“Millî teknoloji hamlemizin başarısı, teknoloji üreten toplum hâline dönüşmemizle mümkündür” “Millî teknoloji hamlemizin başarısı, teknoloji üreten toplum hâline dönüşmemizle mümkündür” için yorumlar kapalı 85997

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TEKNOFEST programında yaptığı konuşmada, “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın birinci şartı, teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Teknoloji konusunda sadece kullanıcı olarak kaldığımız sürece, hiçbir alanda özgürlüğümüzü garanti altına alamayız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan ile birlikte, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen, İstanbul Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali’ni (TEKNOFEST) ziyaret etti. İstanbul’da yapımı süren yeni havalimanında gerçekleştirilen TEKNOFEST’te, stantları ziyaret ederek incelemelerde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcılara hitaben bir konuşma yaptı.

Konuşmasının başında, Türkiye’nin millî teknoloji hamlesinin sembolü olarak gördüğü etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkesi tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldıkları teknoloji yarışmalarında ödül alan gençleri ve takımları tebrik etti.

“TEKNOLOJİ KONUSUNDA KULLANICI OLARAK KALDIĞIMIZ SÜRECE, ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ GARANTİ ALTINA ALAMAYIZ”

Bu yöndeki etkinliklerin, gençlere teknolojiyi sevdireceğini ve teknoloji geliştirme süreçlerine katkı sağlamaya yönelteceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: “Günümüz dünyasında gerçek anlamda bağımsızlığın birinci şartı, teknolojiyi tasarlayan, geliştiren, üreten ve ihraç eden ülke konumuna ulaşmaktır. Teknoloji konusunda sadece kullanıcı olarak kaldığımız sürece, hiçbir alanda özgürlüğümüzü garanti altına alamayız.”

“Son yıllarda yaşadığımız her hadise bize, teknolojinin tüm alanlarında en önlerde olmamız gerektiğini göstermiştir. Her yenilik gibi, teknolojideki gelişmelerin de ilk aşaması hayal edebilmektir” değerlendirmesinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ecdadımız asırlar boyunca, hep daha ileriyi, daha fazlasını hayal etmiş, bunun peşinden gitmiş, mücadelesini vermiş ve çoğunlukla da hedefine ulaşmıştır. ‘Kızılelma’ diye ifade ettiğimiz ufkun ötesindeki hedeflerimiz hep yenilenmiştir. Ne zaman hayal etmeyi bıraktıysak, işte o zaman gerilemeye başladık” dedi.

“MİLLÎ TEKNOLOJİ HAMLESİ DOĞRULTUSUNDAKİ TÜM ÇALIŞMALARI DESTEKLEMEKTE KARARLIYIZ”

Türkiye’nin millî teknoloji hamlesinin başarıya ulaşmasının, teknoloji üreten bir toplum hâline dönüşmesiyle mümkün olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, millî teknoloji hamlesi doğrultusundaki tüm çalışmaları, Cumhurbaşkanlığı, ilgili tüm kurumlar ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte desteklemekte kararlı olduklarını kaydetti.

Etkinliğe ve etkinliğin düzenlendiği İstanbul’un yeni havalimanına işaret ederek, yıllardır başka ülkelerde düzenlenen hayranlıkla izlenen pek çok etkinliğin, artık Türkiye’de düzenlendiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, TEKNOFEST kapsamında düzenlenen yarışmalara 5 binden fazla takımın katılmış olmasının ve 750 takımın finale kalmasının, bir iftihar vesilesi olduğunu belirtti.

Dünyada “güvenlik” kavramının anlamının büyük ölçüde değiştiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık fiziki güvenliğinizi siber güvenlikle, dijital sanayiyle, yerli yazılımla, yapay zekâyla tahkim etmiyorsanız, kendi kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Günümüzde dijital güvenliğiniz yoksa istediğiniz kadar fiziki tedbir uygulayın, gerçek manada özgürlüğünüzü sağlayamazsanız” sözleriyle Türkiye’nin teknoloji hamlesinin önemini yineledi.

“ASIL OLAN TEKNOLOJİYİ TASARLAMAK, GELİŞTİRMEK VE ÜRETMEKTİR”

Osmanlı Devleti’nin, 17’nci yüzyıldan itibaren, teknoloji konusundaki geriliğinin farkına vararak sorunu, batının teknolojisini ülkeye taşıyarak çözmeye çalıştığını, teknolojiyi kullanacak insan kaynağının batıda eğitilmesi yoluna gittiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün geriye doğru bakıldığında bu tercihin çok da isabetli olmadığının anlaşıldığını kaydetti. “Hâlbuki asıl olan hazır teknolojiyi almak ve onun kullanımını öğrenmek değil, teknolojiyi tasarlamak, geliştirmek ve üretmektir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet döneminde de, Osmanlıdan devralınan tecrübe ve teknik birikimin üzerinde, savunma sanayiinde bazı teşebbüslerin başlatıldığına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Nuri Demirağ, kendi geliştirdiği uçakları, kendi kurduğu bir fabrikada üretmeye başlamıştır. İlk etapta çok sayıda eğitim uçağı ile küçük yolcu uçakları üreten bu fabrika, dönemin tek parti yöneticilerinin basiretsizliğinin kurbanı olmuştur. İngiltere ve Amerika’nın askerî yardımları bahane edilerek, bu fabrika atıl hâle getirilmiştir. Öyle ki, Nuri Demirağ’ın uçaklarını almayan dönemin Türk Hava Kurumu Başkanı kendini, ‘Amerika’nın verdiği bedava uçak dururken fabrikanıza parayla sipariş verirsem yarın bu millet beni asar’ diyerek savunmuştur. Bununla da yetinilmemiş, Nuri Demirağ’ın uçak fabrikasının dışarıya ihracat yapmasına dahi izin verilmemiştir. Yine tüm hayatını uçmaya ve uçaklara adayan Vecihi Hürkuş’un gayretleri ve samimi çırpınışları, görünmeyen engeller tarafından sürekli engellenmiş, sabote edilmiştir. Uçak bombaları ve motor üreten Şakir Zümre ise, karşısına çıkartılan engeller sebebiyle işini önce tarım aletleri yapımına, orada da destek bulamayınca, soba imalatına çevirmek zorunda kalmıştır.”

Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri (Killigil) Paşa’nın ordusunun dağıtılıp uzun yıllar yurt dışında yaşamak zorunda bırakılmasının ardından Türkiye’ye dönüp savunma sanayi projelerine giriştiğini; ancak Sütlüce’deki silah fabrikasının 1949 yılında kendisi ve pek çok kişiyle birlikte şüpheli bir şekilde havaya uçurulduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böylece, ülkemizin önemli bir savunma sanayi hamlesi daha, resmen yok edilmiş oldu” diye ekledi.

“SAVUNMA SANAYİ İÇİN GEREKEN ADIMLAR UZUN YILLAR BOYUNCA YETERLİ DÜZEYDE ATILAMAMIŞTI

Konuşmasında, o dönemde savunma sanayi alanında engellenen diğer sivil teşebbüslerden de örnekler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu alanda Türkiye’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na kadar adeta üzerine ölü toprağı serpilmiş bir şekilde tamamen dış yardımlara bağımlı kaldığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ülkemizin mühimmattan yedek parçaya ve bütün bunlarla birlikte telsiz muhaberesinde bile haberleşme sistemlerine kadar her alanda yaşadığı ambargo durumun vahametini anlamaya başlamamıza vesile olmuştur. Buna rağmen gereken adımlar uzun yıllar boyunca yeterli düzeyde atılamamıştır” şeklinde konuştu.

Turgut Özal’ın bu gerçeği fark ettiği için Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nı kurarak, bu alandaki projeleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirme yoluna gittiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2003 yılına gelindiğinde Türkiye’nin savunma sanayi ihtiyaçlarının ancak yüzde 20’sini yerli imkânlarla karşılayabildiğini, bu oranın içinde de yüksek teknolojiye dayalı ürünlerin olmadığını hatırlattı.

“TÜRKİYE, SAVUNMA SANAYİ İHTİYAÇLARININ YÜZDE 65’İNİ KENDİSİ ÜRETEBİLEN BİR ÜLKE DURUMUNA GELDİ”

Başbakanlığı döneminde, savunma sanayi ile ilgili konuları himayesi altına alarak, büyük bir atılım başlattıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Projelerin, tasarımından finansmanına kadar her aşamasını bizzat takip ettim. Tank, helikopter, insansız hava aracı gibi pek çok ürünün hazır alım projelerini iptal ederek, tamamında millî ve özgün model geliştirme çalışmalarını başlattık. Bu sayede Türkiye, savunma sanayi ihtiyaçlarının yüzde 65’ini kendisi üretebilen bir ülke durumuna gelmiştir. Sadece kendi ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmadık, önemli bir ihracat düzeyine de ulaştık. Hâlen ülkemizde, 600’ün üzerinde savunma sanayi projesi yürütülüyor. Tanktan zırhlı araçlara, savaş gemisinden denizaltıya, uçaktan helikoptere, silahlı ve silahsız insansız hava araçlarından millî piyade tüfeğine, uydulardan hava savunma sistemlerine, füzelerden lazer silahlarına kadar geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Açık konuşmak gerekirse, şayet bu düzeye gelmemiş olsaydık, şu anda yürüttüğümüz sınır içi ve ötesi operasyonlarda çok büyük zorluklarla karşılaşırdık.”

“BİLİM İNSANLARIMIZI ÜLKEMİZDE BAŞLATTIĞIMIZ BİLİM VE TEKNOLOJİ ATILIMIMIZA KATILMAYA DAVET EDİYORUM”

Bu çerçevede yurtdışındaki bilim insanlarının yurda dönüş seferberliğini başlattıklarını ve Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı hazırladıklarını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurtdışındaki Türk bilim insanlarına, “Buradan dünyanın her yerindeki bilim insanlarımızı ülkemizde başlattığımız bilim ve teknoloji atılımımıza katılmaya davet ediyorum” sözleriyle seslendi.

1930 ve 1940’lı yıllardakine benzer şekilde başlattıkları savunma sanayi projelerinin sabote edilmeye çalışıldığını aktararak, “Ama artık bu projeleri sabote edecek bir iktidar yok, bu projelere ön açan bir iktidar var” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, attıkları adımlarda, ‘boş verin, ne yapacaksınız yeni teknoloji geliştirmeyi, size en gelişmiş teknolojiyi verelim’ teklifleriyle karşılaştıklarını ‘daha iyisini daha ucuza verme’ vaadiyle kandırılmak istendiklerini sözlerine ekledi.

Önlerine çıkartılan engellerin morallerini bozmayıp, çalışma şevklerini artırdığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hele siz gençlerin enerjisini, heyecanını, ufkunu, gayretini, becerisini gördükçe geleceğimize olan güvenimiz daha da artıyor” diye konuştu.

“TEKNOLOJİDE İLERİ BİR DÜZEYE GELMENİN TEK YOLU ÇALIŞMAK”

Teknolojide ileri bir düzeye gelmenin, bir sıçrama gerçekleştirmenin tek yolunun çalışmak olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yazılımdan donanıma kadar her alanda kat etmemiz gereken çok mesafe bulunduğunun farkındayız. Geldiğimiz yeri küçümsemiyoruz, ama önümüzdeki yolun uzunluğunu da inkâr etmiyoruz” dedi.

Gençlere, hayallerinizin peşinden gitmeleri çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz bu yola girdiğinizde yanınızda üniversiteleriyle, araştırma-geliştirme destekleriyle, teşvik programlarıyla, hibe uygulamalarıyla, velhasıl tüm imkânlarıyla devletinizi bulacaksınız” diye ekledi. Gençlerden; karşılaştıkları zorluklardan, hayal kırıklıklarından asla yılmadan yollarına devam etmelerini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer Tayyip Erdoğan sizin yaşlarınızdayken ilk karşılaştığı zorluk karşısında pes edip evine dönseydi bugün burada olamazdım” sözlerine yer verdi.

“SİZE LAZIM OLAN TEK ŞEY; GÜCÜNÜ İMANINIZDAN ALAN AZMİNİZ VE HEDEFLERİNİZDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında şunları kaydetti: “Bizim inancımızda ümitsizliğe asla yer yoktur. Yüreğinizdeki iman, asla bitmeyecek olan en önemli sermayenizdir. Şu aşamada size lazım olan tek şey; gücünü imanınızdan alan kendi enerjiniz, azminiz, gayretiniz, hedeflerinizdir. Kendinize güvendiğinizde, hatalarınızdan ders aldığınızda, kendinizi geliştirmekten vazgeçmediğinizde ve mücadeleyi bırakmadığınızda önünüzde kapıların birer birer açılmaya başladığını göreceksiniz.”

Konuşmasının sonunda, TEKNOFEST’in ülkeye, gençlere ve bu alana ilgi duyan herkese hayırlı olması temennisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini festivalin düzenlenmesinde emeği geçen tüm kişi ve kuruluşlara teşekkürlerini yineleyerek tamamladı.

Konuşmasının ardından festival kapsamında düzenlenen yarışmalarda dereceye girenlere ödüllerini veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, festivalin katılımcı, destekleyici kurum ve kuruluşların yetkilileri ile sahnede hatıra fotoğrafı çektirdi. Törende, TEKNOFEST Organizasyon Komitesi Başkanı Selçuk Bayraktar da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a katılımları ve desteklerinden dolayı plaket takdim etti.

KASIMPAŞA ZİYARETİ

TEKNOFEST’e katılımının ardından çocukluğunun ve ilk gençlik döneminin geçtiği Kasımpaşa semtine giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada esnaf ziyaretinde bulundu ve Kasımpaşa’da bir kıraathanede vatandaşlarla bir araya geldi.

Vatandaşlarla bir süre sohbet eden ve fotoğraf çektiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra Kasımpaşa Çocuk Evleri Sitesi’ni ziyaret etti. Sitede yürütülen çalışmalarla ilgili yetkililerden bilgi alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çocuklara hediyeler dağıttı

Kasımpaşa Çocuk Evleri Sitesi’ni ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ve Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da eşlik etti.

 

Önceki HaberSonraki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan AB’ye Üyelik Çağrısı : Türkiye Hak Ettiği Yeri Almalı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan AB’ye Üyelik Çağrısı : Türkiye Hak Ettiği Yeri Almalı için yorumlar kapalı 88782

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği ülkeleri büyükelçileri ile toplantıda yaptığı konuşmada, “Ülkemizin 60 yılı bulan üyelik süreci nasıl bizim için stratejik bir tercihse Avrupa Birliği’nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi de Birliğin geleceği açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile artan belirsizlik ancak Türkiye’nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle Çankaya Köşkü’nde bir araya geldi. Büyükelçilere hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının ülkeler ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

“YAŞADIĞIMIZ SÜREÇ BİZE TÜM İNSANLIĞIN AYNI GEMİDE OLDUĞUNU BİR KEZ DAHA HATIRLATMIŞTIR”

Konuşmasının başında tüm Avrupa halklarının yeni yılını kutlayarak, 2021’in sağlık, barış ve huzur getirmesini temenni eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020’de koronavirüs salgını başta olmak üzere birçok zorlukla mücadele edildiğini anımsattı.

Koronavirüsün son asrın en ciddi sağlık krizlerinden birisi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Salgın daha şimdiden dünyanın hemen her ülkesinde izleri yıllarca silinmeyecek derin acılar bıraktı. Bugüne kadar salgında hayatını kaybeden yaklaşık 2 milyon kişinin her biri istatistikten öte bir candır. Yaşadığımız süreç bize din, dil, ırk, bölge farkı gözetmeden tüm insanlığın aynı gemide olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salgınla mücadelede küresel dayanışma ve iş birliğinin önemine dikkati çekerek, Türkiye’nin bu süreçte vatandaşlarına en iyi sağlık hizmetini sunmaya çalışırken, hiçbir ayrım yapmadan, aralarında Avrupa ülkelerinin de yer aldığı 156 ülkeye ve 11 uluslararası kuruluşa tıbbi malzeme desteği sağladığının altını çizdi.

“DAYANIŞMANIN GÜCÜNE İNANAN BİR MİLLET OLARAK YARDIM FAALİYETLERİMİZİ DEVAM ETTİRECEĞİZ”

Acil tahliye uçuşlarıyla 100 bini aşkın vatandaşı Türkiye’ye getirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 67 ülkeden 5 bin 500’den fazla yabancının tahliyesini de yaptıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den ana vatanlarına dönmek isteyen 90 ülkeden 38 bin yabancıyı da ülkelerine gönderdiklerini ifade ederek, “Tüm bunları muhataplarımızdan maddi bir karşılık beklediğimiz için değil, insanlık ailesine karşı kendimizi mesul hissettiğimiz için yaptık. Paylaşmanın bereketine, dayanışmanın gücüne inanan bir millet olarak yardım faaliyetlerimizi bundan sonra da devam ettireceğiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin farklı kaynaklardan temin ettiği aşıları, vatandaşlarına gönüllülük esasına dayalı olarak uygulamaya başlayacağını ifade ederek, “İnsan deneyi aşamasında olan yerli aşılarımızı gerekli onayların ardından inşallah milletimizle birlikte tüm insanlığın hizmetine sunacağız” açıklamasında bulundu.

“BİZ, DOĞU AKDENİZ’DE HAKKIMIZ OLMAYAN BİR ŞEYİ TALEP ETMİYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2020 yılının Türkiye-AB ilişkileri bakımından da maalesef kolay geçmediğini aktararak şöyle devam etti: “Geride bıraktığımız dönemde çoğu da suni olarak üretilen pek çok tatsız sorunla uğraşmak zorunda kaldık. Bazı üye ülkeler Türkiye ile ikili problemlerini AB koridorlarında çözme çabasına girdi. Birlik dayanışması bahanesinin ardına sığınılarak Türkiye-AB gündemi suiistimal edildi. Bu yaklaşım bir yandan köklü münasebetlerimizi esir alırken, diğer yandan birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatıyor. ‘Stratejik körlük’ olarak nitelendirdiğimiz bu tavrın en somut göstergesi Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesidir. Her iki konuda da Türkiye ciddi haksızlıklara maruz kalmıştır. Oysa Türkiye Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip ülkesidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin şimdiye kadar hayata geçirdiği enerji projeleri ile Avrupa’nın enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduğuna vurgu yaparak, “Biz, Doğu Akdeniz’de hakkımız olmayan bir şeyi talep etmiyoruz. Bölgede var olan hidrokarbon kaynakları konusunda ülkemizin ve milletimizin meşru menfaatlerini korumaya çalışıyoruz. Hiçbir geçerliliği olmayan maksimalist haritalar üzerinden ülkemizin sahillerine hapsedilme girişimlerine itiraz ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE AKDENİZ’DE GERİLİMDEN DEĞİL, BARIŞTAN VE ADALETTEN YANADIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen aylarda yaşanan kimi hadiselerde Türkiye’nin haklarını koruma kararlılığını gösterdiğinin altını çizerek, “Türkiye’nin ve KKTC’nin içinde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz Barışı çıkmayacağı herhalde artık anlaşılmıştır” uyarısında bulundu.

“Türkiye Akdeniz’de gerilimden değil, barıştan, iş birliğinden, hakkaniyetten ve adaletten yanadır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Akdeniz, bizleri ayıran değil, hepimizi birbirimize yakınlaştıran, birleştiren, iş birliğimizi güçlendiren bir denizdir, öyle olmalıdır. Akdeniz, Cezayir’den Mısır’a, Libya’dan Tunus’a, Filistin’den İsrail’e, Türkiye’den Yunanistan’a, İtalya’dan İspanya’ya kadar tüm ülkeleri ve halklarıyla büyük ailemizin çatısı, ortak yuvasıdır. Doğu Akdeniz’i bir rekabet alanı olmaktan çıkartıp uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği havzası hâline getirmeliyiz. Gündeme getirdiğimiz Doğu Akdeniz Konferansı’nın da bu amaca hizmet edeceğini düşünüyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kıbrıs Türkleri dâhil tüm tarafları bir araya getirecek bir enerji iş birliği forumu kurulmasının faydalı olacağı kanaatinde olduklarını dile getirdi.

“KIBRIS’TA YENİ VE GERÇEKÇİ ALTERNATİFLERİ TARTIŞMAMIZ GEREKİYOR”

Yunanistan’ın Navtex ilanıyla ve sahaların sadece yüzde 10’unu kullanarak yeni bir gerginlik sebebi oluşturduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son yıllarda hava sahası ihlallerini ve gayri askerî statüdeki adalarda özellikle hukuka aykırı faaliyetlerini artıran Yunanistan’ı gerginliği tırmandırıcı faaliyetlerinden vazgeçmeye davet ediyoruz. Komşumuz Yunanistan ile 25 Ocak’ta başlayacak istikşafi görüşmelerin inşallah yeni bir dönemin habercisi olacağına inanıyorum” dedi.

AB’nin hem bu konularda hem de Kıbrıs meselesinde samimi bir özeleştiri yapması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB’nin, Kıbrıs’ta 2004 yılında çözüme “hayır” diyen Rum tarafını tam üyelikle ödüllendirirken, referanduma “evet” diyen Kıbrıs Türkü’ne verdiği taahhütleri unuttuğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunları da yerine getirmesini bekliyoruz. Son dönemde AB’nin Kıbrıs Türk tarafıyla üst düzey hiçbir teması olmamıştır. Hâl böyle iken AB, Kıbrıs meselesinin çözümünde nasıl kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir?” ifadelerini kullandı.

Kıbrıs’ta iki devletli model dışındaki alternatiflerin çözüm olmayacağını, yarım asırlık müzakere tarihinden alınan derslerin açıkça gösterdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kıbrıs’ta başarısız olmuş modelleri tekrar tekrar konuşmak yerine yeni ve gerçekçi alternatifleri tartışmamız gerekiyor” diye konuştu.

“NİHAİ HEDEFİMİZ OLAN TAM ÜYELİKTEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa ile ilişkileri vizyoner bir yaklaşımla yeniden ele alarak, gerilim hattından kurtarmak istediklerini, son dönemde bu çerçevede iki tarafça atılan adımları memnuniyetle takip ettiklerini söyledi.

Portekiz’in AB dönem başkanlığında tüm başlıklarda müspet gelişmeler sağlanmasını ümit ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı medeniyet havzasından besleniyoruz. Türk tarihini nasıl Avrupasız okumak mümkün değilse, Avrupa tarihini de Türkiyesiz anlamak mümkün değildir. Millet olarak geleceğimizi Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz. Bu anlayışla 60 yıldır Birliğe tam üyelik mücadelesi veriyoruz. Bu süreçte karşılaştığımız onca çifte standarda ve haksızlığa rağmen, nihai hedefimiz olan tam üyelikten hiçbir zaman vazgeçmedik. Göreve geldiğimiz 2002’de ‘Kopenhag Kriterlerine gerekirse Ankara Kriterleri der yolumuza devam ederiz’ demiştim. Nitekim son 18 senede bu sözümüze sadık olarak vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletme noktasında tarihî nitelikte adımlar attık. Mevcut anayasamızın üçte ikisini değiştirerek darbe dönemlerinin izlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdık. Darbe, cunta ve siyasete anti demokratik müdahalelerle maruf bir ülkeyi ileri demokrasi rayına oturttuk. Sivil siyasetin önündeki engelleri kaldırıp ülkemizde sessiz bir devrime imza attık. Avrupa Birliği üyesi ülkeler bunu ‘Türkiye’nin sessiz devrimi’ olarak nitelemişlerdir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 yıl boyunca sokak olaylarından teröre, vesayetten 15 Temmuz kanlı darbe girişimine kadar demokrasiye yönelik saldırıların püskürtmelerinde söz konusu sessiz devrimin çok büyük payının olduğunun altını çizdi.

“Bugün elini vicdanına koyan herkes 18 sene öncesine göre Türkiye’nin demokrasiden hukuka kadar her alanda hayal dahi edilemeyecek derecede ileri bir konumda olduğunu görebiliyor” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşananları yakından takip edenlerin Türkiye’nin bu süreçte Avrupalı dostları tarafından yalnız bırakıldığını da kabul ettiklerini kaydetti.

“ÜLKE OLARAK UZUN VADELİ BİR BAKIŞ AÇISIYLA İLİŞKİLERİMİZİ YENİDEN RAYINA OTURTMAK İÇİN HAZIRIZ”

Türkiye’nin özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve terörle mücadelesinde Avrupa’dan beklediği destek ve dayanışmayı göremediğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Daha vahimi 15 Temmuz gecesi kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır sergilemişlerdir. Darbe gecesi 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ’cü teröristler, birçok Avrupa ülkesinde hiçbir tahkikata uğramadan hayatlarını devam ettiriyor. Aynı şekilde bölücü terör örgütü mensupları Avrupa’nın göbeğinde şahsımı, milletimizi ve ülkemizi en aşağılık şekilde hedef alan sözde protesto eylemleri düzenleyebiliyor. Strazburg’da, Brüksel’de çadırlar kurmak suretiyle hatta hatta oralarda konferans verebilecek seviyede bunlara kapılar açılabiliyor. Hukuk, demokrasi, özgürlük ve müttefiklikle asla bağdaşmayan bu tablonun milletimizde oluşturduğu infialin Avrupalı dostlarımız tarafından yeterince kavranamadığı anlaşılıyor.”

Büyükelçilere, “Nasıl oluyor da bu tür teröristlere Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Birliği’nde kapılar açılıp, bunlar oralarda rahat rahat cirit atabiliyor?” sorusunu yönelten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türk insanın Avrupa Birliğine ve Avrupa değerlerine olan inancının zayıflamasının temel nedeni işte bu tablodur. Son yıllarda yükselen İslam düşmanlığı ve kültürel ırkçılık ise bu olumsuz algıyı daha da körüklüyor” değerlendirmesinde bulundu.

İslam karşıtlığının Avrupa değerleri açısında da büyük bir kara deliğe dönüştüğü uyarısında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’de herhangi bir kiliseye karşı böyle bir bomba atma, herhangi bir eylem girişimi söz konusu olmuş mudur? Olamaz. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. Tam aksine kilise, manastır, sinagog bunların kendi cebimizden restorasyonlarını yapmak suretiyle ibadete açıyoruz. Bütün bunlar açık, net ortadayken acaba şu anda Fransa’da, Almanya’da, Avrupa’nın birçok yerinde Müslümanların ibadet yerlerine yapılan bombalama ve saldırıları neyle izah edeceğiz? Oralardaki din adamlarımıza karşı saldırıları neyle izah edeceğiz?” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin kültürel ırkçılıkla mücadelede de Birliğin elini güçlendireceğini belirterek, “Ülkemizin 60 yılı bulan üyelik süreci nasıl bizim için stratejik bir tercihse Avrupa Birliği’nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi de Birliğin geleceği açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile artan belirsizlik ancak Türkiye’nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilecektir. Biz ülke olarak uzun vadeli bir bakış açısıyla olumlu gündem oluşturmak ve ilişkilerimizi yeniden rayına oturtmak için hazırız. Avrupalı dostlarımızın da aynı iradeyi sergilemesini bekliyoruz” diye konuştu.

“TÜRKİYE, DÜNYADA EN FAZLA SIĞINMACIYA EV SAHİPLİĞİ YAPAN ÜLKE”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ile AB arasındaki 18 Mart Mutabakatı’nın güncellenmesinin ilişkilere güven ve ivme kazandıracak şekilde yapılması gerektiğini vurguladı.

Geçen yıl martta AB konsey ve komisyon başkanları ile Brüksel’de yapılan görüşmede mutabakatın güncellenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak bu anlaşma doğrultusunda üzerimize düşeni yaptık, güncellenmiş önerimizi ilettik. Ama henüz Avrupa makamlarından tekliflerimize cevap alamadım” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenli Türkiye-AB zirvelerini ve üst düzey diyalog toplantılarını yeniden başlatmakta fayda gördüklerini aktararak, “Kısa bir süre önce gerek Charles Michel gerekse Ursula von der Leyen ile yaptığım görüşmelerde bu adımları atma ve bu ay sonu kendileriyle beraber ülkemizde bir araya gelme teklifini yaptım. Onlardan da kabul gördü” diye konuştu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e Suriye’nin kuzeyinde yapılan briket evleri ziyaret etme teklifinde bulunduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Sayın Ursula von der Leyen’e dedim ki, sadece gelmek değil, hatta şu anda Suriye’nin kuzeyinde yapmakta olduğumuz briket evleri sizinle beraber gezmek isterim. Göçten sorumlusunuz, göç konusuyla ilgileniyorsunuz, buraları beraber bir görelim ve bu konuda nasıl bir hassasiyet içerisinde olduğumuzu görün. Çünkü biz kendilerinden söz aldık ve bu briket evler konusunda, ciddi bir sayıyı onların da yapmak istediklerinin sözünü bana verdiler ama bize bu konuda en ufak bir destek gelmedi. Şimdi ise 50 bin briket konut yapma planımızın şu anda hemen hemen yarısından fazlasını gerçekleştirmiş durumdayız. Bir taraftan şu anda altyapısını yapıyoruz ama sizinle oraya gidene kadar büyük oranda bunları da bitirmiş oluruz. Türkiye’nin bu konuda da neler yaptığını ve şimdi İdlib’teki, o gerçekten muhacir insanların, ölümle her an karşı karşıya olan insanların, buraları nasıl heyecanla beklediklerini orada göreceksiniz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yük olan değil yük alan bir ülke olduğuna dikkati çekerek, özellikle Avrupa’nın sığınmacı akınına uğramasının önüne geçmede gösterdikleri fedakârlığın asla unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye’nin son altı yıldır dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Bunu Ursula von der Leyen ifade etti. Yani 6 milyar avroluk bunun için bir para ayrıldığını ve bundan da 3 milyar 200 milyon avronun Türkiye’ye gönderildiğini veya gönderileceğini, buna benzer ifadeler kullandılar. Şu ana kadar bizim için uygulamaya giren ciddi manada bir rakam dersem yalan olmaz. Çünkü proje bazlı çalıştık, çalışıyoruz. Her şey ortada. Bunları görmek mümkün. Böyle bir şey yapılmış olsa da bizim şu anda göçmenlere yaptığımız harcamanın bu rakamlarla zaten hâlledilmesi mümkün değil. Bunlar öyle ufak tefek rakamlar değil. Yapılan harcama çok çok büyük ve şu anda ülkemizin sadece bir bölgesinde değil, birçok bölgelerde bu tür göçmen kamplarımız var.”

“TÜRKİYE GÖÇÜN ORTAK YÖNETİMİ KONUSUNDA AYNI İRADEYİ TEKRAR SERGİLEMEYE HAZIRDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin kamplarının, dünyanın değişik yerlerindeki gibi ilkel çadırlardan oluşmadığını ifade ederek, “Hepsinde adeta insani bir yaşam tarzını göçmenlere hazırladık ve bundan iftihar duyuyoruz. İstiyorum ki, bu da özellikle Avrupa Birliği’nin dünyaya örnek bir sergilemesi olsun. Bu işleri Sayın Guterres de çok iyi bilir. Onunla beraber de ülkemizdeki göçmen kamplarını bu görevde iken gezmiş dolaşmıştık. Şimdi de aynısını yine beraber yapalım diyorum ve kendileri de olumlu yaklaştılar. Temenni ederim ki Türkiye ziyaretinde bunu beraber gerçekleştiririz” şeklinde konuştu.

Sadece Suriye kökenli 4 milyona yakın insanın Türkiye’de misafir edildiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti: “Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım ulaştırıyoruz. Avrupa Birliği bir ülkeye 100 bin sığınmacı için 3 milyar avro destek verirken, Türkiye’deki 4 milyon sığınmacı için 3 artı 3 milyar avroluk taahhüdünü bile tam olarak yerine getirmemiştir. Buna rağmen Türkiye göçün ortak yönetimi konusunda aynı iradeyi tekrar sergilemeye hazırdır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması ve üyelik müzakerelerimizde mesafe kat edilmesi de 18 Mart Mutabakatı’nın parçasıdır. Vize serbestisi, aslında 2020’nin değil 2014’ün sonuna kadar çözülmesi gereken bir sözdü ama yapılmadı. Şimdi 2020 bitti, 2021’deyiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, güvenlik ve terörle mücadele alanında iş birliğinin ilerletilmesi gerektiğinin belirterek, şöyle konuştu: “DEAŞ ile mücadele deniyor. Soruyorum, Türkiye’den başka DEAŞ ile mücadelede onurlu, şahsiyetli bir mücadele veren ülke var mı Avrupa Birliği ülkeleri içinde? Bu mücadeleyi de en onurlu şekilde veren Türkiye, biziz. Hiç gözlerinin yaşına bakmayız. Nerede bulursak orada gereğini yaparız. PKK/YPG ile aynı şekilde mücadelemiz sürerken, maalesef batılı dostlarımız PKK/YPG bunlarla ilgili, onları kendi ülkelerinde barındırıyor, onlara gerekli destekleri veriyor. Kusura bakmayın açık ve net konuşuyorum. Dost acı söyler ama gerçeği söyler. Ben gerçeği söylemek mecburiyetindeyim. Çünkü şu anda müzakereci bir ülke olarak Türkiye bunları sizinle paylaşmazsa, bilesiniz ki yarın aynı bela sizin de başınıza gelecektir. Avrupa’nın ve NATO’nun güneydoğu sınırlarının, dolayısıyla da güvenliğinin Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundan başladığını hatırlatmak isterim. Hepinizle NATO’da beraberiz. NATO’da birlikte olduğumuza göre bu mücadeleyi de beraber sürdürmemiz gerekmez mi? Bunu da beraber sürdürmemiz gerekir. Terörle mücadelede biz hiçbir NATO ülkesini yalnız bırakmadığımıza göre, acaba neden NATO’nun diğer ülkeleri bizi terörle mücadelede yalnız bırakıyor?”

“İDLİB’TEKİ MEVCUDİYETİMİZLE YENİ BİR İNSANİ TRAJEDİNİN VE BÜYÜK BİR GÖÇ DALGASININ ÖNÜNE GEÇTİK”

Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin bulunduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki koalisyon ülkeleri olarak Almanya, Fransa, İngiltere ve hatta Amerika’nın bu mücadelede Türkiye’nin yanında yer almadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, binlerce tır silah, mühimmat ve araç gerecin terör örgütlerine gönderildiğini ve terör örgütlerinin bunlarla Türkiye’ye savaş açtığını vurgulayarak, “Biz bir NATO ülkesi olarak bunlarla bu şekilde savaştık, savaşıyoruz ve savaşacağız. Geri durmak yok” diye konuştu.

Libya ve Dağlık Karabağ gibi bazı kesimlerce sorunlu addedilen alanlardan hiçbirinin Avrupa Birliği ve üye ülkelerle olan ilişkilerin özüne müteallik olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya’nın doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter’e karşı yapılan Berlin Konferansı’nda alınan kararlara uyulmadığına dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hafter’in bölgede kendi kendini koruma durumunda olduğunu hatırlatarak, “Biz eğer o darbeci Hafter’e karşı mücadelemizi vermemiş olsaydık çok açık net söylüyorum uluslararası camianın kabul ettiği şu andaki Millî Mutabakat Hükûmeti yok olurdu. Bizim oradaki varoluşumuz oradaki Millî Mutabakat Hükûmeti’nin ömrünü uzatmıştır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bu bölgelerde aldığı inisiyatiflerle Avrupa’nın güvenliğine katkıda bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi: “Bugüne kadar 9 bine yakın yabancı terörist savaşçı yakaladık ve hepsini de geri gönderdik. Çatışma bölgeleri ile bağlantılı olduğunu tespit ettiğimiz yaklaşık 100 bin kişiye ülkemize giriş yasağı koyduk. Türkiye’nin sınır dışı ettiği DEAŞ mensuplarıyla ilgili gereken tedbirleri almadıkları için eyleme maruz kalan ülkelerin içine düştükleri acı durumu sizler de gördünüz. Suriye’de bir dönem terörün kol gezdiği bölgeleri güvenli hâle getirerek 420 bini aşkın mazlumun memleketlerine geri dönmesini sağladık. İdlib’teki mevcudiyetimizle yeni bir insani trajedinin ve büyük bir göç dalgasının önüne geçtik. Libya Millî Mutabakat Hükûmeti’ne sağladığımız eğitim ve danışmanlık desteği ülkenin kanlı bir iç savaşa sürüklenmesini engelledi. Ortaya koyduğumuz inisiyatif Libya’da Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açtı.”

“2021 SENESİNİ AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN BAŞARIYA TAHVİL ETMEK BİZİM ELİMİZDEDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da 30 yıllık bir gecikmeyle de olsa adaletin tecelli etmesini ve bölgenin hasret çektiği istikrara kavuşmasını sağladığını anımsatarak, 30 yılda MİNSK Üçlüsü’nün başaramadığının Türkiye’nin verdiği destekle 44 günde gerçekleştirildiğini ifade etti.

Tüm bu konuların objektif ve stratejik bir bakış açısıyla ele alınması durumunda Avrupa Birliği ile Türkiye’nin çıkarlarının örtüştüğünün görüleceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “2021 senesini Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri bakımından başarıya tahvil etmek bizim elimizdedir. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli bir bakış açısıyla hareket ettiğimizde bunu başarabileceğimize inanıyorum. Sayın Michel ve Sayın von der Leyen’ı ay sonunda Türkiye’de misafir edeceğiz. Kendileriyle bu konuları etraflıca ele alacağız. Dışişleri Bakanım da bu ziyaret öncesinde 21 Ocak’ta Brüksel’de temaslarda bulunacak.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları içinde olduklarını hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı: “Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu’nu da toplayarak, kapsamlı bir değerlendirme yapacağız. Temennim odur ki altı ay gibi bir aralıkla sizlerle de bir araya gelmeyi, ama Dışişleri Bakanım ama ben şahsım, önemli görüyorum. Bu toplantıları yapmak suretiyle istiyorum ki bu buluşmalarla çok daha bu münasebetleri güçlendirelim, Bu adımları atalım ve bu adımları atarak, sizler de adeta ülkelerinizi enforme edin. Tüm kurumlarımızın katkılarıyla 2021-2023 arası Avrupa Birliği Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte sizden gerek Brüksel’e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek vermenizi bekliyoruz. Bu vesileyle bir önceki Dönem Başkanı Almanya’ya ilişkilerimizin geliştirilmesi yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Portekiz’e ve müteakip dönem başkanı Slovenya’ya şimdiden başarılar diliyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Geleneksel Sporlar Tesisleri’nin açılış törenine katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Geleneksel Sporlar Tesisleri’nin açılış törenine katıldı için yorumlar kapalı 88784

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Geleneksel Sporlar Gençlik ve Spor Kulübü Tesisleri’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Kendini bilen, tarihini bilen, medeniyetini bilen, inançlı, ahlaklı, erdemli gençler yetiştirmeden geleceğimize güvenle bakamayız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Geleneksel Sporlar Gençlik ve Spor Kulübü Tesisleri’nin açılış törenine katıldı. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleneksel sporlara gönül veren Ankara’daki vatandaşlara hizmet edecek tesisin hayırlı olmasını diledi.

Tesisin, özellikle binicilik, okçuluk ve ata yadigârı güreş gibi sporları öğrenmek, bu alanlarda kendilerini geliştirmek, hatta hoşça vakit geçirmek isteyen herkes için yeni bir nefes alanı olacağına inandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bünyesindeki ahırı, açık ve kapalı menajleri, gezi alanları, tribünü, açık ve kapalı ok atış sahaları, güreş alanları, satış ve tamir atölyeleri, konferans salonu, kafeteryası ve diğer tüm birimleriyle tesisin Ankara’ya kazandırılmasında emeği geçenleri tebrik etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, günde 48 öğrenciye at biniş, 150 öğrenciye okçuluk eğitimi verme kapasitesi bulunan tesise, bilhassa gençlerin dört elle sarılacağından şüphe duymadığını ifade ederek, “Nitekim, salgın şartlarına rağmen 110 öğrenciyle faaliyetlerine devam eden tesisimizin, önümüzdeki dönemde Ankara’nın en cazip yerleri arasına gireceğini düşünüyorum” dedi.

“TARİHİMİZİN VE MEDENİYETİMİZİN ÖNEMLİ SEMBOLÜNE SAHİP ÇIKMAK BOYNUMUZUN BORCUDUR”

At, ok ve güreşin bu üç spor dalının dahi, binlerce yıllık Türk tarihini tek başlarına anlatmaya yetecek zenginliğe sahip olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, atın Türk kültüründeki yerini göstermesi bakımından Dede Korkut Destanı’ndan, zindana atılan Bamsı Beyrek’in, kendisini 16 yıl boyunca bekleyen atına “At demezem sana, kardaş direm, kardaşımdan ileri” diye seslendiğini örneğini aktardı.

Divanü Lugati’t-Türk’te de atla ilgili tam 180 tabir yer aldığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dadaloğlu’nun Aydost Bozlağındaki “Kalktı göç eyledi avşar elleri, ağır ağır giden eller bizimdir. Arap atlar yakın eder ırağı, yüce dağdan aşan yollar bizimdir” dizelerini paylaştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Evet, bizde atlar, uzak hayalleri yakın ettiği için kıymetlidir. Elbette at aynı zamanda, Peygamber efendimize Miraç yolculuğunda eşlik eden Burak’tır. Tarihte, hangi toplum atla tanışmış, kaynaşmış, bütünleşmişse, hemen arkasından büyüme, genişleme, gelişme dönemine girmiştir. Bu bakımdan at, bir medeniyet kurma aracıdır. Osmanlı, devletle birlikte, sarayın at ihtiyacını karşılamak için Çiftlikat-ı Hümayunu da kurmuştur. Cirit başta olmak üzere, atla ilgili pek çok oyunun yer aldığı geleneksel sporlarımızın yeniden canlanması, bizi memnun ediyor. Tarihimizin ve medeniyetimizin bu önemli sembolüne sahip çıkmak boynumuzun borcudur.”

“MAZİDEN ATİYE GÜÇLÜ BİR KÖPRÜ KURMANIN GAYRETİ İÇİNDEYİZ”

Cumhurbaşkanı olduktan sonra, ülkeye gelen misafir devlet başkanlarının karşılama törenlerinde, Muhafız Alayına bağlı bir atlı birliğin de yer almasını temin ettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii bunları dahi eleştirecek kadar tarih, kültür, medeniyet yoksunu, hatta düşmanı kişiler çıktı. Bundan rahatsız oldular. Aynı zihniyet, muhtemelen bu tesisi de eleştirecektir. Varsın eleştirsinler biz işimize bakalım. Hâlbuki kökü olmayanların akıbeti, esen her rüzgârın önünde sürüklenip gitmektir. Biz, köklerimize, tarihimize, kültürümüze sahip çıkarak, maziden atiye güçlü bir köprü kurmanın gayreti içindeyiz” diye konuştu.

Tarihçilerin bir kısmının Türk Milletini, ordu millet veya asker millet olarak tarif ettiğini, bu tanımın sembollerinden birinin at ise diğerinin de ok olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kültürümüzde ok ve yay, siyasetten sosyal hayata birçok göndermeye sahip zengin anlamlara sahiptir. Yayın merkezi, okun ise uç beyliklerini temsil ettiği siyaset geleneğimizde bu semboller, devlet idaresinde hakimiyet nişanesi olarak görülüyordu” şeklinde konuştu.

Ecdadın okçulukta gösterdiği başarının, dünyaya parmak ısırtacak derecede olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “İstanbul’un en önemli yerlerinden birinin, doğduğum, büyüdüğüm yer olması dolayısıyla gurur duyuyorum, Okmeydanı olması, tesadüf değildir. Osmanlı döneminde Okmeydanı’na abdestsiz ve sarhoş girilemiyordu. Aynı şekilde Okçular kabza sınavında kabiliyetleri yanında, ahlak ve karakterleriyle de imtihan ediliyorlardı. Okçuluk müsabakaları öncesinde muhakkak besmele çekilir, Peygamber Efendimize salavat gönderilirdi. Bu alanda kendini geliştirmek isteyenlerin rekabetle beraber dayanışma, mücadeleyle birlikte çelebilik hasletlerini de göstermesi gerekiyordu. Aynı değerler, tüm spor dallarıyla uğraşanlar için de geçerliydi. Er meydanında yiğitlik gösteren pehlivanın, hayatının diğer kısımlarında da civanmert olması beklenirdi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ata sporlarını ihya etmek için çalışırken, aynı zamanda dile getirdiği değerleri de yeni nesillere aktarmayı hedeflediklerini vurguladı.

“İNANÇLI, AHLAKLI, ERDEMLİ GENÇLER YETİŞTİRMEDEN GELECEĞİMİZE GÜVENLE BAKAMAYIZ”

“Evlatlarımızı biniciliğe, okçuluğa, güreşe yönlendirirken, aslında onları kendi medeniyet ve kültür miraslarına sahip çıkmaya davet ediyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendini bilen, tarihini bilen, medeniyetini bilen, inançlı, ahlaklı, erdemli gençler yetiştirmeden geleceğimize güvenle bakamayız. Son dönemde tarihimizi ve kültürümüzü anlatan dizilerin ilgi çekmesinin gerisinde, milletimizin geçmişini bilme, tanıma ve yaşatma heyecanı yatıyor. İşte bu anlayışla, yılların ihmalini giderecek, ata sporlarımızı insanımıza tanıtacak, özellikle çocuklarımızın tarihlerine sahip çıkmasını sağlayacak her çabaya destek veriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılışı yapılan tesisin, Ankara’da geleneksel sporların gelişmesine büyük katkı sağlayacağına olan inancını dile getirerek, tesisin hemen yanı başındaki 40 dönümlük alanın da tahsis edilmesiyle projenin daha kapsamlı hâle geleceğini söyledi.

Tüm vatandaşları, özellikle çocukları ve gençleri bu güzel tesisten faydalanmaya davet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tesisin hayırlı olmasını dileyerek, emeği geçenleri kutladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a konuşmasının ardından, Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Kazancı tarafından üç dünya şampiyonluğu bulunan “Alparslan” isimli özel bir yay hediye edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra “Tesisimiz özellikle çocuklarımıza ve gençliğimize hayırlı olsun diyorum. Zira ideal bir gençliği yetiştirmek inanıyorum ki tüm anlattıklarımla buradan geçiyor. Rabbim yar ve yardımcımız olsun” diyerek tesisin açılış kurdelesini beraberindekilerle kesti.