, konuşmuyoruz. Çünkü artık hedef Haziran 2023. Bunu Devlet Bey de müteaddit defalar söyledi, biz de söyledik. Yani muhalefetin başka işi gücü yok sürekli bunlarla meşgul oluyor ve bunlarla meşgul olmakla netice alacağını zannediyor. Böyle bir şeyin netice vermeyeceğini defalarca söylediğimiz hâlde, bırakın da işinize bakın. Ülkeye bir katkınız var mı ülkenin kalkınmasına bir katkınız var mı veyahut ülkede yapılan şu çalışmaya bir katkınız var mı? Bunların söyleyin. Bunlarda böyle bir katkı var mı böyle bir dert var mı? Yok. Hâlâ erken seçim merken seçim. Yani erken seçim olup da bundan bir netice alacaklarından değil, bunlar hedef saptırmaktan başka bir şey de değil. Bu ülke artık açıklanan yol haritasını değiştirmek isteyenlere fırsat vermeyecek. Bizim işimiz var. Biz şu anda çalışıyoruz. Daha çok şeyler yapmamız lazım. Bunlara bu fırsatı vermedik, vermeyeceğiz. Bu ülkede önümüzdeki seçimin tarihi bellidir ve o tarihte bu seçim yapılacaktır.”

Ankara’da 26 fabrikanın açılışında konuşan kaynak ustası Melek Tuğ’un görüntülerini izleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tuğ’un meslek lisesini bitirerek, usta noktasına geldiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “Dedim ‘Artık üniversiteyi de bitirmen lazım’ ve inanıyorum ki bu azimle üniversiteyi de bitirir. Tabi orada patronun Melek’ten memnun olması, ona orada önde bir yer vermiş olması kadının geldiği yeri göstermesi bakımından çok çok önemli. Firma da tabi sıradan bir firma değil. 250 milyon dolar ihracatı olan bir firma. Bizim Anadolu yakasındaki Türkiye’nin en uzun bayrak direğini bunlar yaptı. Biz de açılışına gitmiştik. Hatta Ulaştırma Bakanımıza onu söyledim. Dedim ‘Bu direğin bir benzerini de Avrupa yakasına yapalım. Anadolu ve Avrupa yakasından iki bayrak direği birbirini selamlasın.’ İnşallah şimdi ikincisini de Avrupa yakasında yapacağız. Kadınımızı hor görmek, onların ilim tahsilinde veya bu tür yerlerde mevki makam sahibi olmasına engel olmak hiç kimseye kazandırmaz. Güveneceğiz ve yolculuğumuza da bu şekilde devam edeceğiz.”

Türkiye’nin eskiden toplu iğne dahi üretemeyen bir ülke olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, toplu iğne üretemezken bugünkü hâle geldik. Mesela şu an IDEF Fuarı çok başarılı bir fuar oldu ve ciddi manada siparişler var.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki işsizlik rakamları ve istihdama ilişkin soruya, “Her zaman tabi söylediğim bir şey var. Bir konuya çok büyük ehemmiyet verdiğimi söyledim. Yatırım, istihdam, üretim, ihracat. Bu dört başlık bizim için çok önemli. Tabi yatırım olursa arkasında istihdam gelirse onun arkasında ne gelecek? Üretim gelecek. Üretim geldikten sonra da ihracatta uluslararası camiada siz de yerinizi alırsınız” ifadelerini kullandı.

“İHRACATTA 210 MİLYAR DOLAR DUVARINA YAKLAŞTIK”

Türkiye’deki işsizliğin iki buçuk puan rekor düşüşle yüzde 10,6’ya düştüğünü bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “İnşallah artık bu iyiye doğru bir gidiş olacaktır. Ve güzel olan nokta şu, bütün sektörlerde istihdam artışı yaşandı. Böyle bir dönemdeyiz. Hizmet sektörünün istihdamı salgın öncesi seviyesine yaklaştı. Tabii bizim için önem arz ediyor. Sanayi istihdamı yeniden 6 milyonu aşarak, en yüksek seviyesine ulaştı. Bu çok çok önemli. Salgın kaynaklı istihdam kaybının oldukça üzerinde istihdam artışı sağladık. Türkiye ekonomisi artık toparlanma sürecinin ardından bir atılım içerisine girmiştir. Bunu görmemiz lazım.

Tüm dünyayı sarsan salgın döneminde ekonomimiz önemli bir sınav vermiştir. Yerinde ve zamanında aldığımız tedbirler sayesinde salgından en az etkilenen ekonomilerden biri olduk. 2020 yılını yüzde 1,8 büyümeyle kapattık. Bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 7 gibi güçlü bir büyüme kaydettik. Öncü göstergeler, ikinci çeyrekte yüzde 20’nin üzerinde güçlü büyümeye şimdiden işaret ediyor. Yılsonu büyüme beklentimiz ise orta vadeli programa göre yüzde 5,8’in dahi oldukça üzerinde. İhracatta rekor üstüne rekor kırıyoruz, işte 210 milyar dolar duvarına yaklaştık. 2021 yılı genelinde ihracatın inşallah 210 milyar doları da açmasını bekliyoruz. İşte dün Ticaret Bakanımla da görüştüm, baktım ki neşesi yerinde bayağı da çok çok ciddi ihracatta rakamlar veriyor. Nisan 2012’den bu yana reel kesim güven endeksi en yüksek seviyesine çıkmış vaziyette, bu da tabi ki olumlu sinyalleri veriyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye; ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır” Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye; ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır” için yorumlar kapalı 87289

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara’da 26 yeni fabrika ve altyapıların açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan öz güven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Sanayi Odası İkinci Organize Sanayi Bölgesi’nde 26 fabrika ve altyapıların açılış törenine katıldı.

Törende bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hükümetin salgın, yangın ve sel felaketleri başta olmak üzere, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, milletin refahını artırmaya yönelik çabalarını aralıksız sürdürdüğünü söyledi.

“YATIRIM, İSTİHDAM, ÜRETİM VE İHRACAT KONULARINI ÜLKEMİZ GÜNDEMİNİN EN ÜSTÜNDE TUTUYORUZ”

Özellikle yatırım, istihdam, üretim ve ihracat konularını ülke gündeminin en üstünde tutmaya büyük önem verdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugün burada Ankara’mıza kazandırdığımız 26 yeni fabrikanın yanı sıra; 2 bin 500 kişi kapasiteli bir camiyi, 16 dersliği ve 2 atölyesi bulunan bir okulu, arıtma tesisini, test merkezini, çevre analiz laboratuvarını, enerji hatlarını da hizmete açıyoruz. Açılışını yaptığımız bu tesislerin çok önemli bir ortak özelliği bulunuyor. Bu fabrikaların tamamı, salgın sürecinde yatırımlarını tamamlayarak faaliyete geçmiştir” dedi.

Tüm dünyada belirsizliğin hüküm sürdüğü, tedarik zincirlerinde aksamaların olduğu, birçok ülkede ticari hayatın neredeyse durma noktasına geldiği bir dönemde, Türk iş dünyası yatırımlarına hız verdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Ülkemiz ekonomisine duyulan güvenin bir işareti olan bu yatırımlar için sanayicilerimizin her birine teşekkür ediyorum. Esasen bu üretim tesisleri, ülkemizin gücünü ve potansiyelini göstermenin yanında, salgının başından beri sürekli ‘yandık-bittik-battık’ diyerek millete karamsarlık pompalayan felaket tellallarına verilmiş en güzel cevaptır. Türkiye, kendi ülkelerine yabancıların gözünden bakan özgüven yoksunu kifayetsizlere rağmen ekonomide, üretimde, tarımda, ticarette başarı çıtasını her geçen gün daha yükseğe taşımaktadır. Bu başarının mimarları ise Türkiye’nin gerçek potansiyelini bilerek yatırımlarını artıran sanayicilerimiz, iş adamlarımız ve onlara omuz veren emekçi kardeşlerimizdir.”

“SAĞLADIĞIMIZ DESTEK VE TEŞVİKLERLE DAİMA YATIRIMCILARIMIZIN YANINDA OLDUK”

Toplamda 1 milyar 600 milyon liralık bir yatırım bedeliyle hayata geçen fabrikaların, salgın döneminde 1.670 kişiye iş imkânı sağlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz de bu kritik süreçte sağladığımız destek ve teşviklerle daima yatırımcılarımızın yanında olduk. Bugün hizmete aldığımız üretim tesislerinin büyük çoğunluğuna teşvik belgesi vererek, devletimizin imkânlarından faydalandırdık. Ayrıca altyapı yatırımlarından arıtma tesislerine, hizmet destek alanlarından elektrik ve doğalgaz hatlarına, ibadethanelerden diğer donatılara kadar girişimcilerimizin her türlü ihtiyacını karşıladık” şeklinde konuştu.