Başbakan Binali Yıldırım, Emek, alın teri ve istihdam dostu bir büyümeyi hedefliyoruz Başbakan Binali Yıldırım, Emek, alın teri ve istihdam dostu bir büyümeyi hedefliyoruz için yorumlar kapalı 7715

Başbakan Binali Yıldırım, “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 10. Avrupa Bölge Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, toplantı için İstanbul’un seçilmiş olmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Toplantı için gelen konukları İstanbul’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Yıldırım, son yıllarda bölgede önemli gelişmeler ve değişiklikler yaşandığını vurguladı.

Küresel ekonomik krizden bu yana başlayan değişim ve gelişmelerin, işveren, işçi ve ülkeler üzerinde kalıcı ve önemli etkileri olduğuna değinen Yıldırım, büyük ekonomik krizin başladığı 2008’den bu yana bölgedeki 51 ülkeden bir bölümünün bu krizi derinden yaşadığını, bazılarının ise daha az etkilendiğini ifade etti.

Bölgede yaşanan terör, iç çatışma, demografideki değişim, nüfus hareketleri, siyasi istikrarsızlıkların artarak bugünlere geldiğini dile getiren Yıldırım, Suriye’de yaşanan iç savaş yüzünden milyonlarca Suriyelinin yurtlarını terk etmek zorunda kaldığını hatırlattı.

Yaklaşık 3,5 milyon Suriyeliyi 6 yılı aşkın süredir Türkiye’de misafir ettiklerini kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:

“Biz canını kurtarmak isteyen, bunun için yollara düşen bu insanlara sahip çıktık, ekmeğimizi bölüştük, evimizi açtık, onlara her türlü sıcak ilgi ve alakayı sağladık. Bu, bizim kültürümüzde olan bir şey. Bu, bizim geçmişimizde olan bir şey. Ancak Türkiye, bütün bunları yaparken, dünyadan da sadece ‘Türkiye iyi işler yapıyor, mültecilere, zordakilere yardım ediyor.’ demekten daha fazlasını beklerdik. Maalesef Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere bütün dünya, bu gelişmeleri izlemekle yetindi ve Türkiye’nin sırtını sıvazlamakla yetindi.”

“TÜRKİYE BÜYÜK BİR ÜLKE”

Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu ve imkanlarının da çok geniş olduğunu söyledi. Türkiye’nin insanlık adına yapılan bu işlerden hiçbir pişmanlık duymadığını ve yapmaya da devam edeceğini vurgulayan Yıldırım, son açıklanan uluslararası raporlara göre, dünya genelinde insani yardım açısından gayrisafi milli hasıladan ayırdığı pay bakımından Türkiye’nin, dünyada ABD’den sonra ikinci sırada geldiğini bildirdi.

2008’de başlayan küresel ekonomik krizin etkilerinin de henüz tam anlamıyla geçmediğinin altını çizen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Küresel büyüme son bir, iki yıl içinde az da olsa artış eğilimine girmiş olmakla beraber, yeni yeni küresel sorunlar kapımızı çalıyor. Öylesine derin bir kriz yaşadı ki dünya, maalesef birçok ülke iflasın eşiğine geldi. Türkiye, etrafında var olan iç savaş, kaos, kargaşaya rağmen ve üstüne üstlük bir darbe olayıyla karşı karşıya kalmış olmasına rağmen, bütün bu güçlüklerin üstesinden gelmeyi başarmış ve krizden itibaren büyümesinde hiçbir gerileme olmadan sürdürülebilir büyümeyi yakalamıştır. 2017’nin ilk yarısında yüzde 5 üzerinde büyüme sağladık. Bu, Çin ve Hindistan’dan sonra en büyük büyümedir. OECD içerinde de yine en büyük ikinci büyümedir. 28 Avrupa Birliği ülkesinin toplam ortalama büyümesinin iki katından fazladır. Bunu nasıl sağladık? Bunu, kararlı bir şekilde, mali disiplinden taviz vermeden, hayata geçirdiğimiz ekonomi ve sosyal politikalarla bu krizin etkilerini en az şekilde hissederek bugünlere geldik. Bir anlamda Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, küresel kriz, Türkiye’yi teğet geçti.”

“TÜRKİYE’NİN KONUMU ÇOK ÖZEL”

Yıldırım, Türkiye’nin siyasi istikrarı, güçlü demokrasisi ve güvencesiyle sorunların üstesinden başarıyla geldiğini dile getirdi. İnsan ve toplum merkezli yaklaşımları, vatandaşlar ve çalışma hayatının bütün kesimleriyle ortak diyaloglarının toplumsal barışa ciddi katkı sağladığının altını çizen Yıldırım, “Büyük ekonomik kriz tabiatıyla sadece ekonomileri küçültmedi. Aynı zamanda iş piyasalarını da olumsuz etkiledi, istihdamı da olumsuz etkiledi. Bunun yanı sıra ekonomik ve sosyal hayatta da ciddi çalkantılar meydana getirdi.” dedi.

Türkiye’nin bulunduğu konumunun da çok özel olduğuna değinen Yıldırım, ülkenin hem coğrafi hem de medeniyet ve kültür birikimi olarak Avrupa ile Asya arasında bir köprü görevi ifa ettiğini bildirdi. Yıldırım, “Bu öylesine bir görev ki medeniyetlerin çatışmasını önlediği gibi, medeniyetlerin buluşmasına da fırsat sağlıyor. Aynı zamanda doğu ile batı arasındaki, zaman zaman değişen hareketliliği, ekonomik geçirgenliği de bir ölçüde köprü vazifesiyle sağlamış oluyor.” diye konuştu.

“ZENGİNLİK NOKTALARI ARTIK BATIDAN DOĞUYA GÖÇÜYOR”

40 yıl öncesinde zenginliğin doğudan batıya doğru göç ettiğini de belirten Yıldırım, o yıllarda Anadolu topraklarının bu göçte köprü görevi gördüğünü dile getirdi.

Bugün bu durumun tersine döndüğünün altını çizen Yıldırım, gelişmiş batı ülkelerinin doygunluk seviyesine geldiğini, Uzak Doğu ülkelerinin dinamik bir şekilde büyümeye ve kalkınma hızını artırmaya başladığını bildirdi.

Bu sefer de zenginlik noktalarının batıdan doğuya doğru hareket ettiğini dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bunu nereden anlıyoruz? Havacılık bunun en güzel örneği. 70’li yılların başında havacılık merkezi Amerika kıtasıydı, 80’li yıllarda Avrupa’nın batısı oldu, 90’lı yıllarda Avrupa’nın merkezi oldu ve içinde bulunduğumuz yıllarda da havacılığın merkezi bizim coğrafyamız oldu. Bu nedenledir ki Türkiye bugün, dünyanın en büyük havalimanını yapıyor, kapasite olarak. 200 milyon yolcu kapasiteli bir havaalanı inşa ediyoruz. Öyle bir ülkedesiniz ki 3 saat uçuşla 56 ülkeye ulaşabiliyorsunuz, 1,5 milyar insana ulaşabiliyorsunuz, 30 trilyon dolarlık bir ekonomik yıllık varlığın döndüğü bir ülkede bu toplantıyı gerçekleştiriyorsunuz. Küreselleşen dünyada artık hiçbir ülke, ‘Sorunlarımızı biz kendimiz çözeriz, başkalarına ihtiyacımız yok.’ deme şansına sahip değil. Bütün ülkelerin kaderi, şöyle böyle birbirine bağlı. Dolayısıyla sorunların çözümüne birlikte kafa yormak lazım, birlikte çare üretmek lazım. Belirli ön yargılarla kapıları kapatmak, bir ülkeyi tasnif dışı yapmak, başka ülkelerle iş tutmak, bölgesel barışa da küresel kardeşliğe de hiçbir katkı sağlamaz.”

Yıldırım, geçen yıl Türkiye’nin yaşadığı vahim darbe olayını ve sonrasındaki gelişmeleri kısaca anlatmak istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:

“15 Temmuz, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasiye, özgürlüklere ve insan haklarına yapılmış en alçak, en ağır saldırıdır. FETÖ’nün ülkemizde asker içinde, bürokraside, yargıda, poliste, ticaret hayatında yıllardan beri yetiştirdiği, geliştirdiği sakat ruhlar, sakat kafalarla aklını kiraya vermiş insanlarla devletin tankını, uçağını, topunu, tüfeğini çalarak milletin üzerine doğrultması suretiyle seçilmiş hükümeti, seçilmiş Cumhurbaşkanını, ortadan kaldırmak, ülkeye bir darbe rejimini getirmek için başlattığı kalkışma, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Türk milletinin aziz duruşu, silahlara karşı hayatını ortaya koymasıyla başarısız hale gelmiştir ve demokrasimiz kurtulmuştur, Türkiye’nin karanlığa gömülmesinin önüne geçilmiştir.”

Bunda en büyük güvencelerinin, 80 milyonluk milletin, ülkesine, devletine, geleceğine sahip çıkması olduğunu vurgulayan Yıldırım, bunun en fazla övünecekleri konu olduğunu söyledi.

Başbakan Yıldırım, bu girişimde bulunanların hukuk devleti içinde gerekli cezayı almaları için Türk yargısının hemen harekete geçtiğini anlatarak, bu bağlamda devlet içerisinde yargıda, orduda, poliste, bürokraside yuvalanan ve bu darbe girişiminin içinde olanlarla öyle veya böyle ilişkide olan bu unsurların da temizlenmesinin bir ülkenin en doğal hakkı olduğunun altını çizdi.

“ALMANYA’DA 500 BİN KAMU ÇALIŞANININ İŞİNE BİR GÜNDE SON VERİLDİ”

Hiçbir devletin kendisine sadakatle tabi olmayan memurlarla, kamu görevlileriyle yoluna devam edemeyeceğine dikkati çeken Yıldırım, “Bunun en yakın örneği, iki Almaya’nın birleşmesinde görülmüştür. Doğu Almanya, Batı Almanya birleştiği andan itibaren 500 bin kamu çalışanının bir günde işine son verildi. Kimse Almanya’yı protesto etmedi. Kimse Almanya’ya bu konuda bir şey söylemedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘Doğrudur. Hiçbir ülke kendisine sadakatle bağlı olmayanlarla çalışmaz’ dedi, noktayı koydu. Burada da maalesef Türkiye’de çifte standartlı yaklaşımı görmek bizi üzüyor. Kim ne derse desin, Türkiye bir hukuk devleti. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacak.” diye konuştu.

Yıldırım, bu tasfiye işinde haksızlığa uğramış olanların çıkabileceğini anlatarak, “Dedik ki itirazlar gelsin, bunlar incelenecek gerekli cevaplar verilecek ve haksızlığa uğrayanlar varsa bunlar da tekrar işine dönebilecekler. Hala tatmin olmayanlar varsa onlara da yargı yolu açılacak. Şu anda Olağanüstü Hal uygulaması içindeyiz, yargı yolu kapalı. Bu mekanizmayla yargı yolunu da açmış oluyoruz. O bakımdan ben bu konularda çok farklı düşünceler ve önyargılar olduğundan dolayı bu açıklamayı yapma ihtiyacını duydum.” değerlendirmesinde bulundu.

Bölgenin, Batı ile Doğu arasındaki farklılıkların azaltılması, sorunların çözüme ulaştırılması bakımından dinamik bir bölge olduğunu belirten Yıldırım, Türkiye’nin burada misyon itibarıyla bir yandan Suriye’de, Irak’ta ve Ortadoğu’da cereyan eden otorite boşluğundan kaynaklanan terör faaliyetlerinin Balkanlar’a, Avrupa’ya yayılmasını önlediği gibi, Suriye’de kalıcı barışın tesisi için büyük bir gayret içinde olduğunu ifade etti.

“GEREK IRAK’TA, SURİYE’DE GEREKSE KUDÜS’TE, FİLİSTİN’DE HER TÜRLÜ İSTİKRARSIZLIĞIN FATURASINI BİZ ÖDÜYORUZ”

Diğer partner ülkelerle, İran’la, Rusya’yla, Avrupa koalisyon ülkeleriyle yoğun çalışma içinde olduklarını dile getiren Başbakan Yıldırım, gerek Irak’ta, Suriye’de gerekse Kudüs’te, Filistin’de her türlü istikrarsızlığın birinci derecedeki faturasını, Türkiye’nin ödediğini vurgulayarak, “Bu faturayı ödüyoruz ama bunu Avrupalı dostlarımıza ödetmemek için büyük bir fedakarlık gösteriyoruz. Ege Denizi’nden, kara yolundan Avrupa’ya mülteci geçişlerini günlük 3 bin, 3 bin 500’lerden sıfıra indirdik. Bütün bu fedakarlıkların görülmesini beklerken hala sitem dolu sözler yapılması, hala darbenin arkasındaki FETÖ unsurlarına, ülkemizi bölmeye çalışan PKK sempatizanlarına kucak açılması, onlara alan açılması doğrusu bizi üzüyor. Bunu dostlarımıza hep söylüyoruz. Bir kez de buradan ifade etmek istedim.” diye konuştu.

BM, AB ve uluslarası kuruluşlarla birlikte İLO’nun da bir BM kuruluşu olarak önemli görevleri olduğunu anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Çatışma yerine uzlaşma, işbirliğini esas alan bir yaklaşımla geleceği inşa etme ihtiyacımız var. Bu toplantının ana temasını oluşturan bölgede istihdamın geleceği, bir taraftan da bir endişeyi ifade ediyor. Küreselleşemenin yanında teknolojik değişimler, demografik değişimler, ekonomik ve sosyal gelişmeler karşısında insanlar gelecekten doğal olarak kaygı duyuyor. Bilinen bazı meslekler ortadan kalkıyor. Yeni meslekler geliyor. Sanal gerçeklik diye birşey var, robotlarla iş yapma. Emek yoğun alınteri yerini, akıl terine bırakıyor.”

Yıldırım, bütün bu değişime karşı ülkenin hem dinamik tedbirler alması hem de işveren-işçi taraflarının iş yerinin de devamını esas alarak değişimi-dönüşümü gerçekleştirmesi gerektiğini belirterek, sendikacılığın da artık ücret sendikacılığı olmaktan çıktığına dikkati çekti.

Bu sendikacılık anlayışının çok eskide kaldığını ifade eden Yıldırım, 30-40 yıl önceki “Ben alacağım ücrete bakarım, gerisi beni ilgilendirmez.” sendikacılık anlayışının artık bittiğini söyledi.

Yıldırım, şimdi iş yerinin, işin devamının, işverenin ne kadar sorumluluğundaysa çalışanları temsil eden sendikaların da o kadar sorumluluğunda olduğunu anlatarak, şöyle konuştu:

“Zira eğer iş yeri devam edemezse bu sefer ne işçi kalır, ne de işçi haklarından bahsedebiliriz. Daha büyük toplumsal sorun olarak önümüze gelir. Değşim kaçınılmaz bir gerçek olmakla beraber her zaman da endişeyle karşılanır. Bu da insan tabiatında olan şeydir. Değişime her zaman direnç olmuştur ama değişimi ıskarlarsak bu sefer mücadele imkanımız ortadan kalkar. Bugün de haklı olarak insanlarımız bu kaygıyı duymakta ve bizden rahatlatıcı, etkin çözüm yollarını beklemektedir.”

Yıldırım, bölgenin ve Türkiye’nin huzuru, istikrarı ve toplumsal barışı için yapılması gereken şeyin vatandaşın sesine kulak vermek, birlikte çalışmak olduğunu vurgulayarak, tüm değişim unsurlarını dikkate alarak insanlara çalışacakları iyi bir iş imkanı oluşturmanın, her hükümetin görevi olması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’nin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olduğuna dikkati çeken Yıldırım, 30 olan ortalama yaşın doğu ve güneydoğuda 20’ye indiğini ifade etti.

Türkiye’nin son 10 yılda istihdama katılım açısından yüzde 45’lerden, yüzde 55’lere yükseldiğini kaydeden Yıldırım, her yıl iş gücüne katılımın, bulunan iş sayısından fazla olduğunu anlattı.

Yıldırım, “Her yıl Türkiye 1 miyon vatandaşına iş buluyor. Bu ne demektir? Yeni fabrikalar, iş alanları açılıyor ama istihdama katılım 1 milyon 300 bin. Demek ki daha fazla fabrika açmamız daha fazla iş alanı oluşturmamız lazım. Bunu da neyle yapacağız? İstikrarla yapacağız. İstikrar, güçlü iktidar ve ekonomi her şeyin çözümüdür. Toplumsal barışa, farklılıklarımızı zenginlik olarak görme anlayışı ile sorunlarımızı çözeceğiz.” dedi.

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin uzun yıllar sonra istikrar yanında ekonomik büyümenin nimetlerini, adil paylaşımı önemseyerek başardığını anlattı.

Kalkınmanın en önemli unsurunun elde edilen istatistikler, grafikler değil, vatandaşların mutluluğu, huzuru ve refahı olduğunu anlatan Yıldırım, “Bizim politikalarımızın esası insanlarımızı mutlu etmek, hayatını kolaylaşırmak, yaşam kalitesini arttırmak ve kendilerini ülkelerinin mutlu, gurur duyduğu bir vatandaş haline gelmesini hissettirmek. Bu yüzden de sosyal adaleti, gelir dağılımındaki birbirine yakınlığı, çalışma hakkını, iş güvenliğini,iş güvencesini ve örgütlenmeyi son derece önemsiyoruz. Sendikalılaşmaktan, örgütlü olmaktan korkmayalım. Hiç bir zararı yok. Yeter ki olaylara bakış ortak olsun. Zıtlaşmakla, inatlaşmakla değil. Sendikacılık ideolojik ayrışma anlamına gelmemeli. Sendikacılık temsil ettiğiniz işçilerin hakkını, hukukunu her ortamda, her şart altında savunmak, ülkenin gerçeklerini göz ardı etmemek ve iş veren, işçi, iş yeri gerçeğini, o altın üçgeni asla bir yerinden koparmamak. Bunu başardığımızda her sorunun üstesinden geliriz.” diye konuştu.

Demokrasinin olmazsa olmaz şartının, bugün bütün kesimlerin, kendilerini özgürce ifade etmesine imkan tanınması olduğunu belirten Yıldırım, son 15 yıllık iktidarlarda attıkları adımlarla ekonomide olduğu gibi özgürlükler alanında da ciddi mesafe kat ettiklerini söyledi.

Yapacaklarının henüz bitmediğini aktaran Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

“Türkiye ekonomisi üç kat büyüdü. Kişi başı milli gelir üç kat büyüdü. Yeni orta vadeli programda üç, dört yıllık programda Türkiye 2020’de orta gelir grubundan, yüksek gelir grubu ülkeler arasına geçmiş olacak. Reform ve icraatlarımızı, insan odaklı anlayışla, yatırım, istihdam, üretime öncelik veren, refahın daha da adil paylaşımını ön gören hedefler çerçevesinde yeniden gözden geçirdik. Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusu hem bizim ülkemiz hem de civarımızdaki ülkeler için önemli bir fırsat olmaya devam edecek.”

Bu gerçekten hareketle, eğitimde fırsat eşitliği ve herkesin eğitim imkanlarına erişimi konusunda ciddi bir mesafe aldıklarını vurgulayan Yıldırım, Türkiye’nin 2019 yılından itibaren tekli öğretim sistemine geçecek hale geldiğini, büyük illerde de okul altyapısı geliştirilerek tamamen tam gün boyu eğitime geçilmiş olacağını aktardı.

Türkiye’nin okul öncesi eğitimde, yüzde 60 seviyelerine çıktığını belirten Yıldırım, ilkokulda öğretmen başına düşen öğrenci sayısının 20 civarında olduğunu kaydetti.

Bunların önemli gelişmeler olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Bilgi toplumu anlamında Türkiye, bugün yüzde 65’e ulaşmıştır. İnternet erişimine sahip hanelerin sayısı, yüzde 87’dir. Her okulumuzda geniş bant internet erişimi, akıllı tahta vardır. Bilgi iletişim teknolojilerinden toplumun bütün kesimleri azami oranda faydalanmaktadır. Eğitimde uzmanlaşmaya, her seviyede kaliteyi arttırmaya devam edeceğiz.” dedi.

Eğitim, istihdam bağlantısının hükümetin önem verdiği konuların başında geldiğine değinen Yıldırım, bu anlamda iş dünyasının ihtiyaç duyduğu meslek alanlarında nitelikli insan yetiştirilmesini sağlayacak mesleki eğitimin kalitesini arttıracak düzenlemeleri yaptıklarını aktardı.

Organize sanayi bölgelerinde meslek okullarının açılması, çıraklar yetiştirilmesi ve bunların maliyetlerinin devlet tarafından karşılanması gibi birçok tedbiri hayata geçirdiklerini anlatan Yıldırım, eğitimi, ekonominin ihtiyacı, toplumun talepleri doğrultusunda sürekli yenilediklerini söyledi.

“EMEK, ALIN TERİ VE İSTİHDAM DOSTU BİR BÜYÜMEYİ HEDEFLİYORUZ”

Bu dönemde büyük önem verdikleri genç işsizliğin önüne geçmek için “Ulusal Genç İstihdam Stratejisi”ni hedeflediklerini ve bu belgenin tamamlanmak üzere olduğunu ifade eden Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

“Hükümet olarak istihdam alanındaki temel yaklaşımımız daha fazla daha nitelikli iş imkanı oluşturmaktır. Burada çalışma barışı ve çalışanlarımızın huzuru, bizim önceliğimizdir. Bu amaca yönelik olarak bir yandan ekonomi büyürken, diğer yandan mevcut iş gücü, potansiyelimizin niteliklerine uygun emek, alın teri ve istihdam dostu bir büyümeyi hedefliyoruz. İş gücü piyasasının daha etkin işlediği bir ortamda işsizliği kalıcı şekilde makul oranlara indirmeyi amaçlıyoruz. İşsizliği azaltmak, iş gücü piyasalarında arz ve talep uyumunu sağlamak, daha planlı şekilde ihtiyaçları karşılamak üzere sürekli bir çalışma, iş dünyasının taleplerini analiz ediyoruz. Buna bağlı olarak mesleki eğitim başta olmak üzere politikalarımızı geleceğe yönelik şekillendiriyoruz. Çalışma hayatının düzenlenmesi konusunda atacağımız daha birçok adım var. Bunu işçi, memur sendikalarımız, işverenlerimiz, hükümet, bakanlığımız bir mutabakat içinde. ‘Ben yaptım oldu’ anlayışıyla değil. Karşılıklı görüşerek, konuşarak, ülke gerçeklerini, ülke ihtiyaçlarını dikkate alarak bütün kesimlerin makul bir zeminde buluşmasını sağlayarak başaracağız. Bu kolay bir iş değil. Oksijen ile ateş gibi. Farklı beklentileri makul bir yerde buluşturmak… Asıl başarı burdadır. Her iki tarafı da mağdur etmeyecek.”

“FİKRİN BİTTİĞİ YERDE TERÖR BAŞLIYOR”

Hem işvereni, hem çalışanı hem de iş yerinin geleceğini riske atmadan bunu başaracaklarını belirten Yıldırım, şunları kaydetti:

“ILO, sendikalarımız bunun için var. Birlikte konuşarak bu işleri halletmiş olacağız. Devletlerin ve hükümetlerin görevi bu kesimler arasındaki diyaloğun sağlıklı bir şekilde işlemesine zemin hazırlamaktır. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Sizin yaptığınız da bölgesel ve küresel toplantılarda bu farkındalığı arttırmak. Bölgesel ve küresel iş hayatına bakıştaki farklılıkları ortadan kaldırmak. Siz de buna gayret ediyorsunuz. Eğer bu yapılmazsa küresel terör daha da artacak. Çünkü adaletsizlik alıp başını gittiği zaman bunun sonucu nedir? Terördür. Fikrin bittiği yerde terör başlıyor. Onun için küresel ve bölgesel barışı sağlamanın, kalıcı hale getirmenin tek yolu var, birlikte çalışmak, sorunları birlikte çözmek. Sorunları torunlara bırakmamaktır. Bu anlayışla biz elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, bu bölgesel toplantısında Türkiye’yi, İstanbul’u tercih etmesinden dolayı teşekkür ederek sözlerini tamamladı.

ILO GENEL DİREKTÖRÜ RYDER’İ KABUL

Başbakan Binali Yıldırım, ILO 10. Avrupa Bölge Toplantısı kapsamında ILO Genel Direktörü Guy Ryder’ı kabul etti. Başbakan Yıldırım, ILO defterini imzaladı. Görüşmede Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu da yer aldı.

Önceki HaberSonraki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D özel yayınına katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN TÜRK-Kanal D özel yayınına katıldı için yorumlar kapalı 85057

CNN TÜRK ve Kanal D ortak yayınına konuk olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde gerçekleştirilen canlı yayında gündeme dair gelişmeleri değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzensiz göçmenlerle ilgili, “Herkes şunu bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz, adımımızı da ona göre atıyoruz” dedi.

“Türkiye’nin Afgan göçmenlerle ilgili politikası nedir?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’den, 4 milyona yakın göçmen geldiğini ve bunlardan meslek ve sanat sahibi olan birçok Suriyeli’nin vatandaş olduğunu anımsattı.

Afganistan ile ilgili durumun biraz daha farklı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda gerek İran kapısından gerek Irak’tan duvarlarımızı ciddi oranda yükseltiyoruz. Buralardaki yükselen duvarlar, bu düzensiz göçün ülkemize girmesini engellemek için. Bu çalışma devam ediyor. Çok da fazla kalmadı. Tamamıyla sınırlarımız bu surlarla, bu duvarlarla örülüyor” diye konuştu.

“TÜRKİYE YOLGEÇEN HANI DEĞİLDİR”

Bu son gelişmelerde Afgan halkının içine düştüğü durumun çok sıkıntılı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Taliban ile bunların yaşadığı şu andaki süreç çok sıkıntılı. Bu konuda da biz bazı çalışmalar yapıyoruz. Nedir? Taliban ile bazı görüşmelere varıncaya kadar şu anda ilgili kurumlarımız çalışıyor. Hatta belki benim bile onların lideri durumunda olacak olanı kabul etme durumum olabilir. Niye? Çünkü bizim bu tür şeylerde eğer üst düzeyde bunları kontrol altına alamazsak, bunlar kontrol altına alınamadığı takdirde bu defa Afganistan’daki barışı, sulhu sağlamamız da mümkün olmaz. Şimdi Afganistan’da bizim adeta soydaşlarımız durumunda olanlarda var. Şimdi bütün bunlarla birlikte bazı adımları atıp yanımıza kimleri alabiliriz, onların çalışmasını yapıyoruz. Ben bununla ilgili olarak da mesela ilgili üst düzey yönetici arkadaşlarımı yurtdışına gönderdim. Aynı şekilde Katar ile bu akşam görüşmem oldu. Burada Taliban’ın attığı adımları nerede durdurabiliriz, nerede sulhe yönelik bir adım atarız? Diplomasi dediğiniz budur. Her şeyi savaşla, askerî olarak halledeceğiz diye bir şey var mı? Yok. Askeriyenin veya savaşın geçerli olduğu yer var ama bir de siyasetin, diplomasinin geçerli olduğu yer var. Benim elim nereye kadar uzanıyorsa veya benim siyaset anlayışım nereye kadar muvaffak olabilecekse orayı bizim başarmamız lazım. Şu anda Afganistan’da bu konumdayız. Afganistan’ı bir kenara itemezsiniz. 35 milyon nüfusu olan bir ülke. Bizim bağlarımızın tarihe dayandığı bir ülke. Bunu bir kenara atmak mümkün değil. Bütün bunlarla birlikte herkes şunu da bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir. Yani bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz adımımızı da ona göre atıyoruz. Ülkemizde sosyal medyada birilerinin abarttığı şekilde sınırlarımızdan düzensiz göç akını, bu da söz konusu değil. Biz bu duvarları boşuna mı yapıyoruz? Bu surları şu anda boşuna mı örüyoruz? Yoğun bir şekilde, üstelik bütün gözetleme kulelerine varıncaya kadar. Yapmakta olduğumuz surlarda bunların hepsi var.”

Türkiye’nin doğu ve güney sınırlarında 2020’de 505 bin 375 yabancının yasa dışı yollarla ülkeye girişinin engellendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bunu başarmış bir ülkeyiz” dedi.

“DÜZENSİZ GÖÇ HAREKETLERİ KAMERA SİSTEMLERİYLE İZLENİYOR”

Bu rakamın 2021’de 253 bin 300 civarında olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunu da başardık. Yakalanan Afgan düzensiz göçmenlerin önemli bir bölümü yetkili kurumlarımız tarafından tekrar Afganistan’a sınır dışı ediliyor” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fiziki güvenlik tedbirleri kapsamında İran sınırının 156 kilometrelik kısmına güvenlik duvarı örüldüğünü, 85 kilometrelik duvar çalışmasının ise şu anda devam ettiğini, ayrıca 109 kilometrelik kısmın da aydınlatma sistemiyle donatıldığını kaydetti. 79 kilometre boyunca da kamera ve algılayıcı sistemlerin inşa edildiğini bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece düzensiz göç hareketlerinin sürekli olarak kamera sistemleriyle izlendiğini belirtti.

Bunun yanında termal kameralarla gece geçişleri önlenirken aynı zamanda İHA’lar vasıtasıyla sınırların kontrol altında tutulduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğu sınırımızın 740 kilometrelik kısmında kullanılacak ve entegre sınır yönetiminde kilit rolü olan elektronik kuleler ve haberleşme kulelerinin yüzde 90’ı tamamlandı. Emniyet ve Jandarma tarafından sınır bölgelerimize ve düzensiz göç rotası olarak belirlenen bölgelere ilave birlikler sevk edilmiştir. Bütün bu tedbirleri niye alıyoruz? İşte bu düzensiz göçü engellemek için alıyoruz. Ama birileri de içeride maalesef bu işleri sabun köpürtür gibi, bu yalanla beraber bu adımları atıyorlar. Ben de bunu izan, insaf sahibi olan vatandaşıma, halkıma ülkenin Cumhurbaşkanı olarak duyurmuş oluyorum.”

Son zamanlardaki sel ve yangınlardan dolayı yoğun bir gündem yaşandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ara yangınla uğraşırken bir diğer taraftan da sel felaketiyle karşı karşıya kaldık. Bu sel felaketinde de şu an itibarıyla 1 kaybımız var ama henüz aranmakta olan başka vatandaşlarımız da var. Fakat binalardaki zemin yüksekliği bakıyorsunuz iki kat, bazı yerlerde üç katı buluyor, böyle bir felaket. Ne Dereli’deki felaket, ne Rize-Artvin’deki felaket. Bugün Bartın’da, Sinop’ta ve Kastamonu’da olan, onları da aşmış durumda. Bütün bakan arkadaşlarımız, AFAD hepsi şu anda oradalar ve kurumlarımız ile birlikte çalışmalarını devam ettiriyorlar” ifadelerini kullandı.

Programa gelmeden önce felaket bölgesindeki bakanlarla görüştüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Oralardan ayrılmayacaksınız dedik. Çatı katından ve damlardan helikopterlerimizin kurtardığı insanlar var” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sel bölgesindeki vatandaşlara “Tüm vatandaşlarıma bir şey hatırlatmak istiyorum. Darda, zorda kalmadıkça ulaşıma adeta kapalı sayılabilecek kara yollarını da tercih etmeyin. Çünkü her an heyelan olabilir, her an o yollardan geçerken bu heyelanlar ile birlikte Allah göstermesin trafik tıkanıklığının ötesinde tehditler olabilir. Bu tehditlerin içerisinde tabi ki can güvenliği olayı var. Onun için nereden yol veriyorlarsa oralardan gitmek en isabetli olacaktır” diye seslendi.

ORMAN YANGINLARI

Orman yangınlarına ilişkin bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, orman yangınlarının ciddi manada kontrol altına alındığını söyledi. Canlı yayın öncesi Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile yapılan çalışmaların son durumu hakkında görüştüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bekir Bey ile görüştüm, büyük oranda kontrol altına alındığını söyledi. Sadece ‘Bugün Burdur-Bucak’ta yeni bir yangın olayı çıktı ama kontrolümüzün altındadır’ dedi. Araç gereç noktasında gerek uçaklarla gerek helikopterlerle gerek bütün itfaiye araçlarımızla, arazözlerle hakikaten farklı bir güce eriştik ve bu gücümüz yangın söndürmedeki başarı oranımızı da ciddi manada artırdı. Helikopterlerimiz çok çok büyük fonksiyon icra ettiler. Uçaklar çok büyük fonksiyon icra ettiler, ediyorlar. Çok kısa zamanda denizlerden suyu alıp yine kısa zamanda söndürme alanına gidebiliyorlar, helikopterlerimiz hakeza öyle. Burada Türkiye iyi bir yere ulaştı ve bunu arttırarak devam edeceğiz. Birilerinin dediği gibi ‘Ne helikopter gördük, ne uçak gördük’ değil, öyle bir şey yok. Yüzlerce arazöz arazide dolaşıyor, onlarca helikopter dolaşıyor, aynı şekilde uçaklar dolaşıyor. Yaptıkları sortiler bakıyorsunuz çok çok fazla.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin tüm bunları görmediğini ifade etti.

Yangınların çıkış sebebine ilişkin çok çeşitli iddiaların ortaya atıldığı ve terör örgütlerinin işi olabileceği yönünde yorumların yapıldığı anımsatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu çok rahat söyleyebiliriz, elbette yangınların çıkış nedeni olarak bütün ihtimaller üzerinde çıkış anından itibaren durduk ve bunların polisiye olarak araştırmaları yapıldı. Polis teşkilatımızın yaptığı araştırmaların dışında özellikle bütün teşkilatımızın oralardaki faaliyetleriyle acaba buralarda böyle bir şey var mı yok mu bunların araştırmaları yapıldı” değerlendirmesinde bulundu.

Yürüyen soruşturmalarda gözaltına alınanların ve tutuklananların olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bunlarla beraber aldığımız istihbaratlar var. Yani Millî İstihbarat Teşkilatımızın verdiği bilgiler var, emniyet istihbaratın verdiği bu noktada bilgiler var ama şunu biliyoruz ki bunlar arasında ailesinde terör örgütü iltisaklı kişiler de var” dedi.

Terör örgütünün sicilinde geçmişte orman yangınları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçen yıl biliyorsunuz Hatay’da bunları yaşadık. Hatay’da yaşadıklarımızın içinde nitekim teröristler de çıktı. ‘Hayatını kaybeden vatandaşlarımızdan yanan ormanlarımıza, bal yapan arısından uçan kuşuna, can havliyle buzağısını doğurduktan sonra telef olan ineğine kadar yitirdiğimiz her bir canın hesabını soracağız’ dedik” ifadelerini kullandı.

Buna müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yani her şeyi RTÜK ile çözelim. RTÜK neyle uğraşacak? Amerika’da bir Twitter olayı nelere vesile oldu. ‘Bizim Türkiye’de ofisimiz var’ diyor. Yalan söylüyorsun Türkiye’de senin ofisin yok. Türkiye’de senin şu anda görevlendirdiğin elemanın yok. Öyleyse bunlara, bunun bedelini bizim ödetmemiz lazım. Ofisini açacaksın, vergini, her şeyini ödeyeceksin. Açmadığın takdirde de bedelini ödeyeceksin. Bu noktadaki çalışmalarımızı Meclis’in açılmasıyla birlikte farklı istikamette takipçisi olarak yürütmemizin gereğine inanıyorum. Çünkü kurumlarımızın ve görevlilerimizin fedakârlıkla yürüttüğü yangınla mücadelemize gerçek dışı bilgi ve haberlerle leke sürmeye çalışıyorlar. Manipülasyonun, dezenformasyonun bini bir para. Buna nereye kadar tahammül edeceksin? Bu kadar gayret, bu kadar kahramanlar ortada canı pahasına koşacak, bunlar ise bunu söyleyecek. Artık bu yıkıcı faaliyetleri yapanlara bakıyor ve hiç şaşırmıyoruz. Ama hiç şaşırmadığımız gibi de bunların da diyoruz ki bir bedeli olsun artık.”

Türkiye’ye orman yangınlarıyla mücadele sürecinde verilen uluslararası desteklere ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Rusya, Azerbaycan, İran ve daha sonraki safhada İspanya’nın destek verdiğini söyledi.

Ukrayna’nın üç tane uçak gönderdiğini ve dört tane helikopterle devreye girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan ve Gürcistan’dan destek geldiğini, Moldova, Belarus, Polonya, Avusturya ve Fransa’nın da birer helikopter gönderdiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu uçak ve helikopterlerin farklı noktalardaki yangınları söndürme çalışmalarında aktif olarak kullanıldığını ve işleri ciddi manada kolaylaştırdığını ifade etti.

Yine bu süreçte birçok ülke ve uluslararası kuruluştan “geçmiş olsun” dileği ile dayanışma mesajları alındığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şahsım, milletim adına bu ülkelere en kalbi duygularla selam, sevgi, saygılarımı gönderiyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınların kontrolü sürecinde kendilerine, “sanatçılar girişimi” adını veren oluşumun Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni hedef alan açıklamalarını nasıl değerlendirdiği yönündeki soruya, şu cevabı verdi: “Bir kulağımdan giriyor, öbür kulağımdan çıkıyor. Onların meslekleri sanat. Hangi sanatsa sanatlarını icra etsinler. Biz de onların başarı oranına göre, onlara saygı duyalım. Ama kalkıp da erken seçimmiş, yok bilmem işte şu andaki başkanlık sistemi doğru değilmiş. Bırak, o iş bizim işimiz. Biz ömrümüzü buna verdik. Anlamazsınız bu işten. Piyanodan anlıyorsan piyanonu çal. Kemaniysen keman çal, dinleyelim. Sazendeysen sazını çal, dinleyelim. Ama kalkıp da bu işlere burnunu sokma, o iş bizim işimiz.”

“Ekşi Sözlük”te yayımlanan, “halk ayaklanmak için daha ne bekliyor?” mesajıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığı ifade edilerek, “Son dönemde bunların gündeme taşınmasının altında başka bir şey olabilir mi?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şunu bilmemiz lazım hiçbir dijital mecra hukuktan azade değildir. Onlar da gereği gibi bunun bedelini ödeyecektir. Takma isimlerin arkasına saklanarak kişilere iftira, hakaret edilmesine, millî manevi değerlere küfredilmesine, ayaklanma çağrıları yapılmasına hiç bir şekilde müsaade etmeyiz ve bizim yargı sistemimiz de buna asla müsaade etmez. Bu platformda yalan haber, iftira, terör propagandası, darbe çağrısı ve ırkçılığın adeta yatağı olmuş vaziyette. İtibar suikastı, hedef gösterme ne ararsan bunlarda var. Dolayısıyla biz de bunların takipçisiyiz. Planlı, programlı olduğu çok bariz olan bu kampanyalarla halkımız sürekli olarak tahrik edilmeye çalışılıyor. Bir iftira, hakaret ve yalan tezgâhı gibi bunlar çalışıyor. Adı üzerinde ekşi sözlük. Bayağı ekşi.”

“ÜLKEMİZ YANGINLARLA MÜCADELEDE İKİ ASRA YAKLAŞAN KURUMSAL BİR TECRÜBEYE SAHİP”

Manavgat’taki yangının ardından bölgeye gittiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Kalemli köyüne gittiğimde oradaki yaşlı bir amcanın ağlayışı çok anlamlıydı. ‘Benim buzağım, ineğim bunlar şimdi yok. Yandı, telef oldu’ dedi. Amca hiç merak etme biz ‘onların hepsini halledeceğiz’ dedim. ‘Peki, nasıl edeceksiniz benim traktörüm de yandı’ dedi. ‘Onu da halledeceğiz’ dedim. ‘Benim bir tane traktörüm, hem buzağımdı hem ineğimdi’ dedi. Başladı orayla onu kıyas etmeye. Hemen bak şimdi bakanımı çağırıyorum, hemen iki üç gün içerisinde senin traktörün sıfır kilometre gelecek. ‘Gelecek mi’ dedi, gelecek dedim. Biz hemen üç dört gün içerisinde Sanayi ve Teknoloji Bakanım traktörünü gönderdi. Ardından biri daha geldi, ‘Benim de yandı, hem de benim iki tane yandı’ dedi. Onun iki tane traktörünü de gönderdik. Fakat çok manidar bir şey oldu. Bir tanesi ‘Benim de yandı’ dedi, tamam dedim, seninkini de göndereceğiz. Biz gönderince o ne dese beğenirsiniz baktı ki 0 kilometre traktör, ‘Ben bunu almam. Traktörümü kullanabilirim daha. Ben onunla devam edeceğim, devletime teşekkür ediyorum. Ben bunu alamam’ dedi. Bizim milletimiz gerçekten farklı bir millet. Yani onu kendisine reva görmedi, ‘Yok, ben mevcut traktörümle çalışırım’ dedi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devam eden soruşturmalarda ulaşılan neticeleri vatandaşlarla paylaşacaklarını kaydetti.

“Yangınla mücadele sürecinde nasıl bir kriz yönetimi sergilendiği” ve “yangına müdahalede yetersiz kalındığı yönündeki eleştirilere ilişkin görüşü” sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz yangınlarla mücadelede iki asra yaklaşan kurumsal bir tecrübeye sahip. Bunun yanı sıra her türlü teknolojik altyapıya da sahip” dedi.

Orman yangınlarıyla mücadelenin, Orman Genel Müdürlüğü’nce her yıl hazırlanan Yangın Eylem Planları kapsamında Yangın Yönetim Merkezi’nden sevk ve idare edildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 19 yılda yangınlarla mücadele kapsamında kara ve hava araçlarını yenilediklerini, sayılarını artırdıklarını aktardı.

Karada yangınla mücadelede çok önemli yere sahip olan arazöz sayısını yüzde 70 artırarak, 1078’e çıkardıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Araç parkında olmayan ve su ikmal araçlarından 281 tane daha aldık. Yangınlara anında müdahale için 2 bin 270 ilk müdahale aracı aldık. İş makinesi parkımızı yüzde 125 büyüterek 682’ye çıkardık. Yangınla mücadele hava filomuzu ise çok daha verimli hâle getirdik. Yangın söndürme uçaklarımızın su atma kapasitesi artırıldı. Burada tabii ki kiralama yollarına da gittik. Bunun yanında dost ülkelerden, sağ olsunlar ayrıca destekler geldi” bilgisini verdi.

Ülke coğrafyasındaki yangınları söndürmede en önemli hava aracı olan helikopter sayısının 2002’de 18 olduğunu, bu rakamı bu yıl 39’a ulaştırdıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangınlar sırasında diğer ülkelerden gelen desteklerle helikopter sayısının daha da arttığına işaret etti. Erdoğan, “Hemen anında talep ettik, talep ettiğimiz ülkelerden sağ olsun hemen gönderen Azerbaycan gibi, İran gibi ülkeler oldu. Onların gönderdiği helikopterlerle helikopter sayımız ciddi manada arttı ve bu helikopterlerle de hakikaten çok ciddi işler gördük. Çünkü helikopterle, hazırladığımız helikopter havuzlarından su alabiliyorsunuz ve istediğiniz yere onlarla inebiliyorsunuz, bu avantajınız var” diye konuştu.

Uçakla her yerden su alınamadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Uçakla ancak denizlerden alıyorsunuz ama süresi çok iyi. Bakıyorsunuz 10 saniyede hemen dalıyor suyunu alıyor ve hemen yangın alanına suyunu boşaltıyor. O da yine kısa bir süre, uzun sürmüyor, çok kısa sürede iş görüyor. Bunlardan, örneğin Rusya’dan üç tane aldık bu süreç içerisinde. Şimdi belki önümüzdeki yıl daha farklı bazı düşüncelerimiz var. Belki onun üzerinde ayrıca duracağız. Örneğin diyelim ki önümüzdeki yıl belki kendimizi ait uçağımızı satın alacağız ve bunları satın almak suretiyle bunların içinde çok amaçlı olanlar da var. Onlar üzerinde görüşmelerimizi arkadaşlarımız yürütecekler ve bunlarla beraber de biz itfaiye noktasındaki ekibimizi, filomuzu çok daha güçlü hâle getirmiş olacağız.”

Türkiye’nin şu anda dünyada yangına en kısa sürede müdahale eden ülke konumuna geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bakın Amerika’da, Kanada’da, Rusya’daki, Rusya bu noktada çok güçlü ekipmanlara sahip, fakat bakın birçok yeri şu anda hâlâ çözemediler, halledemediler böyle sıkıntılar yaşanıyor. Yangınlarda ilk defa kullanmaya başladığımız insansız hava araçları sayesinde ilk müdahale süremizi de 12 dakikaya indirdik. Bu yıl yangın destek sistemini de devreye aldık, bu da bize ayrı bir güç kattı. Bu sayede yangının şiddetini, yönünü, risk altında olan yerleşim yerleri ve sanayi tesislerinin durumunu saniyeler içinde hesaplayarak anlık çıktıları alabiliyoruz. Örneğin termik santraller bizim için en büyük felaket noktalarıydı. Termik santrallerde olaya müdahale imkânını çok süratle yakaladık. Hem etrafını açmak suretiyle oradaki yangını söndürmeyi rahatladık hem de oradaki personeli boşaltma noktasında attığımız adımlar takdire şayandı.”

Yangınlara müdahalede “yetersiz kalındığına” yönelik eleştirilere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gözü var görmez, kulağı var duymaz, hani her şey dört dörtlüktür diye bir iddianın içinde olamam ama şöyle bir gerçek var yangınla mücadele ediyorsunuz, yangınla mücadele ederken bütün imkânları seferber ediyorsunuz” dedi.

Yangının içinden çıkan itfaiyeciyi hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yetersiz kalmak, bunu neyle izah edeceksin, bu yetersiz kalmanın tanımı nedir? Altı tane bakanım benim her an orada oldu, tüm itfaiye ekiplerimiz orada oldu, bunun yanında tüm kurumlarımız, AFAD’ı, Kızılay’ı ile orada oldu, bakan yardımcılarım aynı şekilde orada oldu. Peki, bunu söyleyenler acaba kendileri bunu nereden izlediler?” diye konuştu.

Yangında ilk defa kullanılmaya başlanılan insansız hava araçları sayesinde yangının şiddetini ciddi manada düşürdüklerini de anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu söyleyenler acaba buralarda nasıl bir zamanlama yapıldı, nasıl böyle bir sürate ulaşıldı, bunu biliyorlar mı? Bilmiyorlar. Sadece iftira at tutmasa iz bırakır, söyledikleri iş bu. Ama biz bütün ekibimizle, o kahramanlarımızla burada başarılı olduğumuza inanıyoruz. Hele hele yangınlarla mücadelede toplam 18 su atar uçak, 66 helikopter, dokuz İHA, bir insansız helikopter, 850 arazöz ve su tankeri, 430 iş makinesi ve yaklaşık 5 bin 250 personel görev yaptı, daha ne olacaktı? Bunlar yapıldı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yangında evleri yananların evleri ne zaman yapılmaya başlanacak? Hayvanlarını kaybeden köylülerin kayıpları ne zaman telafi edecek? Esnafın, sanatkârın yine sıkıntıları var onlar için bir şey düşünülüyor mu, bir tedbir paketi söz konusu olacak mı?” şeklindeki soruya, yangının ilk günü hemen zarar tespit komisyonlarını devreye soktuklarını ve bunların valilerin başkanlığında çalışmalarını başlattıklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim programımız bir ay içerisinde inşaatların başlatılmasıyla alakalı talimatın verilmesiydi. Ve bu konuda TOKİ işini yüklendi ve süratle bir ay içerisinde inşaatlarımıza başlayacağız. Hedef, bir yıl içerisinde de bu inşaatları bitirmek. Bir yılın sonunda, o yangınların olduğu bölgede yanan konutları, en uygun şekilde, en uygun yerlerde yapıp bitirmek. Bu konu ile ilgili olarak da şu anda Çevre Şehircilik Bakanlığımız adımlarını atmış vaziyette, hatta peyderpey başlamış vaziyette. Süratle her bölge, nerede yangın olduysa oralarda bu adımlarımızı atıyoruz ve birinci yılın sonunda da inşallah bu konutların teslimine başlayacağız” ifadelerini kullandı.

“HIZLA AĞAÇLANDIRMA FAALİYETLERİNE BAŞLAYACAĞIZ”

Ahırlarıyla beraber yapılacak evlerin planlamasının da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca yapıldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu konuyla ilgili de ilk etapta sadece 50 milyon buna ayrılmış vaziyette, fakat ‘Ben kiraya çıkabilirim’, ‘Ben ev bulabilirim’ eğer bu tür talepler varsa bu tür talebi olanlara da kirasını vermek suretiyle buralara çıkabilirler” dedi.

Bazı vatandaşların akrabalarına gidebileceğini söylediğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Takdiriniz neyse, ama kiraya çıkmak istiyorsan biz kiranızı vereceğiz, kiraya da çıkabilirsiniz ve mobilyasını, A’dan Z’ye beyaz eşyasını hepsini de almak suretiyle onları oralara yerleştirmekte kararlı olduğumuzu kendilerine ifade ettik” dedi.

Yanan alanların imara açılması iddialarına ilişkin tartışmalara dair görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa’nın 169’uncu maddesinde çok açık şekilde “Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir” ifadesi olduğunu hatırlatarak, “Orada bir yapılanmaya falan gidemezsiniz, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık da yapılamaz. Yanan orman alanlarının bugüne kadar nasıl yeniden ağaçlandırdığımız ortada. Son yangınlardan sonra bu bölgelerde hızla ağaçlandırma faaliyetlerine başlayacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidar oldukları 19 yıllık dönemde 5,5 milyar ağaç diktiklerini belirterek, “Bunu bizim iktidarımız yaptı ve hâlâ da aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Yani vatandaşlar bu Bay Kemal’in yalanlarına itibar etmesin, yanan ormanlarımız küllerinden yeniden doğacak. Bu alanlar en verimli şekilde ağaçlandırılacak, yeniden orman olacak. Bunların ilgililerine sorun ‘Siz ne kadar ağaç diktiniz, sizin belediyeleriniz ne kadar ağaç dikti? Bize bunun cevabını verin’ deyin” ifadelerini kullandı.

İstanbul Belediye Başkanlığı dönemini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, belediye başkanlığını CHP’den aldığını ve o dönemde kentin kurak olduğunu söyledi. Kendisi göreve geldikten sonra şevlerin hepsini süratle yetişmiş ağaçlarla ağaçlandırdıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Altı ay içerisinde ne olduğuna İstanbullular şaşırdı. Zaten suyu da yoktu ki İstanbul’un, kurak. Biz geldik suya da kavuşturduk İstanbul’u hamdolsun. Şimdi burada da yine iktidara geldiğimiz günden beri orman varlığımızı artırmaya yönelik çalışmalarımız, yeşil vatanımıza ne kadar büyük bir önem verdiğimizi zaten ispatlıyor. Bu konudaki başarımız Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün Küresel Orman Kaynakları Değerlendirme Raporu’nda da tescillendi. Onlar da bunu tescillediler. Türkiye 2015 yılında orman varlığını artıran ülkeler sıralamasında dünyada 46’ncı sırada iken, 2020 yılında 27’nci sıraya yükseldi. Türkiye en çok ağaçlandırma yapan ülkeler sıralamasında Avrupa’da birinci, dünyada altıncı sırada yer aldı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019’da 11 Kasım’ı “Millî Ağaçlandırma Günü” ilan ettiklerini hatırlatarak, bu kapsamda ülkenin dört bir yanında milyonlarca fidanı öğrencilerle beraber toprakla buluşturduklarını söyledi.

“Geleceğe Nefes” projesiyle de orman alanlarını genişlettiklerini ve yeni orman alanları oluşturduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları aynı şekilde devam ettireceklerini söyledi.

Yangınlarda Türk Hava Kurumu tartışması yaşandığı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk Hava Kurumu’nu ziyaret ettiği hatırlatılarak, “Türk Hava Kurumu ile ilgili düşünceleriniz nedir? Orayı yeniden ayağa kaldırmak gibi bir planınız var mı?” diye sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk Hava Kurumu devletin bir kurumu değildir. Bunu vatandaşlarımız bilmiyor, vatandaşlarımız zannediyorlar ki ‘Türk Hava Kurumu devletin bir kurumudur’, hayır değil. Nasıl çeşitli vakıflar, dernekler vesaireler varsa Türk Hava Kurumu da bunlardan bir tanesi” dedi.

TÜRK HAVA KURUMU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Hava Kurumu’nun elindeki uçaklara dair tartışmanın yeni bir tartışma olmadığının da altını çizerek, birkaç yıl önce “kurumun elindeki uçakların yetersiz olduğunu, Türk Hava Kurumu’nun mezarlığa döndüğünü ve mevcut yapısıyla bir yere varılmayacağını” söylediğini hatırlattı.

Orayı bir ziyaretinde bu durumu gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Türk Hava Kurumu yetkilileri gerekli adımları atmadığı gibi çalışır durumdaki uçakların da bakımını yaptırmayarak, hepsini adeta çürümeye terk etmişler. Yani oran itibarıyla o zaman, mesela bunların üç tanesi hani ‘pert’ diyoruz ya araçlarda filan, bunların da üç tanesi pert, altı tanesi ‘eh’ böyle bir durumda. Türk Hava Kurumu 1985’ten itibaren orman idaresine yangın söndürme hizmeti vermiş yani tedarikçi bir kurum olarak hizmet vermiş ve bunun için de karşılığında çok ciddi bedeller devletten, Tarım Orman Bakanlığı’ndan almış. Ama filosunu genişletme, mevcut uçaklarını modernize etme böyle bir derdi olmamış. Peki, o dönemde de kurumun arkasında kim vardı? CHP zihniyeti vardı ve böyle bir adım atmadılar. Şimdi çıkmış, ‘Türk Hava Kurumu’nu çalıştırmıyor’ diyorlar. Türk Hava Kurumu’nu çalışamaz hâle getiren sizsiniz, uçakların bakımını yaptırmayan kurumun eski yöneticileridir. Kurumun finansal sıkıntısı sebebiyle bu bakım ve onarım ihtiyacı giderilemediği için uçaklar hâlihazırda bile uçuşa elverişli değil ve çok daha açık, net konuşuyorum, kurumun içine düştüğü durumu, kurumu bu hâle getirenlerin kara propagandaları ile hükümete yöneltme çabalarını doğrusu ben hayretle izliyorum. Dürüst olun, samimi olun. Geçmişine baktığımız zaman Türk Hava Kurumu’nun orada zaten CHP zihniyetini göreceksiniz.”

“Geleceğe ilişkin birçok raporda afetlerin, marjinal hava hareketlerinin çok olacağı bunun da gündelik hayatı çok etkileyeceği ifade ediliyor. Önümüzdeki dönemde bu ifade edilen bu gerçekler yaşanacaksa yeni tedbirler almak gerekir mi? Örneğin bir Afet Bakanlığı gibi bir süreç söz konusu olabilir mi?” şeklindeki soruya ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu cevabı verdi: “Bakanlık dediğiniz zaman çok büyük işler yapar anlamına gelmez. Önemli olan kurumların çok güçlü olması. Şu anda AFAD bizim yani adeta bir bakanlık gibi çalışır hâlde. Nereye bağlı? İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Yönetim, ekip güçlü olduğu zaman AFAD’la çok şeyleri yapabiliyorsunuz ve Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte bu durumları biz düşündük. Tarım, orman, su mesela tek çatı altında yönetilmeye başlandı. Doğru planlama ve yönetimin tek elden yapılıp, koordine edilmesi amacıyla bu çerçevede de bu sürece devam ediyoruz. Şimdi buradan biz zaten bu işi yürütüyoruz, görüyoruz herhangi bir sıkıntımız yok. Dolayısıyla herhangi bir sıkıntı da olmadığına göre, şu anda tarım, orman, hayvancılık bu işi başarılı bir şekilde sürdürdüğüne göre, AFAD kurum olarak başarılı bir yönetim tarzı ortaya koyduğuna göre yapılması gereken ne olur bundan sonra, eğer bizim araç, gereç vesaire gibi kadro ihtiyaçlarımız olması hâlinde onlarla bunu takviye ederiz ve takviye etmek suretiyle de biz süreci devam ettiririz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da AFAD’ın çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edeceğini söyledi.

“Bu profesyonel ekibimizi böyle bir hâle getirelim ki bizim stoklarımızı da arttıralım” dediğini de anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Buna nereden geldik? Manavgat’ın Kalemli köyündeki o vatandaşımız bizden hani traktörü istedi ya, bizim dedim mesela traktörlerimiz olsun. 40-50 tane traktör AFAD’ın depolarında bulunsun. Herhangi bir şey olduğu anda biz hemen oradan onlara anında traktörünü gönderelim. Gerçi bu dönemde böyle bir şeye ihtiyaç var mı, yok. Niye, traktör üreten fabrikalardan zaten onun hemen anında siparişiniz verir alırsınız. Yani onun için beklemeye de gerek yok, hepsinin elinde zaten stokları var, oralardan da bu işi yürütürsünüz ama derdim başka, nedir? Böyle bir şey olduğunda ‘anında deponda var, depodan alır gönderirsin’ gibi çalışmalarla AFAD’ın profesyonel kadrosunu daha güçlü hâle getirmek ve herhangi bir afette şurada, burada filan hiç beklemeden olaylara anında müdahale etmek” ifadelerini kullandı.

“KOVİD-19 SALGINIYLA MÜCADELEDE ELİMİZDEKİ EN GÜÇLÜ SİLAHIMIZ AŞI”

“Aşı olmayanlar için kapalı ve toplu alanlara girişlerinde PCR testi gibi yeni uygulamalar olacak mı? Böyle bir uygulama yapılacak olursa bunun insan hakları ihlali olacağını düşünen bir kesim de var. Siz nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, insan hakları ihlali düşüncesine katılmadığını dile getirdi.

Devletin görevinin vatandaşının sağlığını korumak olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağlığın korunması için gerekli olan neyse hastanesinden tut, ilacına varıncaya kadar bunları temindir. Biz bu işleri başardık. Şu anda dünyada bizim sağlık oluşumunda ulaştığımız noktaya neredeyse ‘benim’ diyen ülkeler ulaşamamıştır” diye konuştu.

Türkiye’yi şehir hastaneleriyle dünyada farklı bir yere taşıdıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kovid-19 salgınıyla mücadelede elimizdeki en güçlü silahımız şu anda aşı. Bunu kabul edeceğiz” dedi.

Hastalığın ortadan kalkması için toplumun büyük kısmının Kovid-19’a karşı bağışıklık kazanmasının şart olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bunu ne ile kazanacak? Aşıyla. Onun için de vatandaşlarıma sakın bu oyuna gelmeyin diyorum. Biz toplumumuzun tamamının aşılanmasını istiyoruz. Buna göre de imkânlarımızı seferber ettik. Dağlara kadar hemşirelerimiz çıkıyor, oralarda aşıları yapmaya hazır olduğunu söylüyor. Tüm dünya Kovid denilen hastalığa karşı odaklanmış ve bununla mücadele ediyor. Birçok metot kullanılırken maalesef bazıları da bu işin hâlâ önüne geçmek istiyor ama biz de herkes gibi kendi aşımızı TURKOVAC olarak geliştirme çalışmalarını sürdürüyoruz ve bu aşılar insanlar üzerinde kullanılmadan önce güvenlik testlerinden de geçiyor. Bunu herkesin bilmesi lazım. Son günlerde artan vakaların aşılanma durumuna baktığımızda görüyoruz ki hastaneye yatanların, yoğun bakımlarda tedavisi gerekenlerin ekseriyeti, aşı olmayanlar veya aşı sürecini tamamlamamış olanlar. Anlıyoruz ki aşısızlar daha fazla hasta oluyor veya hastalığı daha ağır geçiriyorlar. Tüm vatandaşlarımızı ben Cumhurbaşkanları olarak aşı olmaya özellikle davet ediyorum.”

“TURKOVAC aşısı ne zaman kullanılmaya başlanacak?” sorusuna ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu anda ilgili hastanelerimiz yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Şu anda bunun Faz 3 aşamasındayız. Neticeleri şu ana kadar gayet güzel geliyor. Herhâlde müjdeyi yıl dolmadan alacağız” cevabını verdi.

“TEMENNİMİZ YÜZ YÜZE EĞİTİME GEÇEBİLMEK”

“Okullar açılacak mı, bu yıl yüz yüze eğitim olacak mı?” sorusu üzerine ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Millî Eğitim Bakanı’nın değiştiğini anımsattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müjdeyi tabi, yeni Millî Eğitim Bakanımızdan bu hafta pazartesi günü yapacağımız kabine toplantısında müzakere edeceğiz. Kabine toplantısında kendisi bize sunumunu yapacak ve bu da o konular arasında yer alıyor. Aynı zamanda aşılarla ilgili çalışmalar yine bu konular arasında yer alıyor. Temennimiz yüz yüze eğitime geçebilmek. Bu konuyla ilgili Mahmut Bey hazırlıklarını bu istikamette yapmışsa ve gerçekten ‘Okullarımızı açalım’ diyorsa, biz de kabine olarak bu işe ikna olursak ‘hayırlı olsun’ deriz. Çünkü çocuklarımız da okullarına hasret kaldılar” değerlendirmesini yaptı.

Çatı aday tartışması ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusu anımsatılarak, “Kemal Kılıçdaroğlu rakibiniz olursa ne dersiniz?” sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben bu tür bir şeyi düşünmekle sorumlu değilim” cevabını verdi.

Bu konunun Millet İttifakı’nın sorunu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onlar kendi aralarında kararlarını kendileri versinler. Biz Cumhur İttifakı olarak kendi aramızda konuştuk ve sağ olsun Cumhur İttifakı’nın bir diğer kanadı Devlet Bey bu ismi zaten daha önceden açıkladı, partinin bu konudaki kanaati aynı şekilde zaten belli. Dolayısıyla kamuoyunu bu tür şeylerle çok da fazla meşgul etmeyelim derim. Millet İttifakı’nın sorunudur onlar nasıl düşünüyorsa o şekilde yola çıksınlar” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “Dış politikayı 180 derece değiştireceğiz” açıklamasının anımsatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun hayatında dış politika var mı? Şu ana kadar girdiği bütün seçimlerde mağlubiyetle çıkmış olan bir kişi. Peki, dış politika nerede yapılır? Uluslararası camiada yapılır değil mi? Uluslararası camiada Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış? Biz uluslararası camiada dış politika ile yattık, dış politika ile kalktık. Bütün uluslararası toplantılarda onlarla yattık, onlarla kalktık. Bay Kemal nerede, hangi dış politikayı yapmış. Bunu konuşmayı bile ben zayi addederim.”

“YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARIMIZI YÜRÜTÜYORUZ”

“MHP ile AK Parti arasında yeni anayasa konusunda bir görüş ayrılığı var mı?” sorusu üzerine de Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Biz yeni anayasa çalışmalarımızı yürütüyoruz ve son çalışmayı dün yaptık. Bu arada işin adeta koordinasyonunu yürüten arkadaşımız bütün son bilgileri heyetimizden aldı ve tekrar üzerinde çalışmasını yapacak. Son bir ‘efradını cami ağyarını mani’ diyebileceğimiz şekle dönüştürüp heyetimize bir sunum daha yapacak. Bu artık işi iyice eskilerin ifadesiyle ‘lübbül lüb’ olacak yani özetin özeti. Bu arada biz de Cumhur İttifakı’nın bir diğer tarafı olarak, Milliyetçi Hareket Partisi işin başında hazırlıklarını getirmişti. Yine heyetimiz tarafından onun üzerinde çalışıldı. Biz de bu çalışmamız da nihayete erdirdikten sonra ben Devlet Bey’le bunu tekrar konuşacağım. Devlet Bey’e bu hazırlığımızı takdim edip bu çalışmamızı çok daha güzel bir noktaya taşıyalım. Beraberce de Meclis’in açılmasından önce aramızda bu hazırlığı adeta bitirme noktasına getirmiş olalım. Muhalefet partilerinden de somut anayasa metinlerini bir an önce milletimizin önüne koymalarını bekliyoruz ama onlardan da şöyle hakikaten bir ele alınıp değerlendirilebilecek bir çalışma görmedik. Böyle bir şeyi zaten düşünmüyorlar. Aslında gönül arzu eder ki tüm metinler ortaya çıktıktan sonra Meclis çatısı altında bunların müzakeresi yapılsın ve uzlaşma yolu aransın.”

Seçim sistemi ve Seçim Yasası’na ilişkin de Cumhurbaşkanı Erdoğan, “MHP’den arkadaşlarımızla benim belirlediğim partimizden arkadaşlarım bir araya geldiler, çalışmalar yaptılar. Bizim görüşümüzle onların görüşünü yine bu hafta içinde biz kendi aramızda değerlendirdik. Bizim 6-7 kişilik bir heyetimiz var ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden gelen görüşü de alarak bunları birlikte arkadaşlarımızla değerlendirdik. Orada bir yere inşallah varacağız” dedi.

“Ekonomi ile ilgili önümüzdeki günlerde nasıl bir yol haritası olacak?” sorusunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün bu süreç içerisinde yani salgın boyunca sürekli destek paketleri açıkladık. Dünyada zaten sürmekte olan siyasi ve ekonomik dönüşümü bu salgın olumsuz olarak etkiledi. Ekonomik daralma bu etkilerden aslında birisi” diye cevapladı.

Türkiye’nin sağlık hizmetlerinde olduğu gibi ekonomide de aldığı hızlı tedbirlerle bu süreci kontrollü bir şekilde yürüttüğüne dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Küresel düzeydeki olumsuzluklara rağmen 2020 yılını yüzde 1,8 büyüme ile kapatarak gerçekten çok önemli bir başarıyı ortaya koyduk. Bu yıl ilk çeyrekte yakaladığımız yüzde 7’lik büyüme yılın tamamını gayet iyi bir seviyede kapatacağımızı habercisidir. İktidarının ilk 18 yıllık döneminde ortalama yüzde 5,1 büyüme oranına ulaşmış bir yönetim olarak bu başarının bizim için tesadüf olmadığı açıktır. Gezi olaylarından beri yaşadığımız her hadisede ekonomimiz hedef alındığı hâlde hatta 2018’de doğrudan açık ve alçakça bir saldırıya maruz kaldığımız hâlde biz bu neticeyi ne yaptık? Elde ettik. Salgın şartlarına rağmen yıllık ihracatımızın şu anda tüm zamanların rekorunu kırarak 200 milyar dolar eşiğini aşmış olması çok ama çok önemli. Sanayi üretimi tarafında ise herhangi bir sıkıntımız bulunmuyor. Turizmde salgın şartlarının el vermesiyle birlikte bir büyük sıçramayı da bu arada hayata geçirdik. Her ne kadar orman yangınları canımızı acıtmış olsa da turizmdeki bu ivmeyi sürdürmekte kararlıyız.”

“HEM KENDİMİZİ HEM DEVLETİMİZİ GÜÇLENDİRECEK, HEDEFLERİMİZE ADIM ADIM YAKLAŞACAĞIZ”

Salgından en çok etkilenen hizmet sektörünün de hızlı bir toparlanma içinde olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Devlet olarak bugüne kadar doğrudan yardımlar, hibeler, destekler, teşvikler, ertelemeler yoluyla her kesimden insanımıza 700 milyar liraya yakın bir kaynak aktardık. Önümüzdeki dönemde de garip gurabasından esnafına, çiftçisinden sanayicisine kadar ihtiyaç sahibi her kesimin yanında yer almayı sürdüreceğiz. Biz şu veya bu yolla karşılıksız gelir elde edebilen bir ülke değiliz. Bizim petrol kuyularımız yok? Şimdi açtık, inşallah bunlar netice verdiği andan itibaren durum çok farklı olacak. Kazandığımız her kuruşu alın terimizle çalışarak, uğraşarak, mücadele ederek kasamıza koyuyoruz. Biz böyle bir ülkeyiz. Milletimiz zenginleştikçe devletimizin de gelirleri çoğalıyor. Dolayısıyla verdiği hizmetler de artıyor. Bu bakımdan hep birlikte çok çalışarak hem kendimizi hem devletimizi güçlendirecek, hedeflerimize adım adım yaklaşacağız. Geçtiğimiz 19 yılda ülkemizi nasıl üç kat büyütmüş ve zenginleştirmişsek inşallah 2023 hedeflerimize ulaştığımızda yeni ve çok daha büyük bir hamleyi hayata geçirmiş olacağız. Bu arada bakın son işsizlik rakamları geldi. İşsizlik rakamlarında ülkemiz hamdolsun yaklaşık 2-2,5 buçuk puan daha düştü. Bu da neyi gösteriyor? İşsizlikte de Türkiye şu anda olumlu istikamette ilerliyor.”

Fındık alım fiyatları sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne kadar buğdaydan bakliyata ve çaya kadar pek çok ürünün alım fiyatlarını açıkladıklarını, üreticilerin bu fiyatlardan genel olarak memnun olduklarını gördüklerini söyledi.

Ayrıca kuraklık, sel, yangın gibi felaketlerde zarar gören çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanların zararlarını da telafi ettiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, fındığın ülkenin en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden biri olduğunu ifade etti.

FINDIK ALIM FİYATLARI

Fındığın özellikle Karadeniz Bölgesi’nde çayın yanı sıra temel geçim kaynağı olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Her zaman olduğu gibi bu mahsul döneminde de fındık üreticilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Şimdi sizlerin vasıtasıyla Toprak Mahsulleri Ofisimizin 2021 yılı fındık alım fiyatlarını tüm milletimizle, özellikle de Karadenizli üreticilerimizle paylaşmak istiyorum. Fındık alım fiyatımız yüzde 50 sağlam iç esasına göre, Giresun kalite fındık için kilogram başına 27 lira, levant kalite fındık için ise kilogram başına 26,5 liradır. Yüksek randımanlı fındığa en az 1 lira fazla ödeme yapılacaktır. Ayrıca çiftçilerimize verdiğimiz alan bazlı mazot ve gübre desteğini de kilogramda 2 lira olarak veriyoruz. Nihai olarak fındık fiyatları kilogramda 29,5 lira ile 30 lira arasında gerçekleşiyor. Bu fiyatların ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum.”

Kamu işçilerine yönelik zamlara ilişkin değerlendirmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 700 bin kamu işçisini kapsayan sözleşmenin işçilere hayırlı ve bereketli olmasını diledi.

Sözleşmeyle, asgari ücretle 4 bin lira arasında ücret alan işçilere seyyanen 500 lira zam yapıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “İşçilerimize hayırlı olmasını diliyorum. En düşük ücret 4 bin 100 liraya yükseltildi. En düşük ücret alan işçilerin aylıklarında 1217 liralık artış sağlandı. Toplu sözleşme kapsamında bulunan kamu işçilerinin tamamına birinci altı ay için yüzde 12, ikinci altı ay için ise yüzde 5 artı enflasyon farkı olmak üzere ücret zammı yapıldı. 4 bin liraya kadar olan işçi ücretlerinin artış oranı yüzde 34 oldu. Sözleşme kapsamındaki işçilerin tamamında bu oran yüzde 25’e ulaştı. İlk kez bu sözleşmeyle kamuda hizmet zammı uygulamasına geçilmiş oldu. Bu zam, yaklaşık yüzde 3’e tekabül ediyor. Sözleşmeyle, sosyal yardım, ilave tediye, ikramiyelerle ortalama aylık giyinik ücret tutarı 9 bin 66 liraya yükseltilmiş oldu.”

Türkiye’nin Tokyo Olimpiyat Oyunları’ndaki başarısı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, adaylık sürecinde Japonya ve Türkiye’nin olimpiyatlara ev sahipliği konusunda finale kaldığını anımsattı.

OLİMPİYAT OYUNLARI

O dönemde ​n​​​​asibin Tokyo’dan yana olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizde kalsaydı bedeli bize çok ağır olurdu. O zaman Abe Japonya’nın başındaydı. Kurayı birlikte izledik, bedeli de onlara ağır oldu. İlk defa Türkiye’nin böyle bir başarısı oluyor. Şu anda bugüne kadar olan tüm olimpiyatların üzerine çıkmış vaziyetteyiz” diye konuştu.

Salondaki ekranda, boksta olimpiyat şampiyonu olan Busenaz Sürmeneli’nin görüntüsünü gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Busenaz, Sürmenelidir ha” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mete Gazoz’un okçulukta tarih yazdığını, ilk madalyayı getirdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:

“Bu her türlü iftiharın üzerinde. Busenaz, bayanlarda ilk defa bize altını getirmiş oldu. İkinci Buse Naz da aslında bize altını getiriyordu. Hakem heyetinde Çakıroğlu’na bir yanlış, haksızlık yaptılar. İki altını da alabilirdik. Gerek Sürmeneli gerek Çakıroğlu altın kızlarımız. Bizim için çok önemli bir gelişme de ilk defa jimnastikte çok ciddi neticeler aldık, finale kaldık. Yedi jimnastikçimiz finale kaldı ama maalesef madalyalara gelince madalyalar da çok sayıda madalya alamadık. Bunun dışında ilk defa olan karatede daha fazla madalya alabilirdik. Orada da maalesef kıl payı kaçırdığımız madalyalar oldu. Demek ki bugüne kadar yaptığımız altyapı yatırımları boşa çıkmadı. Güreşte Yasemin ilk defa bir kadın güreşçimiz olarak bronz madalya aldı. Rıza’nın, Taha’nın bronz alması… Tabii onlardan altın bekliyorduk ama maalesef bronz geldi. ‘Türkiye’nin yeri bu mudur?’ derseniz, hayır. Biz buradan alacağımız dersleri aldık. Şimdi önümüzde dünya şampiyonası var. Dünya şampiyonasında inanıyorum ki çok daha farklı neticelerle yolumuza devam edeceğiz. Ay yıldızı temsil eden tüm sporcularımız, gözümüzün bebeği, başımızın tacıdır. Ben hepsiyle iftihar ettim, gurur duydum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, olimpiyat oyunlarında sporcuların maçlarını izleme imkânı olup olmadığının sorulması üzerine, “Zamanlamayı ona göre ayarladık” dedi.

A Millî Kadın Voleybol Takımı’nın da bir başarı destanı yazdığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Belki de şampiyonluk kıl payı gitti. Voleybolcularımızı tebrik ediyorum. Ortaya koydukları performans, kolektif başarı. Amerika’nın hâli ortadaydı. Dünya şampiyonasında kendilerini izleyeceğiz, takip edeceğiz. Başarılarının artarak devamını diliyoruz. Sırada 2020 Paralimpik Oyunları var. Orada da başarılı olacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

YKS BARAJ PUANLARININ DÜŞÜRÜLMESİ

“Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda (YKS) tercih puanları indirildi. Bu öğrencilere ne tür imkânlar ve avantajlar getirecek?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, bununla çok sayıda gencin üniversiteye girme imkânı yakalayacağını söyledi.

Bu yıl YKS’ye giren gençlere tercih sürecinde merkezi ve ek yerleştirmeye ilave bir ek yerleştirme daha yapılması kararı aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok büyük bir imkân sağlayacağını kaydetti.

Bu ilave ek yerleştirmede, baraj puanının Temel Yeterlilik Testi’nde (TYT) 140, Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi’nde (YDT) 170 olarak uygulanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu adımın, gençlerin geleceği için önemli bir fırsat sunacağına inanıyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYT ve YDT puanı 180 ve üzerinde olan adayların merkezi yerleştirme ve ek yerleştirme işlemlerinde puan ve başarı sıralarının korunacağını, tercih ve yerleştirme sürecinin buna göre yürütüleceğini ifade ederek, boş kalan kontenjanlar için ikinci ek yerleştirme yapılacağını söyledi.

Bu imkândan, TYT puanı asgari 140, AYT ve YDT puanı asgari 170 olan adayların yararlanacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun çok sayıda öğrencinin okula girmesinin önünü açacağına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “YKS tercih puanlarının indirilmesine muhalefetten ‘üniversitelerin yükünü artıracağı, eğitimin kalitesini düşüreceği’ eleştirileri var. Bu eleştirilere ne diyorsunuz?” sorusu üzerine, bütün bu görüşmeleri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının (YÖK) yaptığını, bunun sorumluluğunun YÖK’te olduğunu kaydetti.

“Muhalefet kendi işine baksın. Siyasetse siyaset yapsın. YÖK ne işle uğraşıyor? Bu işle uğraşıyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “ÖSYM’nin başında olan şimdiki Millî Eğitim Bakanım, YÖK Başkanım bir araya geldiler, görüşmelerini yaptılar ve ondan sonra da YÖK’ün kararını Millî Eğitim Bakanımızla da istişaresini yaparak açıkladılar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” Cumhurbaşkanı Erdoğan,“Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” için yorumlar kapalı 88059

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmaris’te yangından etkilenen bölgelerdeki incelemelerinin ardından yaptığı konuşmada, yangınla mücadele konusunda sosyal medya ve çeşitli dedikodu mecraları aracılığıyla akıl almaz yalanlar, iftiralar, çarpıtmaların ortalığa saçıldığına işaret ederek, “Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip ülkesidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmaris’te yangından etkilenen bölgelerde incelemelerinin ardından Marmaris Öğretmen Evi’nde bir konuşma gerçekleştirdi.

Marmaris’ten önce Antalya’nın Manavgat ilçesine gittiğini ve yapılan çalışmaları yerinde incelediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Manavgat’tan Alanya’ya kadar olan alanı helikopterden inceleme imkânı bulduğunu söyledi.

Allah’tan ülkeyi ve milleti her türlü kazadan, beladan, afetten ve musibetten muhafaza eylemesini niyaz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangında şu ana kadar çeşitli otel, kamu kurumu ve evlerin hasar gördüğünü, tehlike altında olan bazı mahallelerin boşaltılarak insanların güvenli yerlere nakledildiğini ifade etti.

“BOŞALTILAN MAHALLELERİMİZDEKİ VATANDAŞLARIMIZ EN YAKINDAKİ GÜVENLİ YERLEŞİM YERLERİNE AKTARILMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasına şöyle devam etti: “Muğla’dan, diğer illerimizden ve Azerbaycan’dan gelen ekipler, her yangın sahasında çalışmalarını sürdürmektedir. Yangınlara müdahale için hava araçları yanında 80 arazöz, 35 tanker, 31 iş makinesi, 176 hizmet aracı, 1400 personel görev yapmaktadır. Sağlık Bakanlığımız da 38 ambulans ve 175 personelle vatandaşlarımıza yardımcı olmaktadır. Yangından etkilenen vatandaşlarımızın ikisi dışında hepsi hastanelerden taburcu edilmiştir. Boşaltılan mahallelerimizdeki vatandaşlarımız en yakındaki güvenli yerleşim yerlerine aktarılmıştır. Ayrıca barınma, gıda, temizlik malzemesi ve benzeri ihtiyaçlar için gereken her türlü tedbir alınmış, her türlü ikmal mekanizması oluşturulmuştur.”

Şahin Akdemir’in Marmaris’teki yangına müdahale eden ekiplere yardımcı olmak isterken hayatını kaybetmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride gözü yaşlı bir kız evlat ve sevenlerini bırakan Şahin’e Allah’tan rahmet, ailesine sabır diledi.

Türkiye’nin, Şahin ve onun gibi canı pahasına ülkesini korumanın mücadelesini verenleri asla unutmadığını ve unutmayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangın söndürme ve soğutma faaliyetlerini müteakip hemen yapılan zarar tespitlerine göre, konut, ahır ve ticari alanlarla ilgili gereken adımların atılmaya başlanacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Marmaris’teki yangının birine çocukların yol açtığı bilinmekle birlikte, diğer yangınlarla ilgili araştırmalar sürüyor. Hatta Milas’taki yangınla ilgili bir kişi gözaltına alınmıştır” dedi.

“TÜRKİYE, BÖLGESİNİN EN GÜÇLÜ ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE ALTYAPISINA SAHİP ÜLKESİDİR”

Geçen yıl terör örgütü elebaşlarının ormanları yakma talimatı vermesinin ardından ülkedeki orman yangını alanının iki katına çıktığını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yangınların bir kısmının da benzer bir talimatla başlatılmış olma ihtimalini göz ardı etmediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Ormanlarımızı yakanları bulup ciğerlerini yakmak boynumuzun borcudur. İlgili birimlerimiz gereken çalışmaları hassasiyetle yürütmektedir. Tabi ülkemizin karşılaştığı her krizde, her hadisede, her sıkıntıda olduğu gibi orman yangınları konusunda da istismarcı bir kesim hemen harekete geçmiştir. Sosyal medya ve çeşitli dedikodu mecraları aracılığıyla akıl almaz yalanlar, iftiralar, çarpıtmalar hemen ortalığa saçılmıştır. Hâlbuki bu siyaset konusu yapılabilecek bir mesele kesinlikle değildir. Türkiye, bölgesinin en güçlü orman yangınlarıyla mücadele altyapısına sahip bir ülkedir. Uçaklar meselesinde devletin resmî bilgilerine kulak vermektense yıllarca bu ülkenin vaktini ve kaynaklarını israf etmiş olanların yalanlarına inanmayı tercih edenleri üzüntüyle takip ediyoruz. Canlarını tehlikeye atarak, yangınlarla mücadele eden ormancılarımıza, itfaiyecilerimize, güvenlik ve sağlık personelimize, resmi ve sivil görevlilerimize zerre kadar saygısı olmayan bu kirli zihniyeti yok farz ediyoruz, ademe mahkum ediyoruz.”

“Allah’ın izniyle Türkiye, bu yangınların izlerini kısa sürede silecektir. Hiçbir vatandaşımızın mağdur olmasına müsaade edemeyiz. Can kaybı dışındaki her türlü kaybı, telafi edecek güce ve imkâna sahibiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi ülkesine ve halkına düşman zihniyeti milletin ilk fırsatta tasfiye edeceğine ilişkin düşüncesini paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, birliğe, beraberliğe, dayanışmaya en çok ihtiyaç olan dönemde tüm vatandaşları bir binanın tuğlaları gibi sıkı sıkıya kenetlenmeye davet etti.

“DEVLET-MİLLET DAYANIŞMASINI BOZMAK İSTEYEN PROVOKATÖRLERE ASLA MEYDANI BIRAKMAYACAĞIZ”

Yanan alanlarda fidan dikimine ilk yağmurlarla birlikte başlanacağını ve zarar gören vatandaşların hiçbirinin mağduriyetine de meydan verilmeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet-millet dayanışmasını bozmak isteyen provokatörlere asla meydanı bırakmayacağız. Şehitler veren bir kurum olan orman teşkilatımızın kahraman mensuplarının fedakârlıklarına saygı duymayanlar, her mecrada hak ettikleri dersi alacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, orman yangınlarıyla mücadele ederken şehit olan itfaiyecilere Allah’tan rahmet ve ailelerine sabır dileyerek, alanında dünyanın en iyilerinden olan orman teşkilatını daha da güçlendirmek için gereken adımları süratle atacaklarını açıkladı.

Orman yangınlarından etkilenen bölgelerin “Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi” ilan edildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece tarım, hayvancılık ve sera faaliyetlerinin hasarlarının karşılanacağını, yanan ve hasar gören evlere öncelikle 50 bin liraya kadar eşya yardımı yapılacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ayrıca kira yardımı yapılacağını, vergiler, SGK primleri, esnaf kredileri ödemeleri, tarım kredi, tarım ziraat borçlarının erteleneceğini, faizsiz esnaf kredisi ve KOSGEB acil desteği verileceğini ve bir ay içerisinde de evlerin inşaatına başlanacağını kaydetti.

Bir yıl içerisinde kırsal mahallelerdeki ve tüm afet bölgesindeki evlerin yöresel mimariye uygun şekilde ahırı, deposu ve tüm müştemilatıyla tamamlanacağını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yangından etkilenen bölgelerde acil ihtiyaçların karşılanması için 50 milyon lira ödenek gönderildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dünyada orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Biz iktidar olduğumuz süre içerisinde yaklaşık 5 milyon ağaç dikmiş bir iktidarız. Sadece bu 19 yıllık sürede diktiğimiz bu ağaçlar ile şu anda başımıza gelen bu sıkıntıları inşallah yine en kısa zamanda telafi edecek güce sahibiz. Orman alanımızı bu süre içerisinde 23 milyon hektara çıkarmıştık. İnşallah hem yanan yerlerin yenilenmesi hem diğer kampanyalarımızla bu alanı daha da artıracağız” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından orman yangınında söndürme ekiplerine su taşırken hayatını kaybeden Şahin Akdemir’in ailesi ile görüşerek, taziye dileklerini iletti.

Marmaris’te vatandaşlara da hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sabah itibarıyla yangından etkilenen yerleri “Afet Bölgesi” ilan ettiklerini anımsattı.

HAYATA ETKİLİ AFET BÖLGESİ

Antalya’nın Manavgat, Akseki, Alanya, Gündoğmuş ve Gazipaşa, Muğla’nın Marmaris, Bodrum, Milas, Köyceğiz ve Seydikemer, Adana’nın Aladağ, İmamoğlu, Karaisalı ve Kozan, Mersin’in Aydıncık ve Silifke, Osmaniye’nin merkez ve Kadirli ilçelerinde, yangından etkilenen yerlerin bu kapsama gireceğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu çerçevede tarım, hayvancılık ve sera faaliyetlerinin hasarları karşılanacaktır. Buraları, Hayata Etkili Afet Bölgesi ilan ettik. Yanan ve hasar gören evlere 50 bin liraya kadar eşya yardımı ve ihtiyaç duyanlara kira yardımı yapılacaktır” diye konuştu.

Vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), esnaf kredi, tarım kredi ve Ziraat Bankası borçları ertelemelerinin de bu kapsamda uygulanacağını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Esnafımıza faizsiz kredi desteği sağlanacak, KOSGEB de acil destek mekanizmalarını işletecektir. Yeniden inşa edilecek evlerin yapımına bir ay içinde inşallah başlıyoruz. Hedefimiz bir yıla kadar yöresel mimariye uygun şekilde, bu evleri yapıp teslim etmektir. Acil ihtiyaçlar için yangın bölgelerine şu an itibarıyla 50 milyon lira ödenek gönderilmiştir. Rabbimden, ülkemizi ve milletimizi her türlü kazadan, beladan, afetlerden, musibetten muhafaza eylemesini niyaz ediyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Muğla’daki yangınlarda hasar gören yerlerin olduğuna işaret ederek şunları kaydetti: “Yangın tehdidi altında olan mahallelerimiz boşaltılarak, oralardaki insanlarımız güvenli yerlere nakledildi. Diğer illerimizden ve Azerbaycan’dan gelen ekipler, Muğla’mızdaki yangın alanlarında görev yapıyor. Ormanlarının yarısından fazlası yangına karşı hassas olan ülkemiz, bu amaçla toplamda 4 bin 300 araç ve 21 binin üzerinde personelle görev yapan bir orman teşkilatına sahiptir. Muğla’daki yangınlar için de ihtiyaç duyulan tüm araç-gereç ve personel görevlendirilmiştir. Uçak sayımızı çeşitli ülkelerden aldığımız destekle epeyce artırdık. Başta Rusya olmak üzere, İran ve Ukrayna, bunlarla birlikte yangın söndürme uçaklarımızın sayısı 16’yı buldu ki bunların bir kısmı amfibi uçaklar, bir kısmı da tanker uçakları olmak üzere, bunlar tabii işimizi ciddi manada kolaylaştırdı.”

Türkiye’nin her tarafının deniz olması nedeniyle işin bu noktada çok daha kolay olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “45 helikopterimiz de noktasal söndürmeyi gerçekleştiriyor ve bu 45 helikopterimiz, bunlar da burada yoğun bir çalışmanın içerisindeler. Dokuz insansız hava aracımızla etkin bir şekilde sahadayız” dedi.

Gerektiğinde diğer kurumların da tüm imkânlarıyla orman yangınlarına müdahalede görev aldığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları ifade etti: “Tabii bizi en çok can kayıpları üzüyor. Antalya’da vefat eden iki ormancımıza, üç vatandaşımıza ve Muğla’mızda vefat eden bir vatandaşımıza, Şahin’imize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Milletim şundan emin olsun, yanan her karış orman toprağını çok daha fazlasıyla yeniden fidanlarla buluşturacak, orman varlığımıza tekrar kazandıracağız.”

“BU ÜLKE, BU MİLLET, BU ZARARLARIN ALTINDAN KALKAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 19 yılda 5 milyon 400 bin ağaç diktiklerini hatırlatarak, şimdi bunun katbekat fazlasını dikmek suretiyle Türkiye’yi “ormanlar ülkesi” hâline getireceklerini söyledi.

Evleri, iş yerleri, tarlaları, seraları, hayvanları, ahırları ve eşyaları yanan vatandaşların her birinin zararlarını tazmin edeceklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda zarar tespit çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

Hayvanları telef olan vatandaşların da bu noktadaki zararlarını gidereceklerine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hiç endişeleri olmasın. ‘Benim şu kadar hayvanın telef oldu’, hiç endişe etmesinler. Valilerimiz bu konuda çalışmaları sürdürüyor ve bu telefatı bizler gidereceğiz. Bu ülke, bu millet, bu zararların altından kalkar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm bu afetlerin, musibetlerin üstesinden gelebilecek güce ve imkâna sahiptir” değerlendirmesini yaptı.