Başbakan Binali Yıldırım,Gelecek 10 yılda yeni bir tarih, yeni bir destan yazacağız Başbakan Binali Yıldırım,Gelecek 10 yılda yeni bir tarih, yeni bir destan yazacağız için yorumlar kapalı 10651

Başbakan Binali Yıldırım, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) “Vizyoner 2017 Programı” gala yemeğinde konuşma yaptı. Yıldırım, yaptığı konuşmada, Türkiye’nin sanayileşme ve kalkınma sürecine çok önemli katkılar sunan MÜSİAD’ı tebrik ederek, başarılar diledi.

İzmir Aliağa’daki TÜPRAŞ’ta yaşanan iş kazası sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı dileyen Yıldırım, “Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız mesele ile ilgili hemen gereken adımları attı, kapsamlı bir soruşturma başlattı. Tabi ki hedefimiz hiç iş kazası yaşanmayan, hiçbir emekçinin hayatını kaybetmediği bir iş dünyası, bir iş alemi sağlamak.” dedi.

Türkiye’nin ne büyük zorluklardan geçerek bugünlere ulaştığını ifade eden Başbakan Yıldırım, “1990 ve 2000 yılları arasındaki dönemde dünyada kriz falan yok, dünyada bir sorun yok. Sorun nerede? Türkiye’de. Niye Türkiye’de sorun var? Çünkü Türkiye’de istikrar yok, güçlü iktidar yok. O yüzden de Türkiye, 1990-2002 yılları arasında yüzde 3 ancak büyüyebilmiş. Her şey var, dünya krizi yok. Dünya büyümeye devam ediyor ama Türkiye o yarışta geri kayıyor. Sebebi belli. Güçlü iktidar yok, iç meseleleriyle enerjisini tüketen bir Türkiye var.” diye konuştu.

Yıldırım, 2003-2016 yıllarında ise küresel krizlerin yanı sıra ülkede üretilen krizlerin olduğunu anlatarak, konuşmasına şöyle devam etti:

“Her ikisi birleştiği halde, güçlü iktidar, sürekli istikrar olması dolayısıyla ortalama büyüme yüzde 5.6. 1990-2000’li yılların iki katı büyüme sağlıyoruz. Dünya büyümesinin de iki katından fazla büyüme oranına sahibiz. Buradan anlatmaya çalıştığım şey şu; bir ülkenin büyümesi ve önüne koyduğu hedefleri gerçekleştirmesinin olmazsa olmaz şartı, o ülkede idareye duyulan güven ve ülkedeki yönetimdeki istikrardır. Türkiye son 15 yılın bu sağladığı imkandan dolayı çok büyük kazanımlar elde etmiştir. Bir Türkiye, üç Türkiye olmuştur. Bütün göstergelerde bunu görmek mümkündür. 2002’de satın alma paritesi gücüne göre Türkiye’deki kişi başı milli gelir, AB’nin kişi başına milli gelirinin yüzde 37’sini oluşturuyordu. Bugün ne oldu bu oran? Yüzde 62. Demek ki Türkiye, AB ile aradaki refah açığını kapatıyor. ”

Küresel ekonomik krizin 2008’de başladığını, hala da bitmediğini belirten Yıldırım, “Türkiye, 7 milyon 600 bin vatandaşına iş sağlamış. Bu ne demektir? Her yıl ortalama 950 bin vatandaşımıza yeni iş, aş imkanı oluşturduk ve 2010-2017 dönemi itibariyle OECD ülkeleri arasında, istihdam oluşturmada bir numara olduk.” dedi.

Başbakan Yıldırım, 2002’de enflasyonun AK Parti iktidara gelmeden önce yüzde 35 olduğunu, önceki yıllar yüzde 60-70’e kadar çıktığını söyledi.

2004 yılında, ülkenin siyasi tarihinde 34 yıl aradan sonra tek haneli enflasyonla Türkiye’nin tanıştığını anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

“2012 yılında ise son 44 yılın, en düşük enflasyonu gerçekleşti yüzde 6.2. 2002 yılı itibariyle yüzde 11.5 olan merkezi bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 11.5’tu. Şimdi yüzde 1.1 seviyesinde. Yani Maastricht kriterlerinin oldukça altında. Maastricht kriterlerini koyanlar, bu kriterleri aşan kendileri oldular. Bize nasihat çekenler şimdi o kriterlerden hiç bahsetmiyorlar.

Merkezi yönetim harcamalarının yüzde 43.4’ü, yarıya yakını nereye gidiyordu? Faize. Bütçenin yüzde 44’ü faize gidiyordu. 2016’da bütçenin yüzde 8.6’sı faize gidiyor. Vergi gelirlerine baktığımızda da durum vahim. Yüzde 85.7’si faize gidiyor. Bugün ne kadarı gidiyor? 2016 sonu itibariyle yüzde 10,9’u. Faiz giderlerinin milli gelire oranına baktığımızda 2002’de, faiz giderlerinin milli gelire oranı yüzde 14.4. 2016’da 2’nin altına düşmüş, yüzde 1.9. Faiz giderlerinin milli gelire oranı aynen kalsaydı, yani yüzde 14.4 olarak devam etseydi, 2003-2016 yılları arasında bu ülke dişinden, tırnağından arttırdığı, sizlerin derleyip, toplayıp biriktirdiğiniz paraların toplam 2 katrilyon 6 trilyonu faize gidecekti. Faizi düşürdüğümüz biz ne kadar ödedik? 701 milyar ödedik. Hala yüksek. 701 milyar da az değil. Ama 2.6 katrilyonla kıyasladığımız zaman çok önemli bir tasarrufu sağlamış oluyoruz. Ne demektir? 1.9 katrilyon fazladan faize ödemekten bu ülkeyi kurtardık. Nereye gitti bu paralar? Bu yollar nasıl yapıldı? Hastaneler, okullar, köprüler, tüneller… İşte bu faize verilmeyen, faizcilere verilmeyen, arttırılan 1.9 katrilyon parayla yapıldı.”

Yıldırım, faiz ödemelerini azaltarak oluşturdukları bu tasarruflarla ülkenin, vatandaşın ihtiyacı olan hizmetleri gördüklerini aktardı.

Yine 2002 yılında kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 72 olduğunu belirten Yıldırım, “Bir senede derleyip, topladığı paraların yüzde 72’sini, üçte ikisinden fazlasını, borca ayırmak zorunda. 2016’da ne kadar? Yüzde 28. Bu durumda Avrupa’nın borç yükü bakımından en iyi ülkesi Türkiye. 1992-2002’de Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı, 11.6 milyar dolar. Bu ne demektir? 1 milyar dolar civarında yılda para girmiş. Peki 2003-2016 arası ne olmuş? 180 milyar dolar. 2017’yi de dahil ederseniz bugüne kadar 186 milyar doları bulmuş. Bu nereden oluyor? Güveniyor. Ülkenin geleceğine yatırımcı güvenirse gelir para koyar. Yoksa bizi çok sevdiğinden kimse parasını getirip buraya yatırmaz. Öngörülebilirlik, vizyoner… Vizyon demek, geleceği okumak, geleceği görmek, gelecekle ilgili tahminleri yapmak, ona göre iş tutmak.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, 2017 sabit fiyatlarıyla devletin bir yılda 60 milyar liralık yatırım yaptığını anlatarak, şöyle devam etti:

“2017’de 128 milyar liraya çıkmışız, yıllık yatırım. Tam bir kat fazla ama özel sektörünkine asıl dikkat çekmek istiyorum. Biz, iki katına çıkarmışız. Siz ne yapmışsınız? 2002 yılında 182 milyarlık bir yılda yatırım yaparken, 2017’de 4 kat artırmışsınız 801 milyar lira yatırım yapmışsınız. Ülkeyi kalkındıran, ekonomiyi büyüten, istihdamı arttıran yine sizsiniz. Biz sadece organizasyon yapıyoruz. Rakamlar ortada. Biz alt yapı yapıyoruz. Yolu biz yapıyoruz, havaalanını biz yapıyoruz, okulu, hastaneyi biz yapıyoruz. Ama onun üzerindeki araçları, makinaları, üretimi siz yapıyorsunuz. Rakamlar bunu ortaya koyuyor. Kamu, zannederler ki dünyanın yatırımını yapıyor. Asıl yatırımı özel sektör yapıyor, devletin sesi çok çıkıyor. Gizli kahramanlar, sessiz kahramanlar bu salonda. MÜSİAD yapıyor, diğerleri yapıyor. Bu ülke için taş üstüne taş koyan herkesin, başımın gözümün üzerinde yeri var. Yeter ki çalışın, üretin, bir vatandaşımıza daha fazla iş verin. Ne istiyorsanız emrinizdeyiz.”

Başbakan Yıldırım, gençlere iş bulmak gerektiğini anlattı.

İş bulunamadığı zaman gençlerin ülkeye “gönlünün kırıldığını, geleceğe olan ümidinin azaldığını” aktaran Yıldırım, “Bunu da terör örgütleri çok iyi kullanıyor maalesef. Ama Allah’a şükür orada da büyük mesafe aldık. Bakın 2016’da dağa çıkarılan genç sayısı 600 iken 2017’de sadece 70. Orada da önemli gelişmeler var ama o güvenlik boyutuyla alınan tedbirlerle sürdürülebilir değil, arkasından o gençleri hayata bağlamamız lazım, onun için daha çok çalışacağız, daha çok yatırım yapacağız, daha çok üretim yapacağız, daha çok ürettiğimizi satacağız. Aradaki makası kapatacağız.” ifadelerini kullandı.

Türk ekonomisinin bir ticaret bir de bütçe konusunda açığı olduğunu vurgulayan Yıldırım, bu iki açık ne kadar küçültülürse ekonominin o kadar büyüyeceğini, para piyasaları ve finansla ilgili göstergelerin o kadar güçleneceğini, geleceğe bakışın kuvvetleneceğini ve kendinden de o kadar emin olunacağını ifade etti.

KAMU VE ÖZEL SEKTÖR ORTAK YATIRIMLARI

2002 yılında 242 milyar liralık toplam yatırım olurken 2017’de bu tutarın 929 milyar liraya çıktığını belirten Yıldırım, bu rakamda özel sektör ve kamu yatırımlarını birleştirdiklerinin altını çizdi.

Binali Yıldırım, “Özet: Kamu-özel, 15 yıllık iktidarımızda bu ülkede yaptığımız yatırım, 9 katrilyon 200 trilyon lira. Sizin yaptığınız, bizim yaptığımız hepsini birleştirdik 9,2 katrilyon. Bunu milli gelire böl ne çıkıyor? 3,5. Milli gelirimiz ne kadar? Geçen seneki 3 katrilyona yakın. Bunu böldüğümüzde ‘Türkiye nasıl üç kat büyüdü?’ diyenlere selam olsun, işte rakamlar ortada.” diye konuştu.

Bunların devletin kayıtlarından çıkan rakamlar olduğunun altını çizen Yıldırım, kayıt dışının ise bu rakamlara dahil olmadığına dikkati çekti. Kayıt dışılığın hükümetleri döneminde yüzde 50’lerden yüzde 30’lara gerilediğine değinen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Yine de kayıt dışılık var. Bizim gibi büyüyen ekonomilerde, öngörülebilirliğin zaman zaman ölçülemediği ekonomilerde bu olabilir, bunu da gözardı etmememiz lazım. Bunun ötesinde devlet-özel sektör işbirliği var. Bu model de hükümetimiz döneminde çok gelişti. Özellikle büyük projeleri biz -kamunun kaynağı yetersiz- yapamıyoruz. Onun için bu modeli hükümetimiz döneminde ulaştırma yatırımları başta olmak üzere, sağlıkta, eğitimde kullanmaya başladık. Bu şekilde yaptığımız yatırımların da bir kıyasını yapalım. Biliyorsunuz merhum Özal döneminde başladı bu yap-işlet-devret projeleri. Kamu-özel ortaklığının ilk başladığı yıllar, 1986 yıllarıdır. 1986’dan 2002’nin sonuna geldiğimizde, 16 yıllık dönemde sadece 11,4 milyar dolarlık 67 proje kamu-özel ortaklığıyla yapılmış. 2002’den bugüne 48,7 milyar dolarlık proje gerçekleştirilmiş, parasal olarak, proje sayısı da 154. 67’den 154’e, 11 milyardan 49 milyar dolara çıkmış. Hükümetlerimiz döneminde gerçekleştirilen yap-işlet kapsamındaki projeler için, devlete projeyi yaptırdık, başladı çalışmaya, iş görüyor, yetmez devlete ödenecek pay 70,7 milyar dolar, işletme süresince. Hani diyorlar ki ‘Bunları pahalı pahalı yaptırıyorsunuz, devlet bunlara çuval çuval para ödüyor.’ İşte söylüyorum, 48 milyarlık yatırım yapmışız, 71 milyar dolar üstüne para alıyoruz. Hem de eseri de alıyoruz. Süre bitiyor köprü de benim, havaalanı da benim, hastane de benim. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. Ne yapalım, bu memleket böyle. Herkes uzman.”

Başbakan Yıldırım, yap-işlet-devret projelerinden 70,7 milyar dolar alırken 10 milyar dolar da ödeme yapacaklarına işaret ederek, “70’ten 10’u çıkar, 60 milyar cepte, Allah bin bereket versin. Hesapları Lütfi yaptı. Eğer yanlış yaptıysan Lütfi canına okurum. Lütfi Elvan, Kalkınma Bakanımız, mühendistir, üniversiteden de arkadaşımdır. Planlamacı aynı zamanda, Kalkınma Bakanımız. Bu yap-işlet-devretlerde ulaştırma sektörü başı çekiyor. Aşağı yukarı 36 milyar dolar sadece ulaştırma sektörünün, diğerleri de diğer sektörlerden.” diye konuştu.

ENERJİ VE TARIM SEKTÖRÜNDEKİ YATIRIMLAR

Enerji sektörünün de önemine işaret eden Yıldırım, enerji talebine yönelik yatırımlarla 2002 yılında yaklaşık 32 bin megawatt olan kapasitenin 2017’de 81 bin 400 megawatt’a çıktığını vurguladı. Yenilenebilir enerji konusunda da önemli adımlar atıldığını ifade eden Yıldırım, bu kaynakların çeşitlendirilmesi gerektiğini söyledi. 2002’de 12 bin megawatt yenilenebilir güç bulunduğuna işaret eden Yıldırım, bugün 36 bin Megawatt’ın geçildiğinin altını çizdi.

Tarım sektörüne desteklerin de 2002’de 2 milyar liranın altında olduğunu vurgulayan Yıldırım, bugün bu rakamın da 13 milyar liraya çıktığını bildirdi. Bu alanda 6 kattan fazla bir artış olduğuna işaret eden Yıldırım, imalat sanayinde katma değer üretmenin de önemli olduğunu söyledi. Dünyada katma değer sağlayan ürün imalatında Türkiye’nin 2002’de dünyada 20. sırada, Avrupa’da ise 10. sırada olduğuna değinen Yıldırım, “2015 verileri var. Dünyada 16. sıraya, Avrupa’da da 6. sıraya yükselmişiz. Bu yetmez. Üç kat beş kat giderken burada ufak gidiyoruz. Demek ki ne yapacağız? Daha fazla akıl terini alın terine katarak, katma değeri yüksek ürünlere gideceğiz.” dedi.

Bilgi yoğunluklu yatırımlara yönelmek gerektiğini vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bilgiye sahip olmak, bilgiyi üretmek, bilgiyi kaynağa dönüştürmek. Şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan bu. Bunun için de araştırma geliştirme, yenilikçilik çok önemli. Yerli patent başvuru sayısında da kayda değer bir gelişme görüyoruz. 2002 yılında sadece 414 yeni patent başvurusu bir yılda yapılmışken, 2016’da 6 bin 445 yeni patent başvurusu olmuş. Bu da Türkiye’nin dinamik gücünün, sanayicisinin, işadamının ne kadar yeniliğe açık, ne kadar dönüşüme açık, geleceğe yönelik ne kadar olumlu bakış açısı olduğunu gösteriyor. Artık gelecek sanal gerçeklikte. Yavaş yavaş dünya, sanal gerçekliğe doğru gidiyor, yani yapay zekaya gidiyor. Bunlar ülkeleri diğerleri ile fark yapacak işlerdir. Makine imalatı, büyük tezgahlarda üretilen parçalar bizi farklı yapmayacak. Akıl teriyle ürettiğimiz ürünler bizi farklı yapacak. Onun için daha fazla araştırma, daha fazla geliştirme, daha fazla yenilikçilik. Bunlara kafa yoracağız. Herkesin yaptığı işi yaparak fark oluşturamayız. Herkesin yaptığından daha farklı bir işi yapmak, büyük fark oluşturacak. 100-150 yıllık geçmişi olan şirketler artık büyük cirolu şirketler değil. Dünyada bilinen 15 yıllık geçmişi olan şirketler, onları üç kat, beş kat geride bıraktı ciro olarak. O şirketler de akıl terini kullanan şirketler. Demek ki akıl teri, alın terinin yerini almaya başladı ama sadece akıl teriyle olmaz. Alın teriyle akıl teri beraber çalışacak ve bu şekilde ülkemiz beklediğimiz yere gelecek.”

Başbakan Yıldırım, bugün nüfusun neredeyse tamamına mobil telefon verebilecek kapasiteye ulaşıldığını, bu rakamın da göreve geldiklerinde 22 milyonun altında olduğunu bildirdi. İnternet erişimi bakımından nüfusun yüzde 82’sine ulaşıldığının altını çizen Yıldırım, “Coğrafi alan olarak yüzde 95’teyiz. Ancak bilgi toplumu, yani internet üzerinden ticaret yapma, seyahat etme, devletten hizmet alma, e-devlet gibi, ‘bilgi toplumu’ diye bahsedilen ölçüde yüzde 68’deyiz. Biz göreve başladığımızda yüze 40’ın altındaydık. Avrupa ülkelerine neredeyse yaklaştık, altyapımız da ona göre çok güzel gelişiyor.” değerlendirmesini yaptı.

EĞİTİM YATIRIMLARI

Eğitimde de 300 bin yeni derslik yaptıklarını, 500 bin yeni öğretmen atadıklarını ve üniversitelerin sayısını 76’dan 85’e çıkardıklarını kaydeden Yıldırım, bu anlamda “muazzam bir altyapı eksikliğini giderdiklerini” ancak içerik konusunda hala yapılacak işleri olduğunu ifade etti.

Bugün gençleri mesleğe yönlendirmede yeterli bir eğitim altyapısı olmadığının altını çizen Yıldırım, “Herkesin normal lise ile geleceğini planlaması büyük bir açmazdı. Gelişmiş ülkelerde temel öğretimden ortaöğretime geçerken, yüzde 70’i öğrencilerin kararını veriyor. İlim adamı mı olacak, zanaatkar mı olacak, meslek sahibi mi olacak, bunun kararını veriyor. Biz liseyi bitirinceye kadar ne olacağımıza karar vermiyoruz.” dedi.

Bu anlayışla işlerin planlamasını yapmanın da kolay olmayacağının altını çizen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Onun için bu TEOG meselesini bu çerçevede görmek lazım. Bir sınavla öğrencilerin bir sonraki adımını belirlemek öğrencilere de haksızlıktır, okula da haksızlıktır, veliye de haksızlıktır. Bu bir süreç. Ta ilkokula başladığı günden başlıyor, ortaöğretim, yani bizim anladığımız şekliyle lise yıllarına gelinceye kadar öğrencinin şekillenmesi lazım. Kabiliyeti ne, nereye gidecek? Bunu da aile, okul, öğrenci birlikte inşa edecek. İşte yapmak istediğimiz bu. Bir sınav yaparak, kaderini bir sınavın stresine öğrencileri bağlamak istemiyoruz.”

Sağlık kuruluşlarını tek çatı altında topladıklarını ve yaşanan çilelere son verildiğini kaydeden Yıldırım, bu alanda Avrupa ülkelerinin bile gıptayla bakacağı bir konuma gelindiğini söyledi.

Türkiye’de 2002’deki bebek ölüm oranı binde 31,5 iken 2016’nın sonunda bu oranın binde 7’ye düştüğünü vurgulayan Yıldırım, doğumda anne ölüm oranının da binde 64’ten binde 14’e gerilediğini ifade etti.

Yoksulluk ve sosyal yardımlarda da Türkiye’nin önemli bir mesafe katettiğini vurgulayan Yıldırım, şunları söyledi:

“2002 yılında 2 milyar lira civarında sosyal yardım var, belediyelerle 5-6 milyar lira. Bugün ne kadar? 33 milyar lira devlet sosyal destek veriyor, vatandaşlarına engellilere, yaşlılara, gelir düzeyi yeterli olmayanlara. Bizim kamu yatırımları ne kadar geçen sene? 127 milyar lira kamu yatırımı var, 33 milyar lira sosyal destek var. Yani belediyeler hepsi dahil, 127 milyar lira devlet yatırım yapıyor ama insanına da 33 milyar bütçesinden kaynak aktarıyor. Tabii ki aktaracak. Sosyal devlet lafla olmaz, vatandaşına sahip çıkmakla olur. Daha fazlasını yapacağız. Nasıl yapacağız? Daha fazla büyüyeceğiz. Ekonomimizi daha fazla büyüteceğiz. Milli gelirimizi daha çok artıracağız, oluşturduğumuz katma değeri de vatandaşımıza vereceğiz. Hedefimiz bu.”

Başbakan Yıldırım, dış yardımlar konusunda Türkiye’nin en gelişmiş ülkelerle yarışa girdiğini, ABD’den sonra dış yardımlarda en fazla yardım yapan ülke konumunda olduğunu, milli gelire oranla Türkiye’nin ilk sırada bulunduğunu anlattı.

Yıldırım, “Cömert bir ülkeyiz. Geleneğimiz, inancımız gereği bunu yapıyoruz. Veriyoruz, misli misli de geliyor. Veren el alan elden daima üstündür. Biz buna inanıyoruz.” dedi.

Konuşmasında Orta Vadeli Plan’a da (OVP) yer veren Yıldırım, “Garipler de dünya kadar hazırlık yaptılar o gün, MTV konuşuldu, başka bir şey bizim OVP güme gitti. OVP 2018-2020 arasını kapsıyor. Bu programda büyüme var, istihdam var. Büyümeye ve istihdama katkı sağlayacak 5 öncelik belirledik. Birincisi, ekonomideki istikrarın sürmesi. İkincisi nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi. Üç, yüksek katma değerli üretime yönelme. Dört, iş ve yatırım ortamının daha da kolaylaştırılması. Beş, kamu hizmetlerinde kalite.” diye konuştu.

E-devlet uygulamalarının yaygınlaştırılacağını, bürokrasideki hantallığın azaltılacağını aktaran Yıldırım, vatandaşla kamu görevlisi arasındaki resmiyetin kaldırılacağını dile getirdi.

“İki arkadaş gibi oturacaksınız, meselenizi ortaya koyacaksınız, çözümü beraber üreteceksiniz” diyen Yıldırım, devlet daireleri ile vatandaş arasındaki mesafenin azaltılması hatta tamamen ortadan kalkması gerektiğini söyledi. Bunun bürokrasiyi basitleştirilmesi, kamu hizmetlerinin kalitesinin artırılması ve hizmetin elektronik ortama taşınmasıyla mümkün olacağını kaydeden Yıldırım, şöyle devam etti:

“8 bin 200 tane kamu hizmeti var yaklaşık. Vatandaşın devletle münasebeti olarak Sadece 2 bin 600’ünü biz elektronik ortamdan verebiliyoruz. Yapacağımız daha çok iş var, inşallah bunları da yapacağız. Elektronik ortamdan hizmet vermeye başladığımız ilk zamanlardan bir hatıramı sizinle paylaşayım. Neler yaşadık? E-devlet hizmetlerini kabullenmesi kamudaki çalışanların kolay olmadı. Çünkü bir anlamda kamusal güç elden gidiyor. Pasaport alınacak, koymuşuz ekrana, işte internet üzerinden pasaportunuzu alabilirsiniz. Ne kadar güzel, yazıyor, şuraya bas, bunu işaretle filan, topluyorsun, gönder, gönderiyorsun, pasaportu filanca gün git al. Gayet mutlu herkes, koşa koşa pasaport almaya gidiyor, bankodaki memur kağıdı uzatıyor, ‘Şunu doldur, adın soyadın, ana adın, baba adın’, ‘Ben doldurmuştum’ diyor, ‘Sen bir daha doldur’. ‘Nüfus kağıdı getir, ikametgah getir, fotoğraf…’ ‘Ben göndermiştim’, ‘Olmaz; 4-6 ebadında, arkası beyaz zemin olacak, fotoğraf çektir getir, şuraya git, parayı yatır’… Yaptığı bütün işleri yok farz edip tekrar hepsini yeniden yaptırtıyor. Bunlar şimdi büyük oranda gitti. Sorgulama yapıyorsunuz, hizmet alabiliyorsunuz, birçok işinizi, hatta vergi filan da yatırıyorsunuz.”

Salondakilere, elektronik ortamda vergiyi rahat şekilde ödeyip ödemediklerini soran Yıldırım, iş adamlarının esprili şekilde alacaklarını aynı kolaylıkla alamadıklarını söylemeleri üzerine, “Devlette alacağınız kalmaz. Merak etmeyin. Bugün almazsanız yarın alırsınız. Yarın olmazsa bir sene sonra. Biraz KDV alacağınız var biliyoruz, niye başımıza kakıyorsunuz? İşleri düzeltince ödeyeceğiz” diye esprili yanıt verdi.

Büyümenin gelecek üç yılda minimum yüzde 5,5 olmasını hedeflediklerini kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:

“Ayrıca işsizliği de 2019’dan itibaren -çok iddialı bir hedef- tek haneye düşürüyoruz. Yani yüzde 10’un altına düşürmeyi hedefliyoruz. 2020’de biraz daha düşecek. Buradaki problemimiz şu; Biz istihdam oluşturuyoruz. Sağolun yatırım yapıyorsunuz, yeni istihdam alanları açıyorsunuz ama istihdama katılım genç nüfusumuz olduğu için oluşturduğumuz istihdamdan daha fazla, bu bir. Üretime katılım oranı yüzde 43’lerdeydi yüzde 53’lere geldi. Hanımlar daha fazla hayatın içinde olmaya başladı, güzel bir şey, tebrik ediyoruz. Daha da artmasını bekliyoruz. Bunları bir şikayet olarak söylemiyorum. Daha fazla işyeri açmamız lazım, daha fazla üretim yapmamız lazım, daha fazla ticaret yapmamız lazım. Önemli bir konu, ihracat yapıyoruz ama ihraç ettiğimiz ürünlerin içinde yüzde 70’den fazlası ithalat. Bu bizim büyük bir açmazımız. Buradaki yerlileştirme ve millileştirme çalışmamıza da hız vereceğiz. Bu niye olmuyor, bizde yok mu? Her şey var? Rekabet edecek düzeyde değil. Rekabet edecek düzeye iç üretimimizi getirmemiz lazım. Buna önümüzdeki üç yıl içinde yoğunlaşmış olacağız. Yine üç yıllık programda 2020’nin sonunda 195 milyar dolar ihracatı hedefliyoruz.”

Nano teknoloji, biyoteknoloji, bilgi iletişim teknolojileriyle ileri malzeme teknolojisi alanında araştırmacı yetiştirilmesi, araştırma altyapılarının oluşturulması, Ar-Ge destek ve ticarileştirme programlarının uygulanması için daha cömert destek vereceklerini ifade eden Yıldırım, “Bunlar bize fark oluşturacak, bunlar bizim katma değer sağlayacağımız alanlar olarak önümüzde duruyor.” dedi.

Petrokimya, ilaç ve savunma ile ilgili yatırımlara daha fazla önem vereceklerini belirten Yıldırım, robotik, nesnelerin interneti, büyük veri, yapay zeka teknolojileri ve bunların yerli üretimini içeren sanayinin dijital dönüşümü yol haritasını, üç yıl içinde tamamlamayı hedeflediklerini aktardı.

Binali Yıldırım, OVP’de yüksek katma değerli teknolojik dönüşüme müsait hizmetlerin ihracının artmasına ayrı bir önem vereceklerini, turizm gelirlerini artırmaya yönelik desteklerini sürdüreceklerini de dile getirdi.

“BİZ KENDİMİZİ KENDİMİZLE KIYASLAR HALE GELDİK”

Yıldırım, şunları söyledi:

“Bugüne kadar başardıklarımız, başaramadıklarımız ortada. 15 yıl, iktidardayız. Şimdi kendimizi bir önceki 15 yılla kıyaslamak da çok fazla milletin ilgisini çekmiyor. Biz kendimizi kendimizle kıyaslar hale geldik. Onun için işimiz biraz zorlaştı. Ben bunları 2005’te size anlatsaydım, hiç zorlanmazdım. Şimdi 2002’den beri olanların hepsini anlatmam lazım. Siz diyorsunuz, ‘Ne anlatıyorsun kardeşim, bu dönemlerde siz hep iktidardasınız. Ne varsa vebali boynunuza.’ Bakın 15 yılda ülkede başımıza gelmeyen kalmadı. Hatırlayın, iktidara gelmişiz, 19 Kasım 2002. Hükümet kurulmuş. 58. Hükümet… 8 Ocak 2003, zehir zemberek silahlı kuvvetlerden açıklama; ‘İrticaya geçit yok, şöyle yaparız, böyle yaparız.’ Keskin bir bildiri. 1,5 ayda nereden geldi bu? O gün maalesef Diyarbakır’da bir uçak kazası oldu, 57 vatandaşımız hayatını kaybetti. Dolayısıyla bu bildiri güme gitti. Hiç kimsenin ilgisini çekmedi, ta ki 2007’ye kadar. 27 Nisan’da tekrar bildiri. E-muhtıra olarak karşımıza geldi ama o arada sizin bilmediğiniz, bizim çok iyi bildiğimiz bir sürü işler oldu. Yani tabiri caizse ‘Kan kustuk, kızılcık şerbeti içtik’ demek durumunda kaldık. Devlette insicam bozulmasın, istikrar bozulmasın diye her türlü dirence karşı vatandaşa verdiğimiz sözün arkasında durduk.”

“HUKUK DEVLETİNDE OLMASI GEREKEN O OLACAK ”

Sonraki dönemde cumhurbaşkanlığı seçimindeki 367 tartışmalarını hatırlatan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Onu da aştık. Bu sefer malum 17/25 Aralık FETÖ’cülerin yargı darbesi. Ondan önce MİT meselesi vesaire. Yargıyla ilgili başka karşılaştığımız sorunlar ve nihayet Gezi olayları. Gezi olayları durup dururken mi oldu? Faizler 100 yıllık seviyenin altına düşmüş, yüzde 4,6’ya gerilemiş. Enflasyon yüzde 6’lara inmiş. Türkiye, o ay IMF ile borcunu sıfırlamış. En büyük projeleri, üçüncü havalimanı, 11 milyar avroluk Yap İşlet Devret projesini gerçekleştirmiş. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ihalesini yapmış, her bakımdan iyiye giden bir ülke ve hemen Gezi olayları. 17/25 Aralık, nihayet, 15 Temmuz. 15 Temmuz, yaptığı tahribat bakımından 1960 ve 1980 darbelerinden daha yıkıcı bir olaydır. Sonuçları itibarıyla söylüyorum ve bugün bir yıldan, 15 aydan beri biz bunun doğurduğu hasarları ortadan kaldırmak için çalışıyoruz. Yeni yeni hasarın büyüklüğü ortaya çıkıyor. Bakın müebbet hapisler ardı ardına geliyor, istediğin kadar sen rüya tabirleri gönder, umut pompala. Herkes yaptığının hesabını verecek. Türkiye hukuk devleti, hukuk devletinde olması gereken neyse o olacak. 250 vatan evladının kanına giren bu alçaklar hesabı verecek ve nitekim veriyorlar.”

AK Parti’nin 15 yıldır iktidarda olduğunu ve bu sürede başardıklarının ve başaramadıklarının bulunduğunu aktaran Yıldırım, “Ben hep şöyle diyorum, 15 yıldır şeytan taşlamadan arta kalan zamanlarda iş yaptık. Şeytanları azalttıkça daha fazla zamanımız olacak bundan sonra daha çok işe yoğunlaşacağız, daha çok işe yoğunlaşacağız, daha çok iş yapacağız, daha çok üreteceğiz, daha çok insanımızın yüzünü güldüreceğiz. Bu başarıları bugüne kadar nasıl birlikte elde ettiysek bundan sonra da omuz omuza, el ele birlikte daha fazlasını inşallah yapacağız. Reel sektörümüzle, sanayicimizle, işçimizle, memurumuzla, çiftçimizle çok daha iyi seviyeleri, çok daha yüksek standartları elbette yakalama fırsatı bulacağız.” değerlendirmesini yaptı.

Bu girişimleri, bu çalışmaları yine engellemek isteyenlerin mutlaka olacağını, bundan kaçışın olmadığını ifade eden Başbakan Yıldırım, sözlerini, “Kıskananlar, önümüzü kesmeye çalışanlar çıkacak. Bölgeye bakın, bölgede yeni planların gözümüzün önünde nasıl hayata geçirilmeye çalışıldığını görüyorsunuz. Güney sınırlarımızda yeni bir kuşak oluşturulmaya çalışılıyor. Yeni bir başağrısı oluşturulmaya çalışılıyor hem Irak’ta hem Suriye’de ama biz buna izin vermeyeceğiz. Bu bizim milli güvenlik meselemizdir. Ülkemizin, milletimizin geleceğidir. Onun için bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, birlikte Türkiye olacağız. Türkiye mutlaka hak ettiği yere gelecektir. Bundan dost, düşman herkes emin olsun, ülkemiz Cumhurbaşkanımızın riyasetinde, liderliğinde 2023 hedeflerini gerçekleştirmek için canla başla hükümetimiz çalışıyor. Özel sektörümüzle, sizlerle beraber el ele vererek bunu başaracağız. İnşallah gelecek 10 yılda da yeni bir tarih yazacağız, yeni bir destan yazacağız.” diye tamamladı.

NOTLAR

Programda, MÜSİAD Vizyoner 2017 tanıtım filmi izletildi. Etkinliğe, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, MÜSİAD üyeleri ve davetliler katıldı.

Bakan Elvan ve Sarıeroğlu ile MÜSİAD Başkanı Abdurrahman Kaan, firma temsilcilerine plaket takdim etti.

Ayrıca Kaan, Afrika’da Başbakan Yıldırım adına 30 kişiye katarakt ameliyatı yapıldığını söyledi, Yıldırım, Kaan’a teşekkür etti.

Önceki HaberSonraki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D özel yayınına katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D özel yayınına katıldı için yorumlar kapalı 85100

CNN TÜRK ve Kanal D ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzensiz göçmenlerle ilgili, “Herkes şunu bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz, adımımızı da ona göre atıyoruz” dedi.

“Türkiye’nin Afgan göçmenlerle ilgili politikası nedir?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’den, 4 milyona yakın göçmen geldiğini ve bunlardan meslek ve sanat sahibi olan birçok Suriyeli’nin vatandaş olduğunu anımsattı.

Afganistan ile ilgili durumun biraz daha farklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda gerek İran kapısından gerek Irak’tan duvarlarımızı ciddi oranda yükseltiyoruz. Buralardaki yükselen duvarlar, bu düzensiz göçün ülkemize girmesini engellemek için. Bu çalışma devam ediyor. Çok da fazla kalmadı. Tamamıyla sınırlarımız bu surlarla, bu duvarlarla örülüyor” diye konuştu.

“TÜRKİYE YOLGEÇEN HANI DEĞİLDİR”

Bu son gelişmelerde Afgan halkının içine düştüğü durumun çok sıkıntılı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Taliban ile bunların yaşadığı şu andaki süreç çok sıkıntılı. Bu konuda da biz bazı çalışmalar yapıyoruz. Nedir? Taliban ile bazı görüşmelere varıncaya kadar şu anda ilgili kurumlarımız çalışıyor. Hatta belki benim bile onların lideri durumunda olacak olanı kabul etme durumum olabilir. Niye? Çünkü bizim bu tür şeylerde eğer üst düzeyde bunları kontrol altına alamazsak, bunlar kontrol altına alınamadığı takdirde bu defa Afganistan’daki barışı, sulhu sağlamamız da mümkün olmaz. Şimdi Afganistan’da bizim adeta soydaşlarımız durumunda olanlarda var. Şimdi bütün bunlarla birlikte bazı adımları atıp yanımıza kimleri alabiliriz, onların çalışmasını yapıyoruz. Ben bununla ilgili olarak da mesela ilgili üst düzey yönetici arkadaşlarımı yurtdışına gönderdim. Aynı şekilde Katar ile bu akşam görüşmem oldu. Burada Taliban’ın attığı adımları nerede durdurabiliriz, nerede sulhe yönelik bir adım atarız? Diplomasi dediğiniz budur. Her şeyi savaşla, askerî olarak halledeceğiz diye bir şey var mı? Yok. Askeriyenin veya savaşın geçerli olduğu yer var ama bir de siyasetin, diplomasinin geçerli olduğu yer var. Benim elim nereye kadar uzanıyorsa veya benim siyaset anlayışım nereye kadar muvaffak olabilecekse orayı bizim başarmamız lazım. Şu anda Afganistan’da bu konumdayız. Afganistan’ı bir kenara itemezsiniz. 35 milyon nüfusu olan bir ülke. Bizim bağlarımızın tarihe dayandığı bir ülke. Bunu bir kenara atmak mümkün değil. Bütün bunlarla birlikte herkes şunu da bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Yani bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz adımımızı da ona göre atıyoruz. Ülkemizde sosyal medyada birilerinin abarttığı şekilde sınırlarımızdan düzensiz göç akını, bu da söz konusu değil. Biz bu duvarları boşuna mı yapıyoruz? Bu surları şu anda boşuna mı örüyoruz? Yoğun bir şekilde, üstelik bütün gözetleme kulelerine varıncaya kadar. Yapmakta olduğumuz surlarda bunların hepsi var.”

Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında 2020’de 505 bin 375 yabancının yasa dışı yollarla ülkeye girişinin engellendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bunu başarmış bir ülkeyiz” dedi.

“DÜZENSİZ GÖÇ HAREKETLERİ KAMERA SİSTEMLERİYLE İZLENİYOR”

Bu rakamın 2021’de 253 bin 300 civarında olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu da başardık. Yakalanan Afgan düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümü yetkili kurumlarımız tarafından tekrar Afganistan’a sınır dışı ediliyor” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fiziki güvenlik tedbirleri kapsamında İran sınırının 156 kilometrelik kısmına güvenlik duvarı örüldüğünü, 85 kilometrelik duvar çalışmasının ise şu anda devam ettiğini, ayrıca 109 kilometrelik kısmın da aydınlatma sistemiyle donatıldığını kaydetti. 79 kilometre boyunca da kamera ve algılayıcı sistemlerin inşa edildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece düzensiz göç hareketlerinin sürekli olarak kamera sistemleriyle izlendiğini belirtti.

Bunun yanında termal kameralarla gece geçişleri önlenirken aynı zamanda İHA’lar vasıtasıyla sınırların kontrol altında tutulduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğu sınırımızın 740 kilometrelik kısmında kullanılacak ve entegre sınır yönetiminde kilit rolü olan elektronik kuleler ve haberleşme kulelerinin yüzde 90’ı tamamlandı. Emniyet ve Jandarma tarafından sınır bölgelerimize ve düzensiz göç rotası olarak belirlenen bölgelere ilave birlikler sevk edilmiştir. Bütün bu tedbirleri niye alıyoruz? İşte bu düzensiz göçü engellemek için alıyoruz. Ama birileri de içeride maalesef bu işleri sabun köpürtür gibi, bu yalanla beraber bu adımları atıyorlar. Ben de bunu izan, insaf sahibi olan vatandaşıma, halkıma ülkenin Cumhurbaşkanı olarak duyurmuş oluyorum.”

Son zamanlardaki sel ve yangınlardan dolayı yoğun bir gündem yaşandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ara yangınla uğraşırken bir diğer taraftan da sel felaketiyle karşı karşıya kaldık. Bu sel felaketinde de şu an itibarıyla 1 kaybımız var ama henüz aranmakta olan başka vatandaşlarımız da var. Fakat binalardaki zemin yüksekliği bakıyorsunuz iki kat, bazı yerlerde üç katı buluyor, böyle bir felaket. Ne Dereli’deki felaket, ne Rize-Artvin’deki felaket. Bugün Bartın’da, Sinop’ta ve Kastamonu’da olan, onları da aşmış durumda. Bütün bakan arkadaşlarımız, AFAD hepsi şu anda oradalar ve kurumlarımız ile birlikte çalışmalarını devam ettiriyorlar” ifadelerini kullandı.

Programa gelmeden önce felaket bölgesindeki bakanlarla görüştüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Oralardan ayrılmayacaksınız dedik. Çatı katından ve damlardan helikopterlerimizin kurtardığı insanlar var” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sel bölgesindeki vatandaşlara “Tüm vatandaşlarıma bir şey hatırlatmak istiyorum. Darda, zorda kalmadıkça ulaşıma adeta kapalı sayılabilecek kara yollarını da tercih etmeyin. Çünkü her an heyelan olabilir, her an o yollardan geçerken bu heyelanlar ile birlikte Allah göstermesin trafik tıkanıklığının ötesinde tehditler olabilir. Bu tehditlerin içerisinde tabi ki can güvenliği olayı var. Onun için nereden yol veriyorlarsa oralardan gitmek en isabetli olacaktır” diye seslendi.

ORMAN YANGINLARI

Orman yangınlarına ilişkin bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, orman yangınlarının ciddi manada kontrol altına alındığını söyledi. Canlı yayın öncesi Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile yapılan çalışmaların son durumu hakkında görüştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bekir Bey ile görüştüm, büyük oranda kontrol altına alındığını söyledi. Sadece ‘Bugün Burdur-Bucak’ta yeni bir yangın olayı çıktı ama kontrolümüzün altındadır’ dedi. Araç gereç noktasında gerek uçaklarla gerek helikopterlerle gerek bütün itfaiye araçlarımızla, arazözlerle hakikaten farklı bir güce eriştik ve bu gücümüz yangın söndürmedeki başarı oranımızı da ciddi manada artırdı. Helikopterlerimiz çok çok büyük fonksiyon icra ettiler. Uçaklar çok büyük fonksiyon icra ettiler, ediyorlar. Çok kısa zamanda denizlerden suyu alıp yine kısa zamanda söndürme alanına gidebiliyorlar, helikopterlerimiz hakeza öyle. Burada Türkiye iyi bir yere ulaştı ve bunu arttırarak devam edeceğiz. Birilerinin dediği gibi ‘Ne helikopter gördük, ne uçak gördük’ değil, öyle bir şey yok. Yüzlerce arazöz arazide dolaşıyor, onlarca helikopter dolaşıyor, aynı şekilde uçaklar dolaşıyor. Yaptıkları sortiler bakıyorsunuz çok çok fazla.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin tüm bunları görmediğini ifade etti.

Yangınların çıkış sebebine ilişkin çok çeşitli iddiaların ortaya atıldığı ve terör örgütlerinin işi olabileceği yönünde yorumların yapıldığı anımsatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu çok rahat söyleyebiliriz, elbette yangınların çıkış nedeni olarak bütün ihtimaller üzerinde çıkış anından itibaren durduk ve bunların polisiye olarak araştırmaları yapıldı. Polis teşkilatımızın yaptığı araştırmaların dışında özellikle bütün teşkilatımızın oralardaki faaliyetleriyle acaba buralarda böyle bir şey var mı yok mu bunların araştırmaları yapıldı” değerlendirmesinde bulundu.

Yürüyen soruşturmalarda gözaltına alınanların ve tutuklananların olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunlarla beraber aldığımız istihbaratlar var. Yani Millî İstihbarat Teşkilatımızın verdiği bilgiler var, emniyet istihbaratın verdiği bu noktada bilgiler var ama şunu biliyoruz ki bunlar arasında ailesinde terör örgütü iltisaklı kişiler de var” dedi.

Terör örgütünün sicilinde geçmişte orman yangınları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen yıl biliyorsunuz Hatay’da bunları yaşadık. Hatay’da yaşadıklarımızın içinde nitekim teröristler de çıktı. ‘Hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan yanan ormanlarımıza, bal yapan arısından uçan kuşuna, can havliyle buzağısını doğurduktan sonra telef olan ineğine kadar yitirdiğimiz her bir canın hesabını soracağız’ dedik” ifadelerini kullandı.

Buna müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yani her şeyi RTÜK ile çözelim. RTÜK neyle uğraşacak? Amerika’da bir Twitter olayı nelere vesile oldu. ‘Bizim Türkiye’de ofisimiz var’ diyor. Yalan söylüyorsun Türkiye’de senin ofisin yok. Türkiye’de senin şu anda görevlendirdiğin elemanın yok. Öyleyse bunlara, bunun bedelini bizim ödetmemiz lazım. Ofisini açacaksın, vergini, her şeyini ödeyeceksin. Açmadığın takdirde de bedelini ödeyeceksin. Bu noktadaki çalışmalarımızı Meclis’in açılmasıyla birlikte farklı istikamette takipçisi olarak yürütmemizin gereğine inanıyorum. Çünkü kurumlarımızın ve görevlilerimizin fedakârlıkla yürüttüğü yangınla mücadelemize gerçek dışı bilgi ve haberlerle leke sürmeye çalışıyorlar. Manipülasyonun, dezenformasyonun bini bir para. Buna nereye kadar tahammül edeceksin? Bu kadar gayret, bu kadar kahramanlar ortada canı pahasına koşacak, bunlar ise bunu söyleyecek. Artık bu yıkıcı faaliyetleri yapanlara bakıyor ve hiç şaşırmıyoruz. Ama hiç şaşırmadığımız gibi de bunların da diyoruz ki bir bedeli olsun artık.”

Türkiye’ye orman yangınlarıyla mücadele sürecinde verilen uluslararası desteklere ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Rusya, Azerbaycan, İran ve daha sonraki safhada İspanya’nın destek verdiğini söyledi.

Ukrayna’nın üç tane uçak gönderdiğini ve dört tane helikopterle devreye girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan ve Gürcistan’dan destek geldiğini, Moldova, Belarus, Polonya, Avusturya ve Fransa’nın da birer helikopter gönderdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu uçak ve helikopterlerin farklı noktalardaki yangınları söndürme çalışmalarında aktif olarak kullanıldığını ve işleri ciddi manada kolaylaştırdığını ifade etti.

Yine bu süreçte birçok ülke ve uluslararası kuruluştan “geçmiş olsun” dileği ile dayanışma mesajları alındığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şahsım, milletim adına bu ülkelere en kalbi duygularla selam, sevgi, saygılarımı gönderiyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınların kontrolü sürecinde kendilerine, “sanatçılar girişimi” adını veren oluşumun Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni hedef alan açıklamalarını nasıl değerlendirdiği yönündeki soruya, şu cevabı verdi: “Bir kulağımdan giriyor, öbür kulağımdan çıkıyor. Onların meslekleri sanat. Hangi sanatsa sanatlarını icra etsinler. Biz de onların başarı oranına göre, onlara saygı duyalım. Ama kalkıp da erken seçimmiş, yok bilmem işte şu andaki başkanlık sistemi doğru değilmiş. Bırak, o iş bizim işimiz. Biz ömrümüzü buna verdik. Anlamazsınız bu işten. Piyanodan anlıyorsan piyanonu çal. Kemaniysen keman çal, dinleyelim. Sazendeysen sazını çal, dinleyelim. Ama kalkıp da bu işlere burnunu sokma, o iş bizim işimiz.”

“Ekşi Sözlük”te yayımlanan, “halk ayaklanmak için daha ne bekliyor?” mesajıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığı ifade edilerek, “Son dönemde bunların gündeme taşınmasının altında başka bir şey olabilir mi?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu bilmemiz lazım hiçbir dijital mecra hukuktan azade değildir. Onlar da gereği gibi bunun bedelini ödeyecektir. Takma isimlerin arkasına saklanarak kişilere iftira, hakaret edilmesine, millî manevi değerlere küfredilmesine, ayaklanma çağrıları yapılmasına hiç bir şekilde müsaade etmeyiz ve bizim yargı sistemimiz de buna asla müsaade etmez. Bu platformda yalan haber, iftira, terör propagandası, darbe çağrısı ve ırkçılığın adeta yatağı olmuş vaziyette. İtibar suikastı, hedef gösterme ne ararsan bunlarda var. Dolayısıyla biz de bunların takipçisiyiz. Planlı, programlı olduğu çok bariz olan bu kampanyalarla halkımız sürekli olarak tahrik edilmeye çalışılıyor. Bir iftira, hakaret ve yalan tezgâhı gibi bunlar çalışıyor. Adı üzerinde ekşi sözlük. Bayağı ekşi.”

“ÜLKEMİZ YANGINLARLA MÜCADELEDE İKİ ASRA YAKLAŞAN KURUMSAL BİR TECRÜBEYE SAHİP”

Manavgat’taki yangının ardından bölgeye gittiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Kalemli köyüne gittiğimde oradaki yaşlı bir amcanın ağlayışı çok anlamlıydı. ‘Benim buzağım, ineğim bunlar şimdi yok. Yandı, telef oldu’ dedi. Amca hiç merak etme biz ‘onların hepsini halledeceğiz’ dedim. ‘Peki, nasıl edeceksiniz benim traktörüm de yandı’ dedi. ‘Onu da halledeceğiz’ dedim. ‘Benim bir tane traktörüm, hem buzağımdı hem ineğimdi’ dedi. Başladı orayla onu kıyas etmeye. Hemen bak şimdi bakanımı çağırıyorum, hemen iki üç gün içerisinde senin traktörün sıfır kilometre gelecek. ‘Gelecek mi’ dedi, gelecek dedim. Biz hemen üç dört gün içerisinde Sanayi ve Teknoloji Bakanım traktörünü gönderdi. Ardından biri daha geldi, ‘Benim de yandı, hem de benim iki tane yandı’ dedi. Onun iki tane traktörünü de gönderdik. Fakat çok manidar bir şey oldu. Bir tanesi ‘Benim de yandı’ dedi, tamam dedim, seninkini de göndereceğiz. Biz gönderince o ne dese beğenirsiniz baktı ki 0 kilometre traktör, ‘Ben bunu almam. Traktörümü kullanabilirim daha. Ben onunla devam edeceğim, devletime teşekkür ediyorum. Ben bunu alamam’ dedi. Bizim milletimiz gerçekten farklı bir millet. Yani onu kendisine reva görmedi, ‘Yok, ben mevcut traktörümle çalışırım’ dedi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devam eden soruşturmalarda ulaşılan neticeleri vatandaşlarla paylaşacaklarını kaydetti.

“Yangınla mücadele sürecinde nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği” ve “yangına müdahalede yetersiz kalındığı yönündeki eleştirilere ilişkin görüşü” sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz yangınlarla mücadelede iki asra yaklaşan kurumsal bir tecrübeye sahip. Bunun yanı sıra her türlü teknolojik altyapıya da sahip” dedi.

Orman yangınlarıyla mücadelenin, Orman Genel Müdürlüğü’nce her yıl hazırlanan Yangın Eylem Planları kapsamında Yangın Yönetim Merkezi’nden sevk ve idare edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 19 yılda yangınlarla mücadele kapsamında kara ve hava araçlarını yenilediklerini, sayılarını artırdıklarını aktardı.

Karada yangınla mücadelede çok önemli yere sahip olan arazöz sayısını yüzde 70 artırarak, 1078’e çıkardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Araç parkında olmayan ve su ikmal araçlarından 281 tane daha aldık. Yangınlara anında müdahale için 2 bin 270 ilk müdahale aracı aldık. İş makinesi parkımızı yüzde 125 büyüterek 682’ye çıkardık. Yangınla mücadele hava filomuzu ise çok daha verimli hâle getirdik. Yangın söndürme uçaklarımızın su atma kapasitesi artırıldı. Burada tabii ki kiralama yollarına da gittik. Bunun yanında dost ülkelerden, sağ olsunlar ayrıca destekler geldi” bilgisini verdi.

Ülke coğrafyasındaki yangınları söndürmede en önemli hava aracı olan helikopter sayısının 2002’de 18 olduğunu, bu rakamı bu yıl 39’a ulaştırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınlar sırasında diğer ülkelerden gelen desteklerle helikopter sayısının daha da arttığına işaret etti. Erdoğan, “Hemen anında talep ettik, talep ettiğimiz ülkelerden sağ olsun hemen gönderen Azerbaycan gibi, İran gibi ülkeler oldu. Onların gönderdiği helikopterlerle helikopter sayımız ciddi manada arttı ve bu helikopterlerle de hakikaten çok ciddi işler gördük. Çünkü helikopterle, hazırladığımız helikopter havuzlarından su alabiliyorsunuz ve istediğiniz yere onlarla inebiliyorsunuz, bu avantajınız var” diye konuştu.

Uçakla her yerden su alınamadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Uçakla ancak denizlerden alıyorsunuz ama süresi çok iyi. Bakıyorsunuz 10 saniyede hemen dalıyor suyunu alıyor ve hemen yangın alanına suyunu boşaltıyor. O da yine kısa bir süre, uzun sürmüyor, çok kısa sürede iş görüyor. Bunlardan, örneğin Rusya’dan üç tane aldık bu süreç içerisinde. Şimdi belki önümüzdeki yıl daha farklı bazı düşüncelerimiz var. Belki onun üzerinde ayrıca duracağız. Örneğin diyelim ki önümüzdeki yıl belki kendimizi ait uçağımızı satın alacağız ve bunları satın almak suretiyle bunların içinde çok amaçlı olanlar da var. Onlar üzerinde görüşmelerimizi arkadaşlarımız yürütecekler ve bunlarla beraber de biz itfaiye noktasındaki ekibimizi, filomuzu çok daha güçlü hâle getirmiş olacağız.”

Türkiye’nin şu anda dünyada yangına en kısa sürede müdahale eden ülke konumuna geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bakın Amerika’da, Kanada’da, Rusya’daki, Rusya bu noktada çok güçlü ekipmanlara sahip, fakat bakın birçok yeri şu anda hâlâ çözemediler, halledemediler böyle sıkıntılar yaşanıyor. Yangınlarda ilk defa kullanmaya başladığımız insansız hava araçları sayesinde ilk müdahale süremizi de 12 dakikaya indirdik. Bu yıl yangın destek sistemini de devreye aldık, bu da bize ayrı bir güç kattı. Bu sayede yangının şiddetini, yönünü, risk altında olan yerleşim yerleri ve sanayi tesislerinin durumunu saniyeler içinde hesaplayarak anlık çıktıları alabiliyoruz. Örneğin termik santraller bizim için en büyük felaket noktalarıydı. Termik santrallerde olaya müdahale imkânını çok süratle yakaladık. Hem etrafını açmak suretiyle oradaki yangını söndürmeyi rahatladık hem de oradaki personeli boşaltma noktasında attığımız adımlar takdire şayandı.”

Yangınlara müdahalede “yetersiz kalındığına” yönelik eleştirilere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gözü var görmez, kulağı var duymaz, hani her şey dört dörtlüktür diye bir iddianın içinde olamam ama şöyle bir gerçek var yangınla mücadele ediyorsunuz, yangınla mücadele ederken bütün imkânları seferber ediyorsunuz” dedi.

Yangının içinden çıkan itfaiyeciyi hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yetersiz kalmak, bunu neyle izah edeceksin, bu yetersiz kalmanın tanımı nedir? Altı tane bakanım benim her an orada oldu, tüm itfaiye ekiplerimiz orada oldu, bunun yanında tüm kurumlarımız, AFAD’ı, Kızılay’ı ile orada oldu, bakan yardımcılarım aynı şekilde orada oldu. Peki, bunu söyleyenler acaba kendileri bunu nereden izlediler?” diye konuştu.

Yangında ilk defa kullanılmaya başlanılan insansız hava araçları sayesinde yangının şiddetini ciddi manada düşürdüklerini de anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu söyleyenler acaba buralarda nasıl bir zamanlama yapıldı, nasıl böyle bir sürate ulaşıldı, bunu biliyorlar mı? Bilmiyorlar. Sadece iftira at tutmasa iz bırakır, söyledikleri iş bu. Ama biz bütün ekibimizle, o kahramanlarımızla burada başarılı olduğumuza inanıyoruz. Hele hele yangınlarla mücadelede toplam 18 su atar uçak, 66 helikopter, dokuz İHA, bir insansız helikopter, 850 arazöz ve su tankeri, 430 iş makinesi ve yaklaşık 5 bin 250 personel görev yaptı, daha ne olacaktı? Bunlar yapıldı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yangında evleri yananların evleri ne zaman yapılmaya başlanacak? Hayvanlarını kaybeden köylülerin kayıpları ne zaman telafi edecek? Esnafın, sanatkârın yine sıkıntıları var onlar için bir şey düşünülüyor mu, bir tedbir paketi söz konusu olacak mı?” şeklindeki soruya, yangının ilk günü hemen zarar tespit komisyonlarını devreye soktuklarını ve bunların valilerin başkanlığında çalışmalarını başlattıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim programımız bir ay içerisinde inşaatların başlatılmasıyla alakalı talimatın verilmesiydi. Ve bu konuda TOKİ işini yüklendi ve süratle bir ay içerisinde inşaatlarımıza başlayacağız. Hedef, bir yıl içerisinde de bu inşaatları bitirmek. Bir yılın sonunda, o yangınların olduğu bölgede yanan konutları, en uygun şekilde, en uygun yerlerde yapıp bitirmek. Bu konu ile ilgili olarak da şu anda Çevre Şehircilik Bakanlığımız adımlarını atmış vaziyette, hatta peyderpey başlamış vaziyette. Süratle her bölge, nerede yangın olduysa oralarda bu adımlarımızı atıyoruz ve birinci yılın sonunda da inşallah bu konutların teslimine başlayacağız” ifadelerini kullandı.

“HIZLA AĞAÇLANDIRMA FAALİYETLERİNE BAŞLAYACAĞIZ”

Ahırlarıyla beraber yapılacak evlerin planlamasının da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de ilk etapta sadece 50 milyon buna ayrılmış vaziyette, fakat ‘Ben kiraya çıkabilirim’, ‘Ben ev bulabilirim’ eğer bu tür talepler varsa bu tür talebi olanlara da kirasını vermek suretiyle buralara çıkabilirler” dedi.

Bazı vatandaşların akrabalarına gidebileceğini söylediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Takdiriniz neyse, ama kiraya çıkmak istiyorsan biz kiranızı vereceğiz, kiraya da çıkabilirsiniz ve mobilyasını, A’dan Z’ye beyaz eşyasını hepsini de almak suretiyle onları oralara yerleştirmekte kararlı olduğumuzu kendilerine ifade ettik” dedi.

Yanan alanların imara açılması iddialarına ilişkin tartışmalara dair görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa’nın 169’uncu maddesinde çok açık şekilde “Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir” ifadesi olduğunu hatırlatarak, “Orada bir yapılanmaya falan gidemezsiniz, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık da yapılamaz. Yanan orman alanlarının bugüne kadar nasıl yeniden ağaçlandırdığımız ortada. Son yangınlardan sonra bu bölgelerde hızla ağaçlandırma faaliyetlerine başlayacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidar oldukları 19 yıllık dönemde 5,5 milyar ağaç diktiklerini belirterek, “Bunu bizim iktidarımız yaptı ve hâlâ da aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Yani vatandaşlar bu Bay Kemal’in yalanlarına itibar etmesin, yanan ormanlarımız küllerinden yeniden doğacak. Bu alanlar en verimli şekilde ağaçlandırılacak, yeniden orman olacak. Bunların ilgililerine sorun ‘Siz ne kadar ağaç diktiniz, sizin belediyeleriniz ne kadar ağaç dikti? Bize bunun cevabını verin’ deyin” ifadelerini kullandı.

İstanbul Belediye Başkanlığı dönemini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, belediye başkanlığını CHP’den aldığını ve o dönemde kentin kurak olduğunu söyledi. Kendisi göreve geldikten sonra şevlerin hepsini süratle yetişmiş ağaçlarla ağaçlandırdıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Altı ay içerisinde ne olduğuna İstanbullular şaşırdı. Zaten suyu da yoktu ki İstanbul’un, kurak. Biz geldik suya da kavuşturduk İstanbul’u hamdolsun. Şimdi burada da yine iktidara geldiğimiz günden beri orman varlığımızı artırmaya yönelik çalışmalarımız, yeşil vatanımıza ne kadar büyük bir önem verdiğimizi zaten ispatlıyor. Bu konudaki başarımız Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Küresel Orman Kaynakları Değerlendirme Raporu’nda da tescillendi. Onlar da bunu tescillediler. Türkiye 2015 yılında orman varlığını artıran ülkeler sıralamasında dünyada 46’ncı sırada iken, 2020 yılında 27’nci sıraya yükseldi. Türkiye en çok ağaçlandırma yapan ülkeler sıralamasında Avrupa’da birinci, dünyada altıncı sırada yer aldı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da 11 Kasım’ı “Millî Ağaçlandırma Günü” ilan ettiklerini hatırlatarak, bu kapsamda ülkenin dört bir yanında milyonlarca fidanı öğrencilerle beraber toprakla buluşturduklarını söyledi.

“Geleceğe Nefes” projesiyle de orman alanlarını genişlettiklerini ve yeni orman alanları oluşturduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları aynı şekilde devam ettireceklerini söyledi.

Yangınlarda Türk Hava Kurumu tartışması yaşandığı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk Hava Kurumu’nu ziyaret ettiği hatırlatılarak, “Türk Hava Kurumu ile ilgili düşünceleriniz nedir? Orayı yeniden ayağa kaldırmak gibi bir planınız var mı?” diye sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk Hava Kurumu devletin bir kurumu değildir. Bunu vatandaşlarımız bilmiyor, vatandaşlarımız zannediyorlar ki ‘Türk Hava Kurumu devletin bir kurumudur’, hayır değil. Nasıl çeşitli vakıflar, dernekler vesaireler varsa Türk Hava Kurumu da bunlardan bir tanesi” dedi.

TÜRK HAVA KURUMU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Hava Kurumu’nun elindeki uçaklara dair tartışmanın yeni bir tartışma olmadığının da altını çizerek, birkaç yıl önce “kurumun elindeki uçakların yetersiz olduğunu, Türk Hava Kurumu’nun mezarlığa döndüğünü ve mevcut yapısıyla bir yere varılmayacağını” söylediğini hatırlattı.

Orayı bir ziyaretinde bu durumu gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Türk Hava Kurumu yetkilileri gerekli adımları atmadığı gibi çalışır durumdaki uçakların da bakımını yaptırmayarak, hepsini adeta çürümeye terk etmişler. Yani oran itibarıyla o zaman, mesela bunların üç tanesi hani ‘pert’ diyoruz ya araçlarda filan, bunların da üç tanesi pert, altı tanesi ‘eh’ böyle bir durumda. Türk Hava Kurumu 1985’ten itibaren orman idaresine yangın söndürme hizmeti vermiş yani tedarikçi bir kurum olarak hizmet vermiş ve bunun için de karşılığında çok ciddi bedeller devletten, Tarım Orman Bakanlığı’ndan almış. Ama filosunu genişletme, mevcut uçaklarını modernize etme böyle bir derdi olmamış. Peki, o dönemde de kurumun arkasında kim vardı? CHP zihniyeti vardı ve böyle bir adım atmadılar. Şimdi çıkmış, ‘Türk Hava Kurumu’nu çalıştırmıyor’ diyorlar. Türk Hava Kurumu’nu çalışamaz hâle getiren sizsiniz, uçakların bakımını yaptırmayan kurumun eski yöneticileridir. Kurumun finansal sıkıntısı sebebiyle bu bakım ve onarım ihtiyacı giderilemediği için uçaklar hâlihazırda bile uçuşa elverişli değil ve çok daha açık, net konuşuyorum, kurumun içine düştüğü durumu, kurumu bu hâle getirenlerin kara propagandaları ile hükümete yöneltme çabalarını doğrusu ben hayretle izliyorum. Dürüst olun, samimi olun. Geçmişine baktığımız zaman Türk Hava Kurumu’nun orada zaten CHP zihniyetini göreceksiniz.”

“Geleceğe ilişkin birçok raporda afetlerin, marjinal hava hareketlerinin çok olacağı bunun da gündelik hayatı çok etkileyeceği ifade ediliyor. Önümüzdeki dönemde bu ifade edilen bu gerçekler yaşanacaksa yeni tedbirler almak gerekir mi? Örneğin bir Afet Bakanlığı gibi bir süreç söz konusu olabilir mi?” şeklindeki soruya ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Bakanlık dediğiniz zaman çok büyük işler yapar anlamına gelmez. Önemli olan kurumların çok güçlü olması. Şu anda AFAD bizim yani adeta bir bakanlık gibi çalışır hâlde. Nereye bağlı? İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Yönetim, ekip güçlü olduğu zaman AFAD’la çok şeyleri yapabiliyorsunuz ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte bu durumları biz düşündük. Tarım, orman, su mesela tek çatı altında yönetilmeye başlandı. Doğru planlama ve yönetimin tek elden yapılıp, koordine edilmesi amacıyla bu çerçevede de bu sürece devam ediyoruz. Şimdi buradan biz zaten bu işi yürütüyoruz, görüyoruz herhangi bir sıkıntımız yok. Dolayısıyla herhangi bir sıkıntı da olmadığına göre, şu anda tarım, orman, hayvancılık bu işi başarılı bir şekilde sürdürdüğüne göre, AFAD kurum olarak başarılı bir yönetim tarzı ortaya koyduğuna göre yapılması gereken ne olur bundan sonra, eğer bizim araç, gereç vesaire gibi kadro ihtiyaçlarımız olması hâlinde onlarla bunu takviye ederiz ve takviye etmek suretiyle de biz süreci devam ettiririz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da AFAD’ın çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini söyledi.

“Bu profesyonel ekibimizi böyle bir hâle getirelim ki bizim stoklarımızı da arttıralım” dediğini de anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna nereden geldik? Manavgat’ın Kalemli köyündeki o vatandaşımız bizden hani traktörü istedi ya, bizim dedim mesela traktörlerimiz olsun. 40-50 tane traktör AFAD’ın depolarında bulunsun. Herhangi bir şey olduğu anda biz hemen oradan onlara anında traktörünü gönderelim. Gerçi bu dönemde böyle bir şeye ihtiyaç var mı, yok. Niye, traktör üreten fabrikalardan zaten onun hemen anında siparişiniz verir alırsınız. Yani onun için beklemeye de gerek yok, hepsinin elinde zaten stokları var, oralardan da bu işi yürütürsünüz ama derdim başka, nedir? Böyle bir şey olduğunda ‘anında deponda var, depodan alır gönderirsin’ gibi çalışmalarla AFAD’ın profesyonel kadrosunu daha güçlü hâle getirmek ve herhangi bir afette şurada, burada filan hiç beklemeden olaylara anında müdahale etmek” ifadelerini kullandı.

“KOVİD-19 SALGINIYLA MÜCADELEDE ELİMİZDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAHIMIZ AŞI”

“Aşı olmayanlar için kapalı ve toplu alanlara girişlerinde PCR testi gibi yeni uygulamalar olacak mı? Böyle bir uygulama yapılacak olursa bunun insan hakları ihlali olacağını düşünen bir kesim de var. Siz nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, insan hakları ihlali düşüncesine katılmadığını dile getirdi.

Devletin görevinin vatandaşının sağlığını korumak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlığın korunması için gerekli olan neyse hastanesinden tut, ilacına varıncaya kadar bunları temindir. Biz bu işleri başardık. Şu anda dünyada bizim sağlık oluşumunda ulaştığımız noktaya neredeyse ‘benim’ diyen ülkeler ulaşamamıştır” diye konuştu.

Türkiye’yi şehir hastaneleriyle dünyada farklı bir yere taşıdıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid-19 salgınıyla mücadelede elimizdeki en güçlü silahımız şu anda aşı. Bunu kabul edeceğiz” dedi.

Hastalığın ortadan kalkması için toplumun büyük kısmının Kovid-19’a karşı bağışıklık kazanmasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunu ne ile kazanacak? Aşıyla. Onun için de vatandaşlarıma sakın bu oyuna gelmeyin diyorum. Biz toplumumuzun tamamının aşılanmasını istiyoruz. Buna göre de imkânlarımızı seferber ettik. Dağlara kadar hemşirelerimiz çıkıyor, oralarda aşıları yapmaya hazır olduğunu söylüyor. Tüm dünya Kovid denilen hastalığa karşı odaklanmış ve bununla mücadele ediyor. Birçok metot kullanılırken maalesef bazıları da bu işin hâlâ önüne geçmek istiyor ama biz de herkes gibi kendi aşımızı TURKOVAC olarak geliştirme çalışmalarını sürdürüyoruz ve bu aşılar insanlar üzerinde kullanılmadan önce güvenlik testlerinden de geçiyor. Bunu herkesin bilmesi lazım. Son günlerde artan vakaların aşılanma durumuna baktığımızda görüyoruz ki hastaneye yatanların, yoğun bakımlarda tedavisi gerekenlerin ekseriyeti, aşı olmayanlar veya aşı sürecini tamamlamamış olanlar. Anlıyoruz ki aşısızlar daha fazla hasta oluyor veya hastalığı daha ağır geçiriyorlar. Tüm vatandaşlarımızı ben Cumhurbaşkanları olarak aşı olmaya özellikle davet ediyorum.”

“TURKOVAC aşısı ne zaman kullanılmaya başlanacak?” sorusuna ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda ilgili hastanelerimiz yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Şu anda bunun Faz 3 aşamasındayız. Neticeleri şu ana kadar gayet güzel geliyor. Herhâlde müjdeyi yıl dolmadan alacağız” cevabını verdi.

“TEMENNİMİZ YÜZ YÜZE EĞİTİME GEÇEBİLMEK”

“Okullar açılacak mı, bu yıl yüz yüze eğitim olacak mı?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Eğitim Bakanı’nın değiştiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müjdeyi tabi, yeni Millî Eğitim Bakanımızdan bu hafta pazartesi günü yapacağımız kabine toplantısında müzakere edeceğiz. Kabine toplantısında kendisi bize sunumunu yapacak ve bu da o konular arasında yer alıyor. Aynı zamanda aşılarla ilgili çalışmalar yine bu konular arasında yer alıyor. Temennimiz yüz yüze eğitime geçebilmek. Bu konuyla ilgili Mahmut Bey hazırlıklarını bu istikamette yapmışsa ve gerçekten ‘Okullarımızı açalım’ diyorsa, biz de kabine olarak bu işe ikna olursak ‘hayırlı olsun’ deriz. Çünkü çocuklarımız da okullarına hasret kaldılar” değerlendirmesini yaptı.

Çatı aday tartışması ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusu anımsatılarak, “Kemal Kılıçdaroğlu rakibiniz olursa ne dersiniz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben bu tür bir şeyi düşünmekle sorumlu değilim” cevabını verdi.

Bu konunun Millet İttifakı’nın sorunu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlar kendi aralarında kararlarını kendileri versinler. Biz Cumhur İttifakı olarak kendi aramızda konuştuk ve sağ olsun Cumhur İttifakı’nın bir diğer kanadı Devlet Bey bu ismi zaten daha önceden açıkladı, partinin bu konudaki kanaati aynı şekilde zaten belli. Dolayısıyla kamuoyunu bu tür şeylerle çok da fazla meşgul etmeyelim derim. Millet İttifakı’nın sorunudur onlar nasıl düşünüyorsa o şekilde yola çıksınlar” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz” açıklamasının anımsatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun hayatında dış politika var mı? Şu ana kadar girdiği bütün seçimlerde mağlubiyetle çıkmış olan bir kişi. Peki, dış politika nerede yapılır? Uluslararası camiada yapılır değil mi? Uluslararası camiada Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış? Biz uluslararası camiada dış politika ile yattık, dış politika ile kalktık. Bütün uluslararası toplantılarda onlarla yattık, onlarla kalktık. Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış. Bunu konuşmayı bile ben zayi addederim.”

“YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARIMIZI YÜRÜTÜYORUZ”

“MHP ile AK Parti arasında yeni anayasa konusunda bir görüş ayrılığı var mı?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Biz yeni anayasa çalışmalarımızı yürütüyoruz ve son çalışmayı dün yaptık. Bu arada işin adeta koordinasyonunu yürüten arkadaşımız bütün son bilgileri heyetimizden aldı ve tekrar üzerinde çalışmasını yapacak. Son bir ‘efradını cami ağyarını mani’ diyebileceğimiz şekle dönüştürüp heyetimize bir sunum daha yapacak. Bu artık işi iyice eskilerin ifadesiyle ‘lübbül lüb’ olacak yani özetin özeti. Bu arada biz de Cumhur İttifakı’nın bir diğer tarafı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi işin başında hazırlıklarını getirmişti. Yine heyetimiz tarafından onun üzerinde çalışıldı. Biz de bu çalışmamız da nihayete erdirdikten sonra ben Devlet Bey’le bunu tekrar konuşacağım. Devlet Bey’e bu hazırlığımızı takdim edip bu çalışmamızı çok daha güzel bir noktaya taşıyalım. Beraberce de Meclis’in açılmasından önce aramızda bu hazırlığı adeta bitirme noktasına getirmiş olalım. Muhalefet partilerinden de somut anayasa metinlerini bir an önce milletimizin önüne koymalarını bekliyoruz ama onlardan da şöyle hakikaten bir ele alınıp değerlendirilebilecek bir çalışma görmedik. Böyle bir şeyi zaten düşünmüyorlar. Aslında gönül arzu eder ki tüm metinler ortaya çıktıktan sonra Meclis çatısı altında bunların müzakeresi yapılsın ve uzlaşma yolu aransın.”

Seçim sistemi ve Seçim Yasası’na ilişkin de Cumhurbaşkanı Erdoğan, “MHP’den arkadaşlarımızla benim belirlediğim partimizden arkadaşlarım bir araya geldiler, çalışmalar yaptılar. Bizim görüşümüzle onların görüşünü yine bu hafta içinde biz kendi aramızda değerlendirdik. Bizim 6-7 kişilik bir heyetimiz var ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden gelen görüşü de alarak bunları birlikte arkadaşlarımızla değerlendirdik. Orada bir yere inşallah varacağız” dedi.

“Ekonomi ile ilgili önümüzdeki günlerde nasıl bir yol haritası olacak?” sorusunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bu süreç içerisinde yani salgın boyunca sürekli destek paketleri açıkladık. Dünyada zaten sürmekte olan siyasi ve ekonomik dönüşümü bu salgın olumsuz olarak etkiledi. Ekonomik daralma bu etkilerden aslında birisi” diye cevapladı.

Türkiye’nin sağlık hizmetlerinde olduğu gibi ekonomide de aldığı hızlı tedbirlerle bu süreci kontrollü bir şekilde yürüttüğüne dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Küresel düzeydeki olumsuzluklara rağmen 2020 yılını yüzde 1,8 büyüme ile kapatarak gerçekten çok önemli bir başarıyı ortaya koyduk. Bu yıl ilk çeyrekte yakaladığımız yüzde 7’lik büyüme yılın tamamını gayet iyi bir seviyede kapatacağımızı habercisidir. İktidarının ilk 18 yıllık döneminde ortalama yüzde 5,1 büyüme oranına ulaşmış bir yönetim olarak bu başarının bizim için tesadüf olmadığı açıktır. Gezi olaylarından beri yaşadığımız her hadisede ekonomimiz hedef alındığı hâlde hatta 2018’de doğrudan açık ve alçakça bir saldırıya maruz kaldığımız hâlde biz bu neticeyi ne yaptık? Elde ettik. Salgın şartlarına rağmen yıllık ihracatımızın şu anda tüm zamanların rekorunu kırarak 200 milyar dolar eşiğini aşmış olması çok ama çok önemli. Sanayi üretimi tarafında ise herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Turizmde salgın şartlarının el vermesiyle birlikte bir büyük sıçramayı da bu arada hayata geçirdik. Her ne kadar orman yangınları canımızı acıtmış olsa da turizmdeki bu ivmeyi sürdürmekte kararlıyız.”

“HEM KENDİMİZİ HEM DEVLETİMİZİ GÜÇLENDİRECEK, HEDEFLERİMİZE ADIM ADIM YAKLAŞACAĞIZ”

Salgından en çok etkilenen hizmet sektörünün de hızlı bir toparlanma içinde olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Devlet olarak bugüne kadar doğrudan yardımlar, hibeler, destekler, teşvikler, ertelemeler yoluyla her kesimden insanımıza 700 milyar liraya yakın bir kaynak aktardık. Önümüzdeki dönemde de garip gurabasından esnafına, çiftçisinden sanayicisine kadar ihtiyaç sahibi her kesimin yanında yer almayı sürdüreceğiz. Biz şu veya bu yolla karşılıksız gelir elde edebilen bir ülke değiliz. Bizim petrol kuyularımız yok? Şimdi açtık, inşallah bunlar netice verdiği andan itibaren durum çok farklı olacak. Kazandığımız her kuruşu alın terimizle çalışarak, uğraşarak, mücadele ederek kasamıza koyuyoruz. Biz böyle bir ülkeyiz. Milletimiz zenginleştikçe devletimizin de gelirleri çoğalıyor. Dolayısıyla verdiği hizmetler de artıyor. Bu bakımdan hep birlikte çok çalışarak hem kendimizi hem devletimizi güçlendirecek, hedeflerimize adım adım yaklaşacağız. Geçtiğimiz 19 yılda ülkemizi nasıl üç kat büyütmüş ve zenginleştirmişsek inşallah 2023 hedeflerimize ulaştığımızda yeni ve çok daha büyük bir hamleyi hayata geçirmiş olacağız. Bu arada bakın son işsizlik rakamları geldi. İşsizlik rakamlarında ülkemiz hamdolsun yaklaşık 2-2,5 buçuk puan daha düştü. Bu da neyi gösteriyor? İşsizlikte de Türkiye şu anda olumlu istikamette ilerliyor.”

Fındık alım fiyatları sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar buğdaydan bakliyata ve çaya kadar pek çok ürünün alım fiyatlarını açıkladıklarını, üreticilerin bu fiyatlardan genel olarak memnun olduklarını gördüklerini söyledi.

Ayrıca kuraklık, sel, yangın gibi felaketlerde zarar gören çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanların zararlarını da telafi ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, fındığın ülkenin en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden biri olduğunu ifade etti.

FINDIK ALIM FİYATLARI

Fındığın özellikle Karadeniz Bölgesi’nde çayın yanı sıra temel geçim kaynağı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her zaman olduğu gibi bu mahsul döneminde de fındık üreticilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Şimdi sizlerin vasıtasıyla Toprak Mahsulleri Ofisimizin 2021 yılı fındık alım fiyatlarını tüm milletimizle, özellikle de Karadenizli üreticilerimizle paylaşmak istiyorum. Fındık alım fiyatımız yüzde 50 sağlam iç esasına göre, Giresun kalite fındık için kilogram başına 27 lira, levant kalite fındık için ise kilogram başına 26,5 liradır. Yüksek randımanlı fındığa en az 1 lira fazla ödeme yapılacaktır. Ayrıca çiftçilerimize verdiğimiz alan bazlı mazot ve gübre desteğini de kilogramda 2 lira olarak veriyoruz. Nihai olarak fındık fiyatları kilogramda 29,5 lira ile 30 lira arasında gerçekleşiyor. Bu fiyatların ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”

Kamu işçilerine yönelik zamlara ilişkin değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 700 bin kamu işçisini kapsayan sözleşmenin işçilere hayırlı ve bereketli olmasını diledi.

Sözleşmeyle, asgari ücretle 4 bin lira arasında ücret alan işçilere seyyanen 500 lira zam yapıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “İşçilerimize hayırlı olmasını diliyorum. En düşük ücret 4 bin 100 liraya yükseltildi. En düşük ücret alan işçilerin aylıklarında 1217 liralık artış sağlandı. Toplu sözleşme kapsamında bulunan kamu işçilerinin tamamına birinci altı ay için yüzde 12, ikinci altı ay için ise yüzde 5 artı enflasyon farkı olmak üzere ücret zammı yapıldı. 4 bin liraya kadar olan işçi ücretlerinin artış oranı yüzde 34 oldu. Sözleşme kapsamındaki işçilerin tamamında bu oran yüzde 25’e ulaştı. İlk kez bu sözleşmeyle kamuda hizmet zammı uygulamasına geçilmiş oldu. Bu zam, yaklaşık yüzde 3’e tekabül ediyor. Sözleşmeyle, sosyal yardım, ilave tediye, ikramiyelerle ortalama aylık giyinik ücret tutarı 9 bin 66 liraya yükseltilmiş oldu.”

Türkiye’nin Tokyo Olimpiyat Oyunları’ndaki başarısı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaylık sürecinde Japonya ve Türkiye’nin olimpiyatlara ev sahipliği konusunda finale kaldığını anımsattı.

OLİMPİYAT OYUNLARI

O dönemde ​n​​​​asibin Tokyo’dan yana olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizde kalsaydı bedeli bize çok ağır olurdu. O zaman Abe Japonya’nın başındaydı. Kurayı birlikte izledik, bedeli de onlara ağır oldu. İlk defa Türkiye’nin böyle bir başarısı oluyor. Şu anda bugüne kadar olan tüm olimpiyatların üzerine çıkmış vaziyetteyiz” diye konuştu.

Salondaki ekranda, boksta olimpiyat şampiyonu olan Busenaz Sürmeneli’nin görüntüsünü gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Busenaz, Sürmenelidir ha” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mete Gazoz’un okçulukta tarih yazdığını, ilk madalyayı getirdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Bu her türlü iftiharın üzerinde. Busenaz, bayanlarda ilk defa bize altını getirmiş oldu. İkinci Buse Naz da aslında bize altını getiriyordu. Hakem heyetinde Çakıroğlu’na bir yanlış, haksızlık yaptılar. İki altını da alabilirdik. Gerek Sürmeneli gerek Çakıroğlu altın kızlarımız. Bizim için çok önemli bir gelişme de ilk defa jimnastikte çok ciddi neticeler aldık, finale kaldık. Yedi jimnastikçimiz finale kaldı ama maalesef madalyalara gelince madalyalar da çok sayıda madalya alamadık. Bunun dışında ilk defa olan karatede daha fazla madalya alabilirdik. Orada da maalesef kıl payı kaçırdığımız madalyalar oldu. Demek ki bugüne kadar yaptığımız altyapı yatırımları boşa çıkmadı. Güreşte Yasemin ilk defa bir kadın güreşçimiz olarak bronz madalya aldı. Rıza’nın, Taha’nın bronz alması… Tabii onlardan altın bekliyorduk ama maalesef bronz geldi. ‘Türkiye’nin yeri bu mudur?’ derseniz, hayır. Biz buradan alacağımız dersleri aldık. Şimdi önümüzde dünya şampiyonası var. Dünya şampiyonasında inanıyorum ki çok daha farklı neticelerle yolumuza devam edeceğiz. Ay yıldızı temsil eden tüm sporcularımız, gözümüzün bebeği, başımızın tacıdır. Ben hepsiyle iftihar ettim, gurur duydum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, olimpiyat oyunlarında sporcuların maçlarını izleme imkânı olup olmadığının sorulması üzerine, “Zamanlamayı ona göre ayarladık” dedi.

A Millî Kadın Voleybol Takımı’nın da bir başarı destanı yazdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belki de şampiyonluk kıl payı gitti. Voleybolcularımızı tebrik ediyorum. Ortaya koydukları performans, kolektif başarı. Amerika’nın hâli ortadaydı. Dünya şampiyonasında kendilerini izleyeceğiz, takip edeceğiz. Başarılarının artarak devamını diliyoruz. Sırada 2020 Paralimpik Oyunları var. Orada da başarılı olacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

YKS BARAJ PUANLARININ DÜŞÜRÜLMESİ

“Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) tercih puanları indirildi. Bu öğrencilere ne tür imkânlar ve avantajlar getirecek?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla çok sayıda gencin üniversiteye girme imkânı yakalayacağını söyledi.

Bu yıl YKS’ye giren gençlere tercih sürecinde merkezi ve ek yerleştirmeye ilave bir ek yerleştirme daha yapılması kararı aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok büyük bir imkân sağlayacağını kaydetti.

Bu ilave ek yerleştirmede, baraj puanının Temel Yeterlilik Testi’nde (TYT) 140, Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi’nde (YDT) 170 olarak uygulanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu adımın, gençlerin geleceği için önemli bir fırsat sunacağına inanıyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYT ve YDT puanı 180 ve üzerinde olan adayların merkezi yerleştirme ve ek yerleştirme işlemlerinde puan ve başarı sıralarının korunacağını, tercih ve yerleştirme sürecinin buna göre yürütüleceğini ifade ederek, boş kalan kontenjanlar için ikinci ek yerleştirme yapılacağını söyledi.

Bu imkândan, TYT puanı asgari 140, AYT ve YDT puanı asgari 170 olan adayların yararlanacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok sayıda öğrencinin okula girmesinin önünü açacağına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “YKS tercih puanlarının indirilmesine muhalefetten ‘üniversitelerin yükünü artıracağı, eğitimin kalitesini düşüreceği’ eleştirileri var. Bu eleştirilere ne diyorsunuz?” sorusu üzerine, bütün bu görüşmeleri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının (YÖK) yaptığını, bunun sorumluluğunun YÖK’te olduğunu kaydetti.

“Muhalefet kendi işine baksın. Siyasetse siyaset yapsın. YÖK ne işle uğraşıyor? Bu işle uğraşıyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “ÖSYM’nin başında olan şimdiki Millî Eğitim Bakanım, YÖK Başkanım bir araya geldiler, görüşmelerini yaptılar ve ondan sonra da YÖK’ün kararını Millî Eğitim Bakanımızla da istişaresini yaparak açıkladılar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” için yorumlar kapalı 88104

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmaris’te yangından etkilenen bölgelerdeki incelemelerinin ardından yaptığı konuşmada, yangınla mücadele konusunda sosyal medya ve çeşitli dedikodu mecraları aracılığıyla akıl almaz yalanlar, iftiralar, çarpıtmaların ortalığa saçıldığına işaret ederek, “Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmaris’te yangından etkilenen bölgelerde incelemelerinin ardından Marmaris Öğretmen Evi’nde bir konuşma gerçekleştirdi.

Marmaris’ten önce Antalya’nın Manavgat ilçesine gittiğini ve yapılan çalışmaları yerinde incelediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Manavgat’tan Alanya’ya kadar olan alanı helikopterden inceleme imkânı bulduğunu söyledi.

Allah’tan ülkeyi ve milleti her türlü kazadan, beladan, afetten ve musibetten muhafaza eylemesini niyaz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangında şu ana kadar çeşitli otel, kamu kurumu ve evlerin hasar gördüğünü, tehlike altında olan bazı mahallelerin boşaltılarak insanların güvenli yerlere nakledildiğini ifade etti.

“BOŞALTILAN MAHALLELERİMİZDEKİ VATANDAŞLARIMIZ EN YAKINDAKİ GÜVENLİ YERLEŞİM YERLERİNE AKTARILMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasına şöyle devam etti: “Muğla’dan, diğer illerimizden ve Azerbaycan’dan gelen ekipler, her yangın sahasında çalışmalarını sürdürmektedir. Yangınlara müdahale için hava araçları yanında 80 arazöz, 35 tanker, 31 iş makinesi, 176 hizmet aracı, 1400 personel görev yapmaktadır. Sağlık Bakanlığımız da 38 ambulans ve 175 personelle vatandaşlarımıza yardımcı olmaktadır. Yangından etkilenen vatandaşlarımızın ikisi dışında hepsi hastanelerden taburcu edilmiştir. Boşaltılan mahallelerimizdeki vatandaşlarımız en yakındaki güvenli yerleşim yerlerine aktarılmıştır. Ayrıca barınma, gıda, temizlik malzemesi ve benzeri ihtiyaçlar için gereken her türlü tedbir alınmış, her türlü ikmal mekanizması oluşturulmuştur.”

Şahin Akdemir’in Marmaris’teki yangına müdahale eden ekiplere yardımcı olmak isterken hayatını kaybetmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride gözü yaşlı bir kız evlat ve sevenlerini bırakan Şahin’e Allah’tan rahmet, ailesine sabır diledi.

Türkiye’nin, Şahin ve onun gibi canı pahasına ülkesini korumanın mücadelesini verenleri asla unutmadığını ve unutmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangın söndürme ve soğutma faaliyetlerini müteakip hemen yapılan zarar tespitlerine göre, konut, ahır ve ticari alanlarla ilgili gereken adımların atılmaya başlanacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Marmaris’teki yangının birine çocukların yol açtığı bilinmekle birlikte, diğer yangınlarla ilgili araştırmalar sürüyor. Hatta Milas’taki yangınla ilgili bir kişi gözaltına alınmıştır” dedi.

“TÜRKİYE, BÖLGESİNİN EN GÜÇLÜ ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE ALTYAPISINA SAHİP ÜLKESİDİR”

Geçen yıl terör örgütü elebaşlarının ormanları yakma talimatı vermesinin ardından ülkedeki orman yangını alanının iki katına çıktığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yangınların bir kısmının da benzer bir talimatla başlatılmış olma ihtimalini göz ardı etmediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Ormanlarımızı yakanları bulup ciğerlerini yakmak boynumuzun borcudur. İlgili birimlerimiz gereken çalışmaları hassasiyetle yürütmektedir. Tabi ülkemizin karşılaştığı her krizde, her hadisede, her sıkıntıda olduğu gibi orman yangınları konusunda da istismarcı bir kesim hemen harekete geçmiştir. Sosyal medya ve çeşitli dedikodu mecraları aracılığıyla akıl almaz yalanlar, iftiralar, çarpıtmalar hemen ortalığa saçılmıştır. Hâlbuki bu siyaset konusu yapılabilecek bir mesele kesinlikle değildir. Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip bir ülkedir. Uçaklar meselesinde devletin resmî bilgilerine kulak vermektense yıllarca bu ülkenin vaktini ve kaynaklarını israf etmiş olanların yalanlarına inanmayı tercih edenleri üzüntüyle takip ediyoruz. Canlarını tehlikeye atarak, yangınlarla mücadele eden ormancılarımıza, itfaiyecilerimize, güvenlik ve sağlık personelimize, resmi ve sivil görevlilerimize zerre kadar saygısı olmayan bu kirli zihniyeti yok farz ediyoruz, ademe mahkum ediyoruz.”

“Allah’ın izniyle Türkiye, bu yangınların izlerini kısa sürede silecektir. Hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasına müsaade edemeyiz. Can kaybı dışındaki her türlü kaybı, telafi edecek güce ve imkâna sahibiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi ülkesine ve halkına düşman zihniyeti milletin ilk fırsatta tasfiye edeceğine ilişkin düşüncesini paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birliğe, beraberliğe, dayanışmaya en çok ihtiyaç olan dönemde tüm vatandaşları bir binanın tuğlaları gibi sıkı sıkıya kenetlenmeye davet etti.

“DEVLET-MİLLET DAYANIŞMASINI BOZMAK İSTEYEN PROVOKATÖRLERE ASLA MEYDANI BIRAKMAYACAĞIZ”

Yanan alanlarda fidan dikimine ilk yağmurlarla birlikte başlanacağını ve zarar gören vatandaşların hiçbirinin mağduriyetine de meydan verilmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet-millet dayanışmasını bozmak isteyen provokatörlere asla meydanı bırakmayacağız. Şehitler veren bir kurum olan orman teşkilatımızın kahraman mensuplarının fedakârlıklarına saygı duymayanlar, her mecrada hak ettikleri dersi alacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, orman yangınlarıyla mücadele ederken şehit olan itfaiyecilere Allah’tan rahmet ve ailelerine sabır dileyerek, alanında dünyanın en iyilerinden olan orman teşkilatını daha da güçlendirmek için gereken adımları süratle atacaklarını açıkladı.

Orman yangınlarından etkilenen bölgelerin “Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi” ilan edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece tarım, hayvancılık ve sera faaliyetlerinin hasarlarının karşılanacağını, yanan ve hasar gören evlere öncelikle 50 bin liraya kadar eşya yardımı yapılacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca kira yardımı yapılacağını, vergiler, SGK primleri, esnaf kredileri ödemeleri, tarım kredi, tarım ziraat borçlarının erteleneceğini, faizsiz esnaf kredisi ve KOSGEB acil desteği verileceğini ve bir ay içerisinde de evlerin inşaatına başlanacağını kaydetti.

Bir yıl içerisinde kırsal mahallelerdeki ve tüm afet bölgesindeki evlerin yöresel mimariye uygun şekilde ahırı, deposu ve tüm müştemilatıyla tamamlanacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangından etkilenen bölgelerde acil ihtiyaçların karşılanması için 50 milyon lira ödenek gönderildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Biz iktidar olduğumuz süre içerisinde yaklaşık 5 milyon ağaç dikmiş bir iktidarız. Sadece bu 19 yıllık sürede diktiğimiz bu ağaçlar ile şu anda başımıza gelen bu sıkıntıları inşallah yine en kısa zamanda telafi edecek güce sahibiz. Orman alanımızı bu süre içerisinde 23 milyon hektara çıkarmıştık. İnşallah hem yanan yerlerin yenilenmesi hem diğer kampanyalarımızla bu alanı daha da artıracağız” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından orman yangınında söndürme ekiplerine su taşırken hayatını kaybeden Şahin Akdemir’in ailesi ile görüşerek, taziye dileklerini iletti.

Marmaris’te vatandaşlara da hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sabah itibarıyla yangından etkilenen yerleri “Afet Bölgesi” ilan ettiklerini anımsattı.

HAYATA ETKİLİ AFET BÖLGESİ

Antalya’nın Manavgat, Akseki, Alanya, Gündoğmuş ve Gazipaşa, Muğla’nın Marmaris, Bodrum, Milas, Köyceğiz ve Seydikemer, Adana’nın Aladağ, İmamoğlu, Karaisalı ve Kozan, Mersin’in Aydıncık ve Silifke, Osmaniye’nin merkez ve Kadirli ilçelerinde, yangından etkilenen yerlerin bu kapsama gireceğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu çerçevede tarım, hayvancılık ve sera faaliyetlerinin hasarları karşılanacaktır. Buraları, Hayata Etkili Afet Bölgesi ilan ettik. Yanan ve hasar gören evlere 50 bin liraya kadar eşya yardımı ve ihtiyaç duyanlara kira yardımı yapılacaktır” diye konuştu.

Vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), esnaf kredi, tarım kredi ve Ziraat Bankası borçları ertelemelerinin de bu kapsamda uygulanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Esnafımıza faizsiz kredi desteği sağlanacak, KOSGEB de acil destek mekanizmalarını işletecektir. Yeniden inşa edilecek evlerin yapımına bir ay içinde inşallah başlıyoruz. Hedefimiz bir yıla kadar yöresel mimariye uygun şekilde, bu evleri yapıp teslim etmektir. Acil ihtiyaçlar için yangın bölgelerine şu an itibarıyla 50 milyon lira ödenek gönderilmiştir. Rabbimden, ülkemizi ve milletimizi her türlü kazadan, beladan, afetlerden, musibetten muhafaza eylemesini niyaz ediyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’daki yangınlarda hasar gören yerlerin olduğuna işaret ederek şunları kaydetti: “Yangın tehdidi altında olan mahallelerimiz boşaltılarak, oralardaki insanlarımız güvenli yerlere nakledildi. Diğer illerimizden ve Azerbaycan’dan gelen ekipler, Muğla’mızdaki yangın alanlarında görev yapıyor. Ormanlarının yarısından fazlası yangına karşı hassas olan ülkemiz, bu amaçla toplamda 4 bin 300 araç ve 21 binin üzerinde personelle görev yapan bir orman teşkilatına sahiptir. Muğla’daki yangınlar için de ihtiyaç duyulan tüm araç-gereç ve personel görevlendirilmiştir. Uçak sayımızı çeşitli ülkelerden aldığımız destekle epeyce artırdık. Başta Rusya olmak üzere, İran ve Ukrayna, bunlarla birlikte yangın söndürme uçaklarımızın sayısı 16’yı buldu ki bunların bir kısmı amfibi uçaklar, bir kısmı da tanker uçakları olmak üzere, bunlar tabii işimizi ciddi manada kolaylaştırdı.”

Türkiye’nin her tarafının deniz olması nedeniyle işin bu noktada çok daha kolay olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “45 helikopterimiz de noktasal söndürmeyi gerçekleştiriyor ve bu 45 helikopterimiz, bunlar da burada yoğun bir çalışmanın içerisindeler. Dokuz insansız hava aracımızla etkin bir şekilde sahadayız” dedi.

Gerektiğinde diğer kurumların da tüm imkânlarıyla orman yangınlarına müdahalede görev aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Tabii bizi en çok can kayıpları üzüyor. Antalya’da vefat eden iki ormancımıza, üç vatandaşımıza ve Muğla’mızda vefat eden bir vatandaşımıza, Şahin’imize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletim şundan emin olsun, yanan her karış orman toprağını çok daha fazlasıyla yeniden fidanlarla buluşturacak, orman varlığımıza tekrar kazandıracağız.”

“BU ÜLKE, BU MİLLET, BU ZARARLARIN ALTINDAN KALKAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 yılda 5 milyon 400 bin ağaç diktiklerini hatırlatarak, şimdi bunun katbekat fazlasını dikmek suretiyle Türkiye’yi “ormanlar ülkesi” hâline getireceklerini söyledi.

Evleri, iş yerleri, tarlaları, seraları, hayvanları, ahırları ve eşyaları yanan vatandaşların her birinin zararlarını tazmin edeceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda zarar tespit çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

Hayvanları telef olan vatandaşların da bu noktadaki zararlarını gidereceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiç endişeleri olmasın. ‘Benim şu kadar hayvanın telef oldu’, hiç endişe etmesinler. Valilerimiz bu konuda çalışmaları sürdürüyor ve bu telefatı bizler gidereceğiz. Bu ülke, bu millet, bu zararların altından kalkar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm bu afetlerin, musibetlerin üstesinden gelebilecek güce ve imkâna sahiptir” değerlendirmesini yaptı.